<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazete Yazıyor</title>
    <link>https://www.sokgazetesi.com.tr</link>
    <description>Haberler, son dakika haberleri, Türkiye'den ve dünyadan en güncel gelişmeler, magazin, ekonomi, spor, gündem ve tüm gazete haberleri ŞOK GAZETESİ'nde</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 22 Sep 2026 05:12:53 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kemikleri çelik gibi yapan spor belli oldu! Ne yüzme ne tenis ne de yoga: 40 yaşından sonra bunu yapan kazanıyor!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/kemikleri-celik-gibi-yapan-spor-belli-oldu-ne-yuzme-ne-tenis-ne-de-yoga</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/kemikleri-celik-gibi-yapan-spor-belli-oldu-ne-yuzme-ne-tenis-ne-de-yoga" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[40 yaş üstü 18 bin 429 kişinin verilerinin incelendiği kapsamlı araştırmada, kemik yoğunluğunu korumada hızlı yürüyüş ve jogging öne çıktı. 124 klinik çalışmanın sonuçlarını bir araya getiren analizde, egzersizin süresi ve kişinin yaşı ile kilosunun da sonucu değiştirdiği görüldü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="auto">Kemik erimesi ve osteoporoz riskine karşı hangi egzersizin daha etkili olduğu araştırıldı. Çin'deki bir araştırma ekibi, <strong>124 farklı klinik çalışmadan elde edilen ve 40 yaş üzerindeki 18 bin 429 kişiyi kapsayan verileri</strong> analiz etti.</p>

<p dir="auto">BMJ'de yayımlanan araştırmada, incelenen egzersiz türleri arasında <strong>hızlı yürüyüş ve jogging en güçlü ve tutarlı sonuçları veren seçenekler</strong> olarak öne çıktı.</p>

<h2 dir="auto"><strong>ÜÇ FARKLI KEMİK BÖLGESİNDE ETKİLİ OLDU</strong></h2>

<p dir="auto">Hızlı yürüyüş ve jogging; <strong>lomber omurga, femur boynu ve kalçanın tamamında</strong> kemik mineral yoğunluğunda anlamlı artışla ilişkilendirildi. Araştırmada yaklaşık <strong>600 MET-dakika/hafta</strong> düzeyindeki egzersizin fark oluşturan eşik olduğu belirlendi. Aerobik egzersiz ile direnç antrenmanının birlikte uygulanması da güçlü sonuçlar verirken, etkisinin daha az kemik bölgesinde görüldüğü belirtildi.</p>

<h2 dir="auto"><strong>YAŞ VE KİLO SONUCU DEĞİŞTİRİYOR</strong></h2>

<p dir="auto">Egzersizden sağlanan faydanın herkeste aynı olmadığı da görüldü. <strong>Orta yaşlı ve sağlıklı beden kitle indeksine sahip kişilerde</strong> sonuçlar daha belirginken, ileri yaştaki ve kilolu ya da obez bireylerde etki daha düşük kaldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="auto">348 bin 334 kişinin verilerinin kullanıldığı başka bir analizde ise <strong>hızlı yürüyenlerde kırık riskinin normal tempoda yürüyenlere göre yaklaşık yüzde 25 daha düşük olduğu</strong> belirlendi. Yavaş yürüyenlerde osteoporoz riski 2,18 kat, kırık riski ise 2,25 kat daha yüksek bulundu.</p>

<h3 dir="auto"></h3></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>ERHAN ALVEROĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/kemikleri-celik-gibi-yapan-spor-belli-oldu-ne-yuzme-ne-tenis-ne-de-yoga</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/demet/yuru.png" type="image/jpeg" length="46621"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Umut olmak için geç kalmayın: Kök Hücre bağışı!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/umut-olmak-icin-gec-kalmayin-kok-hucre-bagisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/umut-olmak-icin-gec-kalmayin-kok-hucre-bagisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lösemi ve çeşitli kan hastalıklarının tedavisinde önemli bir seçenek olan kök hücre nakli için gönüllü bağışçılar hayati önem taşıyor. Uzmanlar, 18-35 yaş arasındaki sağlıklı kişileri kök hücre bağışçısı olmaya çağırırken, Türkiye'de 1 milyon 251 binden fazla aktif bağışçı adayı bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Lösemi ve diğer kan hastalıklarıyla mücadelede önemli bir tedavi seçeneği olan kök hücre nakli, uygun bağışçıların desteğiyle hastalara umut oluyor. Her yıl eylül ayının üçüncü cumartesi günü, Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü olarak farkındalık çalışmaları yürütülüyor.</p>

<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, kemik iliği bağışının başka bir hastaya hayat verme imkanı sunduğunu belirtti.</p>

<h2><strong>"KEMİK İLİĞİ BAĞIŞI ÇOK ÖNEMLİ BİR GÖREV"</strong></h2>

<p>Atay, kemik iliği bağışçısı olmanın önemli ve özel bir görev olduğunu ifade ederek, yapılan bağışın hastalar ve aileleri için umut olduğunu söyledi.</p>

<p>Bağış sürecinin sanıldığı gibi mutlaka ameliyat gerektirmediğini belirten Atay, uygun bağışçıdan kök hücrelerin kan bağışına benzer yöntemlerle toplanabildiğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>18-35 YAŞ ARASINDAKİ SAĞLIKLI KİŞİLER BAĞIŞÇI OLABİLİYOR</strong></h2>

<p>Atay, sağlıklı 18-35 yaş arasındaki kişilerin gönüllü kök hücre bağışçısı adayı olabileceğini belirtti.</p>

<p>Gönüllülerin öncelikle gerekli testlerden geçirildiğini anlatan Atay, uygun bir hasta ile doku eşleşmesi olması halinde ayrıntılı değerlendirmelerin ardından bağış sürecinin başlatıldığını kaydetti.</p>

<h2><strong>TÜRKÖK'TE 1 MİLYON 251 BİNDEN FAZLA BAĞIŞÇI ADAYI</strong></h2>

<p>Türk Kızılayın 19 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, TÜRKÖK kapsamında aktif kök hücre bağışçı adayı sayısı 1 milyon 251 bin 677'ye ulaştı. Bu yılın ilk 8 ayında 39 bin 631 yeni bağışçı adayı sisteme dahil oldu.</p>

<p>Türkiye'de kök hücre bağışçılarının kazanılması, eşleşme ve nakil süreçlerinin yürütülmesi Türk Kızılay ve Sağlık Bakanlığının işbirliğiyle gerçekleştiriliyor.</p>

<h2><strong>"TÜRKİYE'DE HASTALARIN ÜÇTE İKİSİ BAĞIŞÇI BULABİLİYOR"</strong></h2>

<p>Atay, Türkiye'de taranan hastaların yaklaşık üçte ikisinin uygun bağışçı bulabildiğini, ancak bu oranın daha da yükseltilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>TÜRKÖK kapsamında bağışçı sayısının artırılmasının daha fazla hastanın uygun vericiyle eşleşmesine katkı sağlayacağını belirten Atay, sağlıklı kişileri gönüllü bağışçı olmaya davet etti.</p>

<h2><strong>BAĞIŞÇILARA "SON ANDA VAZGEÇMEYİN" ÇAĞRISI</strong></h2>

<p>Uygun bir hasta ile eşleşen gönüllülerin bağış sürecinden son anda vazgeçmemesinin önemine dikkati çeken Atay, bağışçının vazgeçmesinin hasta ve ailesi açısından büyük hayal kırıklığı oluşturabileceğini ifade etti.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/umut-olmak-icin-gec-kalmayin-kok-hucre-bagisi</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 19:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-19-191943.png" type="image/jpeg" length="75835"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[100 yaşını geçenlerin sayısı 107 bini aştı! Bu ülkede uzun yaşamın formülü ne?]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/100-yasini-gecenlerin-sayisi-107-bini-asti-bu-ulkede-uzun-yasamin-formulu-ne</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/100-yasini-gecenlerin-sayisi-107-bini-asti-bu-ulkede-uzun-yasamin-formulu-ne" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Japonya'da 100 yaş ve üzerindeki kişi sayısı ilk kez 100 bin sınırını aşarak 107 bin 677'ye ulaştı. 1963'te bu yaş grubunda yalnızca 153 kişinin bulunduğu ülkede uzun yaşamın arkasında beslenmeden günlük harekete, sosyal ilişkilerden sağlık sistemine kadar birçok etken bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="auto">Japonya'nın uzun ömür istatistikleri yeni bir eşiğe ulaştı. Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı verilerine göre 100 yaş ve üzerindeki nüfus yalnızca bir yılda <strong>7 bin 914 kişi arttı.</strong> Bu yaş grubunda kadınların sayısı erkeklerin yaklaşık 7 katına ulaşıyor.</p>

<h2 dir="auto"><strong>153 KİŞİDEN 107 BİN 677 KİŞİYE</strong></h2>

<p dir="auto">Japonya'da 100 yaş ve üzerindeki <strong>107 bin 677 kişinin 94 bin 298'ini kadınlar, 13 bin 379'unu erkekler</strong> oluşturuyor. Değişimin boyutu geçmiş verilerde daha da belirginleşiyor. 1963 yılında ülkede 100 yaşını geçen yalnızca <strong>153 kişi</strong> bulunuyordu. Sayı 1981'de bin, 1998'de 10 bin, 2012'de ise 50 bin sınırını geçti.</p>

<p dir="auto">Yaklaşık 2,7 kat daha büyük nüfusa sahip ABD'de 2024 itibarıyla 100 yaş ve üzerindeki nüfusun yaklaşık 101 bin olduğu tahmin ediliyor.</p>

<h2 dir="auto"><strong>PEKİ JAPONLARIN SIRRI NE?</strong></h2>

<p dir="auto">Japonya'da ortalama yaşam süresi <strong>84,5 yıl.</strong> Uzun yaşamın tek bir formülü bulunmuyor. Beslenme düzeni, hareketli günlük hayat, güçlü sosyal bağlar ve sağlık hizmetlerine erişim birlikte öne çıkıyor. Geleneksel Japon beslenmesinde <strong>sebze, tahıl, balık, deniz yosunu, yeşil çay ve fermente gıdalar</strong> önemli yer tutuyor. Günlük yürüyüş alışkanlığı ve ileri yaşlarda sosyal hayattan kopmamak da uzun yaşamla ilişkilendirilen etkenler arasında.</p>

<p dir="auto">Okinawa'daki <strong>“moai”</strong> kültürü ise sosyal bağların dikkat çeken örneklerinden biri. Çocukluk döneminden başlayarak yaşam boyu devam edebilen bu destek grupları, insanların birbirleriyle bağlarını korumasına yardımcı oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 dir="auto"><strong>YENİ NESİL AYNI KADAR UZUN YAŞAYACAK MI?</strong></h2>

<p dir="auto">Japonya'daki rakamlar yükselmeye devam ederken geleceğe ilişkin tablo aynı ölçüde net değil. 2026'da yayımlanan bir çalışma, ülkede sağlıkla ilişkili yaşam kalitesinin <strong>2017-2024 döneminde gerilediğini</strong> ve küresel salgının ardından eski seviyesine dönmediğini ortaya koydu.</p>

<p dir="auto">Zayıf yen ve yüksek kamu borcunun yarattığı ekonomik baskılar da gelecek açısından tartışılan başlıklar arasında. Bu nedenle bugün doğan çocukların mevcut yaşlı nüfus kadar uzun yaşayıp yaşamayacağı henüz bilinmiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>SAFA KAAN ÖZTÜRK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/100-yasini-gecenlerin-sayisi-107-bini-asti-bu-ulkede-uzun-yasamin-formulu-ne</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/demet/uzun-yas.png" type="image/jpeg" length="66100"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alzheimer belirtilerini sakın görmezden gelmeyin! Erken tanı hayat kurtarıyor]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/alzheimer-belirtilerini-sakin-gormezden-gelmeyin-erken-tani-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/alzheimer-belirtilerini-sakin-gormezden-gelmeyin-erken-tani-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, Alzheimer hastalığında erken tanının yalnızca hastalığın adını koymak anlamına gelmediğini belirterek, uygun tedavi ve destek seçeneklerine zamanında ulaşmanın bağımsızlığı uzun süre korumak ve geleceği planlamak açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, Alzheimer hastalığında erken tanının, uygun tedavi ve destek seçeneklerine zamanında ulaşılması, kişinin bağımsızlığının mümkün olduğunca uzun süre korunması ve geleceğin planlanması açısından önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, dünya genelinde 55 milyondan fazla kişi demansla yaşıyor. Bu sayının 2030'da 78 milyona, 2050'de ise 139 milyona ulaşması bekleniyor.</p>

<p>Türkiye'de ise yaklaşık 700 bin Alzheimer hastası bulunduğu öngörülüyor. Yaşlanan nüfusla birlikte Alzheimer hastalığının gelecek yıllarda daha büyük bir halk sağlığı sorunu haline gelmesi bekleniyor. Türkiye'de yaklaşık 700 bin Alzheimer hastası bulunduğuna ilişkin tahminler daha önce de uzmanlar tarafından paylaşılmıştı.</p>

<h2><strong>TÜRKİYE HIZLA YAŞLANIYOR</strong></h2>

<p>Korkmaz, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, Alzheimer hastalığının yaşla birlikte görülme sıklığının arttığına dikkati çekti.</p>

<p>Türkiye'nin hızla yaşlandığını belirten Korkmaz, 65 yaş üzerindeki nüfusun bugün yüzde 11'in üzerinde olduğunu, 2050'de ise bu oranın yüzde 23'e çıkmasının beklendiğini aktardı.</p>

<p>Korkmaz, yaşın Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu belirterek, demografik değişimin gelecek yıllarda daha fazla hasta ve bakım ihtiyacı anlamına geldiğini ifade etti.</p>

<h2><strong>HER UNUTKANLIK ALZHEİMER ANLAMINA GELMİYOR</strong></h2>

<p>Günlük yaşamda zaman zaman yaşanan unutkanlıkların tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmediğini vurgulayan Korkmaz, önemli olanın kişinin önceki zihinsel becerilerine kıyasla belirgin bir kötüleşme yaşaması ve bu durumun günlük yaşamını etkilemeye başlaması olduğunu kaydetti.</p>

<p>Korkmaz, aynı soruların tekrar sorulması, yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, daha önce kolaylıkla yapılan işlerde zorlanma ve yol-yön bulma güçlüğünün değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında bulunduğunu bildirdi.</p>

<p>Kelime bulma, planlama ve karar verme güçlüklerinin yanı sıra bazı davranış değişikliklerinin de hastalığın erken belirtileri arasında görülebileceğini belirten Korkmaz, bu tür değişikliklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<h2><strong>ERKEN TANI TEDAVİ VE DESTEK SEÇENEKLERİNİ ARTIRIYOR</strong></h2>

<p>Erken tanının yalnızca hastalığa isim koymak anlamına gelmediğini belirten Korkmaz, öncelikle zihinsel sorunların altında Alzheimer dışında tedavi edilebilir başka bir neden bulunup bulunmadığının araştırılabildiğini aktardı.</p>

<p>Korkmaz, Alzheimer hastalığı söz konusu olduğunda erken tanının tedavinin zamanında planlanması, eşlik eden hastalıkların ve değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınması, kişinin bağımsızlığının mümkün olduğunca uzun süre korunması ve hastayla ailesinin geleceğe hazırlanması açısından önem taşıdığını vurguladı.</p>

<h2><strong>TANI KONULMASINDAKİ ENGELLERE DİKKAT ÇEKTİ</strong></h2>

<p>Demans olgularının yaklaşık yüzde 75'inin tanı almadığının tahmin edildiğini belirten Korkmaz, demansla yaşayan kişiler ve bakım verenlerin önemli bölümünün tanı korkusu ve damgalanmayı tanıya ulaşmanın önündeki engeller arasında gösterdiğini söyledi.</p>

<h2><strong>ALZHEİMER'I KESİN OLARAK ÖNLEYEN YÖNTEM BULUNMUYOR</strong></h2>

<p>Korkmaz, Alzheimer hastalığını kesin olarak önleyen bir yöntemin bulunmadığını, ancak demans riskini azaltmaya yönelik yaşam tarzı ve sağlık müdahalelerinin bulunduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve obezitenin kontrol altında tutulmasının önemine işaret eden Korkmaz, sigara ve aşırı alkol kullanımından kaçınılması, düzenli fiziksel aktivite yapılması, işitme ve görme kayıplarının tedavi edilmesi ile sosyal ve zihinsel açıdan aktif bir yaşam sürdürülmesinin beyin sağlığı açısından önemli olduğunu kaydetti.</p>

<p>Korkmaz, tek bir besin, vitamin veya takviyeye odaklanmak yerine beslenmenin bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, herhangi bir eksiklik saptanmadığı sürece vitamin veya besin desteklerinin demanstan korunmak amacıyla rutin kullanımının kanıtlanmış bir yararı bulunmadığını ifade etti.</p>

<h2><strong>BAKIM VERENLERİN YÜKÜ DE ARTIYOR</strong></h2>

<p>Hastalık ilerledikçe bakım verenlerin fiziksel, psikolojik ve ekonomik yükünün artabildiğine dikkati çeken Korkmaz, sürekli sorumluluk hissi, uykunun bölünmesi, sosyal yaşamın kısıtlanması ve kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasının ciddi yorgunluğa yol açabileceğini belirtti.</p>

<p>Bakım verenlerin desteklenmesinin hasta bakımından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Korkmaz, bakım verenin kendisine zaman ayırmasının bakım sürecinin sürdürülebilmesi açısından gerekli olduğunu kaydetti.</p>

<p>Korkmaz, Alzheimer hastalığında geçmişe kıyasla daha fazla tedavi ve destek seçeneğinin bulunduğunu belirterek, belirtilerin göz ardı edilmemesi, değişikliklerin erken fark edilmesi ve zamanında hekime başvurulmasının önemini vurguladı.</p>

<p>Erken tanı, uygun tedavi ve destek seçeneklerine ulaşmanın hastanın bağımsızlığını mümkün olduğunca uzun süre korumaya ve hem hastanın hem de ailesinin geleceğini planlamasına katkı sağladığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/alzheimer-belirtilerini-sakin-gormezden-gelmeyin-erken-tani-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 18:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-18-183323.png" type="image/jpeg" length="56217"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizine karşı kritik uyarı: Bu 3 değeri mutlaka kontrol ettirin]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/kalp-krizine-karsi-kritik-uyari-bu-3-degeri-mutlaka-kontrol-ettirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/kalp-krizine-karsi-kritik-uyari-bu-3-degeri-mutlaka-kontrol-ettirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Amerikan Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Umuttan Doğan, kalp krizi riskine karşı tansiyon, şeker ve kolesterol gibi değerlerin düzenli kontrol edilmesi gerektiğini belirterek, bu risk faktörlerinin çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Amerikan Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Umuttan Doğan, kalp krizi riskine karşı tansiyon, şeker ve kolesterol gibi risk faktörlerinin ölçtürülerek kontrol altında tutulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Doğan, AA muhabirine, dünyada ölümlerin en sık nedenleri arasında kalp ve damar hastalıklarının bulunduğunu belirtti.</p>

<h2><strong>KALP KRİZLERİ DAHA GENÇ YAŞLARDA GÖRÜLEBİLİYOR</strong></h2>

<p>Kalp krizlerinin son yıllarda daha genç yaşlarda görülmeye başlandığına dikkati çeken Doğan, hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, fazla kilo ile sigara ve elektronik sigara kullanımının önemli risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>Doğan, bu risk faktörlerinin giderek daha genç yaşlarda görülmesinin kalp krizi riskini de artırdığını kaydetti.</p>

<h2><strong>"KALP KRİZİNİN TEMELLERİ 30 YIL ÖNCE ATILIYOR"</strong></h2>

<p>Hastaların herhangi bir belirti yaşamadıklarında kalp krizi geçirmeyeceklerini düşünebildiğini aktaran Doğan, damar sertliğinin uzun yıllar içerisinde geliştiğini söyledi.</p>

<p>Doğan, "Kalp krizinin temelleri aslında hasta bize göğüs ağrısıyla başvurduğu zaman değil, 30 yıl önce atılıyor. Damar sertliği yaklaşık 5 ila 10 yaşlarında başlıyor." dedi.</p>

<p>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulması gerektiğini vurgulayan Doğan, elektronik sigaranın da kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirtti.</p>

<h2><strong>BAZI BİYOKİMYASAL BELİRTEÇLER RİSKLE İLİŞKİLİ</strong></h2>

<p>Homosistein, yüksek duyarlılıklı CRP ve interlökin gibi bazı biyokimyasal belirteçlerin kalp krizi riskiyle ilişkili olduğunu aktaran Doğan, kulak memesindeki çapraz çizgi olarak bilinen "Frank işareti"nin de kalp damar hastalıklarıyla bağlantısının bulunduğuna yönelik veriler olduğunu ifade etti.</p>

<p>Doğan, ancak Frank işaretinin tek başına tanı belirteci olarak kabul edilmemesi gerektiğini, bunun yerine tansiyon, şeker ve kolesterol gibi temel risk faktörlerinin kontrol edilmesinin önem taşıdığını söyledi.</p>

<h2><strong>BEL ÇEVRESİNDEKİ YAĞLANMAYA DİKKAT</strong></h2>

<p>Bel çevresinde biriken yağlanmanın damar sertliği ve vücuttaki iltihaplanma riskindeki artışla ilişkili olabileceğini belirten Doğan, düzenli fiziksel aktivitenin önemine işaret etti.</p>

<p>Doğan, <strong>"Yürüyüş yaparak, bel çevresini incelterek, insülin direncini kırarak, kalp krizi riskini belirgin derecede azaltabiliriz."</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalp krizinin önceden kesin olarak öngörülemese de risk faktörlerine yönelik önlemlerle riskin azaltılabileceğini dile getiren Doğan, haftada en az 5-6 gün, 20-30 dakika ve 2-3 kilometre tempolu yürüyüş yapılmasını önerdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>GÖĞÜS AĞRISI VE SOĞUK TERLEMEDE ZAMAN KAYBETMEYİN</strong></h2>

<p><strong>Kalp krizinde göğsün orta bölgesinde veya kalp üzerinde baskı, yanma ya da ağırlık hissinin yanı sıra soğuk terleme, bulantı ve kusma gibi belirtilerin görülebileceğini aktaran Doğan, bu şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</strong></p>

<p><strong>Doğan, belirtiler ortaya çıktığında "Duş alayım, biraz uzanayım geçer" düşüncesine kapılmadan zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.</strong></p>

<h2><strong>"KALP KRİZİNDE ZAMAN EŞİTTİR KAS"</strong></h2>

<p>Kalp krizi geçiren hastaya ne kadar hızlı müdahale edilirse o kadar fazla kalp kasının kurtarılabileceğine dikkati çeken Doğan, <strong>"Kalp krizi belirtileri ihmal edilirse geriye dönüşü olmayan hasarlanmalara sebep oluyor. Kalp krizinde zaman eşittir kas. Semptomlar olduğunda hızlıca en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak, EKG çektirmek hayat kurtarıcı olabilir."</strong> diye konuştu.</p>

<p>Stent uygulamasının tıkalı damardaki kan akışını yeniden sağlamaya yardımcı olduğunu belirten Doğan, işlem sonrasında da damar sistemindeki hasarlanmalara bağlı risklerin devam edebileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/kalp-krizine-karsi-kritik-uyari-bu-3-degeri-mutlaka-kontrol-ettirin</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2025/05/kalp-krizi-nedir-kalp-krizi-belirtileri-nelerdir.webp" type="image/jpeg" length="26785"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çabuk yorulma ve nefes darlığı bu hastalığın belirtisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/cabuk-yorulma-ve-nefes-darligi-bu-hastaligin-belirtisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/cabuk-yorulma-ve-nefes-darligi-bu-hastaligin-belirtisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk arasında "akciğer tansiyonu" olarak bilinen pulmoner hipertansiyon hastalığının birçok farklı durumla ilişkili olabildiği belirtilerek, açıklanamayan nefes darlığı, çabuk yorulma, bayılma ve göğüs ağrısı gibi şikayetlerin mutlaka dikkate alınması gerektiği kaydedildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında "akciğer tansiyonu" olarak bilinen pulmoner hipertansiyon hastalığının birçok farklı durumla ilişkili olabildiği belirtilerek, açıklanamayan nefes darlığı, çabuk yorulma, bayılma ve göğüs ağrısı gibi şikayetlerin dikkate alınması gerektiği bildirildi.</p>

<h2><strong>TRAKYA ÜNİVERSİTESİNDE PULMONER HİPERTANSİYON TOPLANTISI</strong></h2>

<p>Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı'nda pulmoner hipertansiyon hastalığına ilişkin bilgilendirme toplantısı düzenlendi.</p>

<p>Toplantıda, hastalığın tanı ve tedavi süreçleri ile Trakya Üniversitesi Hastanesi Pulmoner Hipertansiyon Polikliniği'nde sunulan hizmetler hakkında bilgi verildi.</p>

<p>Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ, toplantıda yaptığı konuşmada, erken teşhis edilmeyen pulmoner hipertansiyonun ciddi kalp hastalıklarına yol açabileceğine dikkati çekti.</p>

<p>Nefes darlığı, halsizlik ve çarpıntı gibi belirtiler yaşayan, özellikle risk grubunda bulunan kişilerin uzman hekime başvurmasının önem taşıdığını belirten Üstündağ, erken tanının tedavi sürecindeki önemini vurguladı.</p>

<h2><strong>AÇIKLANAMAYAN NEFES DARLIĞI DİKKATE ALINMALI</strong></h2>

<p>Trakya Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağlar Kaya da pulmoner hipertansiyonun, kalbin sağ tarafından akciğerlere kan taşıyan damarlardaki basıncın yükselmesiyle ortaya çıktığını söyledi.</p>

<p>Hastalığın birçok farklı durumla ilişkili olabildiğini aktaran Kaya, "Açıklanamayan nefes darlığı, çabuk yorulma, bayılma ve göğüs ağrısı gibi şikayetler dikkate alınmalı." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>RİSK GRUBUNDAKİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ÖNEMLİ</strong></h2>

<p>Ailesinde pulmoner hipertansiyon öyküsü bulunanlar ile doğumsal kalp hastalığı ve skleroderma gibi romatizmal bağ dokusu hastalıkları olan kişilerin risk açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kaya, poliklinikte hastaların ayrıntılı incelemelerden geçirildiğini kaydetti.</p>

<p>Kaya, tanı sürecinde ekokardiyografi, ritim takibi ve gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerinden yararlanıldığını bildirdi.</p>

<h2><strong>GİRİŞİMSEL TEDAVİ YÖNTEMLERİ DE UYGULANIYOR</strong></h2>

<p>Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda tanı ve takip hizmetlerinin yanı sıra uygun hastalarda atriyal septal defektlerin girişimsel yöntemlerle kapatıldığını belirten Kaya, pulmoner kapak darlıklarına yönelik balon uygulamalarının da gerçekleştirildiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/cabuk-yorulma-ve-nefes-darligi-bu-hastaligin-belirtisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-16-171342.png" type="image/jpeg" length="64156"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Horlayan o, bedelini siz ödüyorsunuz! Gece boyunca beyne bakın ne oluyor]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/horlayan-o-bedelini-siz-oduyorsunuz-gece-boyunca-beyne-bakin-ne-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/horlayan-o-bedelini-siz-oduyorsunuz-gece-boyunca-beyne-bakin-ne-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gece boyunca horlayan birinin yanında uyumak, yalnızca uykunun bölünmesine neden olmuyor. Kesintiye uğrayan uyku; ertesi gün stres, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, yorgunluk ve motivasyon kaybıyla kendini gösterebiliyor. Sleep Foundation'ın anketinde horlayan eşi olanların yüzde 75'i uykularının bundan etkilendiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="auto">Horlayan kişi uyurken, yanındaki aslında bütün gece küçük küçük uyanıyor olabilir. Üstelik yatakta geçirilen süre uzun olsa bile sık sık bölünen uyku, sabah dinlenmiş kalkmaya yetmeyebiliyor.</p>

<h2 dir="auto"><strong>HORLAYAN O, UYKUSUZ KALAN SİZ OLABİLİRSİNİZ</strong></h2>

<p dir="auto">Uyku konusunda uzman doktor <strong>Clare Simon</strong>, horlamanın uyku sırasında üst solunum yollarındaki yumuşak dokuların titreşmesiyle ortaya çıktığını belirtiyor. Oldukça yaygın olduğu için çoğu zaman basit bir gece rahatsızlığı gibi görülen horlamanın etkisi ise yatağın diğer tarafına kadar uzanabiliyor. Sleep Foundation'ın anketine göre <strong>horlayan bir eşi olan kişilerin yüzde 75'inin uykusu etkileniyor.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 dir="auto"><strong>ERTESİ GÜN DİKKAT VE HAFIZA SORUNU YAŞANABİLİYOR</strong></h2>

<p dir="auto">Uyku, beynin stres ve duygusal tepkileri düzenleyen işlevlerinde önemli rol oynuyor. Gece boyunca tekrar tekrar uyanmak veya uykunun fark edilmeden bölünmesi bu düzeni bozabiliyor.</p>

<p dir="auto">Sonuç ertesi gün ortaya çıkabiliyor. <strong>Odaklanmakta zorlanma, unutkanlık, yorgunluk ve stres</strong> bunlar arasında yer alıyor.</p>

<p dir="auto">Kesintili uyku hormon düzenini de etkileyebildiğinden kişinin <strong>enerji seviyesi ve motivasyonu</strong> düşebiliyor.</p>

<h2 dir="auto"><strong>HORLAMANIN ARKASINDA UYKU APNESİ OLABİLİR</strong></h2>

<p dir="auto">Horlamanın kendisi yaygın olsa da bazı durumlarda altında başka bir sorun bulunabiliyor. Özellikle <strong>uyku apnesi ihtimalinin değerlendirilmesi için doktora başvurulması</strong> öneriliyor. Burun tıkanıklığı ve alerjiler de horlamaya neden olabiliyor. Horlayan kişilere kilo vermek, sigarayı bırakmak, yatmadan önce alkol tüketimini azaltmak ve sırt üstü yerine yan yatmak önerilen yöntemler arasında.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>ELİF AKSU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/horlayan-o-bedelini-siz-oduyorsunuz-gece-boyunca-beyne-bakin-ne-oluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/demet/horlama.png" type="image/jpeg" length="90434"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yıllarca 'ellerini kirletme' dediler! Bilim şimdi tam tersini söylüyor]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/yillarca-ellerini-kirletme-dediler-bilim-simdi-tam-tersini-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/yillarca-ellerini-kirletme-dediler-bilim-simdi-tam-tersini-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toprak, çimen, ağaç ve yosunla temasın yalnızca doğayla bağ kurmaktan ibaret olmadığına işaret eden araştırmalar dikkat çekiyor. Bulgular, doğal ortamlardaki mikroorganizmalarla temasın ciltteki mikrobiyal çeşitliliği artırabileceğini ve bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı göstergeleri etkileyebileceğini ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukken sık sık duyduğumuz <strong>"Ellerini kirletme"</strong> uyarısı bilimsel araştırmalarla yeniden tartışmaya açılıyor. Finlandiya'da yürütülen çalışmalar, doğayla temasın ardından ciltteki mikroorganizma topluluğunda kısa sürede ölçülebilir değişiklikler oluşabileceğini gösteriyor.</p>

<h2><strong>SADECE 20 SANİYE TOPRAĞA DOKUNDULAR</strong></h2>

<p>Finlandiya Çevre Enstitüsü'nden ekolojist ve doğa-sağlık araştırmacısı <strong>Mira Grönroos</strong>, katılımcılardan ellerini 20 saniye boyunca toprak ve yosuna sürmelerini istedi. Eller yalnızca musluk suyuyla durulandıktan sonra yapılan incelemede <strong>mikroorganizmaların hem sayısının hem de çeşitliliğinin arttığı</strong> görüldü. Grönroos, ellerin dışarıdan temiz görünmesine rağmen mikrobiyal değişimin oldukça büyük olduğunu belirtti.</p>

<p>Daha fazla bakteri ilk bakışta olumsuz gibi görünse de araştırmacıların üzerinde durduğu nokta sayıdan çok <strong>mikrobiyal çeşitlilik</strong>. Zengin bir mikroorganizma topluluğunun, hastalık oluşturabilecek bazı bakterilerin baskın hale gelmesini zorlaştırabileceği düşünülüyor.</p>

<h2><strong>ÇAMURDA OYNAYAN ÇOCUKLARDA NE DEĞİŞTİ?</strong></h2>

<p>Finlandiya'daki çalışmaların bir bölümünde kreş bahçelerine <strong>orman zemini, torf ve bitki yetiştirme alanları</strong> eklendi. Çocuklar bu alanlarda 28 gün boyunca düzenli olarak oynadı. Asfalt ağırlıklı bahçelerde oynayan çocuklarla yapılan karşılaştırmada, doğayla daha fazla temas eden çocukların <strong>ciltlerindeki mikrobiyal çeşitliliğin daha yüksek olduğu</strong> görüldü. Üstelik aradaki farkın bir yıl sonra da gözlemlenebildiği belirtildi. Çalışmalarda yalnızca ciltteki değişimler incelenmedi. Kan örneklerinde de bağışıklık sisteminin tepkilerini düzenleyen bazı göstergelerde farklılıklar tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ NASIL ETKİLEYEBİLİR?</strong></h2>

<p>Araştırmalar, mikroorganizma açısından zengin çevrelerle temasın <strong>bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesini kontrol eden mekanizmalarla ilişkili olabileceğine</strong> işaret ediyor. Ancak araştırmacılar bu noktada kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurmuyor. Grönroos, doğayla temas eden kişilerin astım olmayacağının söylenemeyeceğini özellikle vurgularken, bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı hastalıkların ortaya çıkma ihtimalinin azalabileceğine yönelik işaretler bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla mevcut bulgular <strong>toprağın egzama, astım veya alerjiyi önlediği anlamına gelmiyor.</strong></p>

<h2><strong>YETİŞKİNLERDE DE BENZER SONUÇLAR GÖRÜLDÜ</strong></h2>

<p>Çalışmalar yalnızca çocuklarla sınırlı değil. Yetişkinlerle gerçekleştirilen bir deneyde katılımcıların bir bölümü evlerinde mikroorganizma çeşitliliği yüksek toprak kullanarak sebze yetiştirdi. Bir ayın ardından bu gruptaki kişilerin <strong>ciltlerindeki bakteri çeşitliliğinde artış</strong>, kanlarında ise iltihaplanmayla ilişkili bazı bağışıklık göstergelerinde değişiklik saptandı.</p>

<p>Finlandiya'daki ofislere canlı bitkilerden oluşan yeşil duvarların yerleştirildiği başka bir çalışmada ise <strong>yalnızca iki hafta sonra</strong> çalışanların ciltlerindeki mikrobiyal çeşitlilikte artış görüldü. Araştırmalar henüz doğayla temasın bağışıklık sistemi üzerindeki uzun vadeli etkilerini kesin biçimde ortaya koymuş değil. Ancak bugüne kadarki sonuçlar, <strong>toprağa dokunmanın, bahçeyle uğraşmanın ve günlük yaşamda doğayla temas etmenin</strong> insan mikrobiyomu açısından düşünüldüğünden daha önemli olabileceğine işaret ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>ERHAN ALVEROĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/yillarca-ellerini-kirletme-dediler-bilim-simdi-tam-tersini-soyluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/demet/toprak.png" type="image/jpeg" length="10750"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuz gece uyuyamıyorsa dikkat!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/cocugunuz-gece-uyuyamiyorsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/cocugunuz-gece-uyuyamiyorsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Volkan Şahin, çocukların uyku düzeninin korunması için özellikle uyumadan önce ekran kullanımının sınırlandırılması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Volkan Şahin, yaz döneminde değişen çocukların uyku düzeninin okul döneminin başlamasıyla birlikte kademeli olarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Şahin, özellikle uyumadan önce ekran kullanımının sınırlandırılması gerektiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>OKUL DÖNEMİ ÖNCESİ UYKU DÜZENİ KADEMELİ DEĞİŞTİRİLMELİ</strong></h2>

<p>Şahin, yaz döneminde çocukların uyku saatlerinde değişiklikler yaşanabildiğini belirterek, okul döneminin başlamasıyla uyku düzeninin bir anda değil, kademeli şekilde eski haline getirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<h2><strong>UYUMADAN ÖNCE EKRAN KULLANIMI UYKU KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR</strong></h2>

<p>Çocukların uyumadan önce ekran karşısında zaman geçirmesinin uyku kalitesini olumsuz etkileyebileceğine dikkati çeken Şahin, ekrandan yayılan ışığın melatonin hormonunun salgılanmasını kısıtlayabildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şahin, bunun çocuğun uykuya dalma süresini uzatabileceğini ve toplam uyku süresinin azalmasına neden olabileceğini belirterek, <strong>"Bu durum hem uykuya dalma süresini uzatıyor hem de uyku süresi azalmış oluyor. Bu da çocuğun gündüz uykuluk haline sebep olabilir."</strong> dedi.</p>

<h2><strong>SADECE EKRAN SÜRESİ DEĞİL, İÇERİK DE ÖNEMLİ</strong></h2>

<p>Ekran kullanımında yalnızca geçirilen sürenin değil, izlenen içeriğin de önemli olduğunu vurgulayan Şahin, şiddet içeren veya çocuğun yaşına uygun olmayan içeriklerin uyku kalitesini olumsuz etkileyebileceğini kaydetti.</p>

<p>Ailelerin çocukların yaşlarına uygun şekilde ekran kullanımına sınır getirmesi gerektiğini belirten Şahin, özellikle uyumadan yaklaşık <strong>bir saat önce dijital içeriklerden uzak durulmasının</strong> önemli olduğunu ifade etti.</p>

<h2><strong>UYKU İÇİN ODA MÜMKÜN OLDUĞUNCA KARANLIK VE SESSİZ OLMALI</strong></h2>

<p>Kaliteli uyku için çocuğun odasının mümkün olduğunca karanlık ve sessiz olması gerektiğini belirten Şahin, uyku ortamının düzenlenmesinin de sağlıklı uyku alışkanlığının önemli bir parçası olduğunu söyledi.</p>

<h2><strong>UYKUYA GEÇİŞİ KOLAYLAŞTIRAN RUTİNLER OLUŞTURULABİLİR</strong></h2>

<p>Şahin, çocukların uykuya geçişini kolaylaştırmak için yaşlarına uygun rutinler oluşturulabileceğini belirtti.</p>

<p>Bu kapsamda banyo yapılması veya kitap okuma gibi rutinlerin uygulanabileceğini ifade eden Şahin, <strong>"Banyo yapılması, kitap okuma rutininin oluşturulması gibi çocuğun yaşına göre rutinler uykuya geçişi kolaylaştırabilir."</strong> dedi.</p>

<h2><strong>GEÇ YATIP ERKEN KALKMAK DİKKAT SORUNUNA YOL AÇABİLİR</strong></h2>

<p>Geç saatlerde uyuyup erken saatlerde kalkmanın uyku kalitesini düşürebileceğine işaret eden Şahin, yetersiz ve kalitesiz uykunun çocukların gün içinde uykulu olmasına ve dikkatlerini sürdürmekte güçlük çekmesine neden olabileceğini vurguladı.</p>

<h2><strong>"EKRAN KULLANIMINA ÇOCUKLA BERABER KARAR VERMELİYİZ"</strong></h2>

<p>Ailelere ekran kullanımı konusunda da tavsiyelerde bulunan Şahin, ekran süresinin yaz veya okul döneminde belli sınırlar içerisinde tutulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Şahin, kuralların belirlenmesinde çocuğun da sürece dahil edilmesinin önemine dikkati çekerek, <strong>"Ailelere şunu net bir şekilde söyleyebilirim, yaz da olsa okul da olsa ekran kullanımı belli bir süre içinde olmalı. Buna çocukla beraber karar vermeliyiz."</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Şahin, yalnızca ebeveynin kural koymasının, belirlenen sınırların uygulanabilirliğini ve devamlılığını olumsuz etkileyebileceğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/cocugunuz-gece-uyuyamiyorsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-12-175850.png" type="image/jpeg" length="46980"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tek doz yeterli mi? Suçiçeği Aşısında İkinci dozun hayati önemi ortaya çıktı]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/tek-doz-yeterli-mi-sucicegi-asisinda-ikinci-dozun-hayati-onemi-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/tek-doz-yeterli-mi-sucicegi-asisinda-ikinci-dozun-hayati-onemi-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, tek doz suçiçeği aşısının ağır hastalık riskini azaltmasına rağmen her çocukta tam koruma sağlamayabileceğini belirterek, ailelere ikinci doz aşı takvimini takip etmesi çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığının Ulusal Çocukluk Dönemi Aşılama Takvimi'nde yaptığı güncellemeyle 1 Eylül itibarıyla 48. ayını dolduran çocuklara suçiçeği aşısının ikinci dozu uygulanmaya başlandı.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle 48. ayda ikinci dozun yanı sıra daha önce ikinci dozu yapılmamış 49-72 ay arasındaki çocuklar için de yakalama aşılaması yapılacak.</p>

<h2><strong>SUÇİÇEĞİ YÜKSEK BULAŞICILIK GÖSTERİYOR</strong></h2>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, suçiçeğinin "varicella-zoster" virüsünün neden olduğu, bulaşıcılığı yüksek bir hastalık olduğunu belirtti.</p>

<p>Hastalığın en tipik bulgusunun kaşıntılı ve içi sıvı dolu döküntüler olduğunu aktaran Sert, ateş, halsizlik, iştahsızlık ve genel kırgınlığın da görülebileceğini ifade etti.</p>

<p>Sert, çocuğun döküntüler ortaya çıkmadan yaklaşık 1-2 gün önce virüsü bulaştırmaya başlayabildiğini, bulaştırıcılığın deri lezyonlarının tamamı kabuklanana kadar devam edebildiğini bildirdi.</p>

<h2><strong>BAZI ÇOCUKLARDA KOMPLİKASYONLAR GÖRÜLEBİLİYOR</strong></h2>

<p>Suçiçeğinin sağlıklı çocukların büyük bölümünde kendiliğinden iyileşebildiğini ancak tamamen risksiz kabul edilmemesi gerektiğini vurgulayan Sert, özellikle bazı gruplarda hastalığın daha ciddi sonuçlara yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Döküntülerin kaşınmasına bağlı ikincil bakteriyel deri enfeksiyonlarının görülebildiğini belirten Sert, daha nadir olarak zatürre ve sinir sistemini etkileyen ciddi tabloların da ortaya çıkabildiğini kaydetti.</p>

<p>Sert, bağışıklık sistemi baskılanmış çocuklarda hastalığın çok daha ağır seyredebildiğine dikkati çekerek, suçiçeğinin "çocukluk çağında herkes geçirir, önemli bir hastalık değil" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<h2><strong>İLK DOZ AĞIR HASTALIK RİSKİNİ AZALTIYOR</strong></h2>

<p>Suçiçeği aşısının ilk dozunun hastalığın ağır seyretme riskini önemli ölçüde azalttığını aktaran Sert, tek doz aşılanan bazı çocuklarda virüsle karşılaşılması halinde hastalığın yine de gelişebileceğini belirtti.</p>

<p>İkinci dozun, ilk dozla oluşan bağışıklık yanıtını güçlendirerek aşıya rağmen ortaya çıkabilecek vakaların görülme ihtimalini daha da azaltmayı amaçladığını söyledi.</p>

<p>Sert, ikinci dozun ilk dozun gereksiz olduğu anlamına gelmediğini, aksine ilk dozun sağladığı korumanın tamamlanması ve güçlendirilmesi anlamına geldiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>İKİ DOZ AŞILAMA VİRÜSÜN DOLAŞIMINI DA AZALTIYOR</strong></h2>

<p>Aşılanan çocuklarda suçiçeği görülmesinin aşının etkisiz olduğu anlamına gelmediğini belirten Sert, tek doz sonrası ortaya çıkan vakaların çoğunlukla aşısız çocuklara kıyasla daha hafif seyrettiğini ifade etti.</p>

<p>İkinci dozun yalnızca ağır hastalığı önlemeyi değil, suçiçeğinin çocuklar arasında dolaşımını ve aşıya rağmen gelişen vakaları da mümkün olduğunca azaltmayı hedeflediğini kaydetti.</p>

<h2><strong>AİLELERE AŞI KARTI VE E-NABIZ UYARISI</strong></h2>

<p>Sert, iki dozluk aşılama sayesinde çocuklarda daha güçlü bireysel koruma sağlanırken toplumdaki virüs dolaşımının azaltılmasına da katkıda bulunulduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle okulların açıldığı ve çocukların yeniden kalabalık ortamlarda bir araya geldiği dönemde aşıların eksiksiz olmasının önemine işaret eden Sert, ailelerin çocuklarının aşı kartlarını ve e-Nabız kayıtlarını kontrol etmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sert, özellikle 4-6 yaş arasında çocuğu bulunan ailelerin ikinci dozun yapılıp yapılmadığını kontrol etmesini, eksik doz bulunması halinde aile hekimliği biriminden bilgi alınmasını önerdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/tek-doz-yeterli-mi-sucicegi-asisinda-ikinci-dozun-hayati-onemi-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/asi-13.jpg" type="image/jpeg" length="41854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı yaşam için milyonlar harekete geçti]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/saglikli-yasam-icin-milyonlar-harekete-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/saglikli-yasam-icin-milyonlar-harekete-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasıyla 2,8 milyon vatandaşa ulaşıldığını bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 81 ildeki 357 Sağlıklı Hayat Merkezi'nde 17 farklı alanda ücretsiz hizmet sunulduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>1,7 MİLYONDAN FAZLA BESLENME HİZMETİ VERİLDİ</strong></h2>

<p>Memişoğlu, merkezlerde 1,7 milyondan fazla beslenme ve diyetetik hizmeti sunulduğunu bildirdi.</p>

<h2><strong>HAREKET KAMPANYASI 2,8 MİLYON VATANDAŞA ULAŞTI</strong></h2>

<p>"Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasıyla 2,8 milyon vatandaşa ulaşıldığını aktaran Memişoğlu, sağlıklı hayat merkezlerine iki yılda 26 milyon başvuru yapıldığını kaydetti.</p>

<h2><strong>ÜCRETSİZ HİZMETLERDEN YARARLANMA ÇAĞRISI</strong></h2>

<p>Memişoğlu, sağlıklı bir toplum için çalışmaların sürdüğünü belirterek vatandaşları ücretsiz hizmetlerden yararlanmak üzere kendilerine en yakın Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvurmaya davet etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/saglikli-yasam-icin-milyonlar-harekete-gecti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 21:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-08-215915.png" type="image/jpeg" length="12252"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda yanık vakalarına karşı evde alınabilecek hayati tedbirler nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/cocuklarda-yanik-vakalarina-karsi-evde-alinabilecek-hayati-tedbirler-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/cocuklarda-yanik-vakalarina-karsi-evde-alinabilecek-hayati-tedbirler-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KTÜ Yanık Merkezi Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Uluşahin, özellikle sıcak su ve sıcak içecek kaynaklı yanık vakalarında son dönemde artış yaşandığını belirterek vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uluşahin, yaptığı yazılı açıklamada, merkezde, Doğu Karadeniz başta olmak üzere çevre bölgelerden gelen yanık hastalarının tanı, takip ve tedavilerinin gerçekleştirildiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuklarda birçok yanığın günlük yaşamın en sıradan anlarında meydana geldiğini anlatan Uluşahin, şöyle devam etti:</p>

<p>"Bazen yanık denildiğinde aklımıza büyük bir kaza geliyor. Oysa çocuklarda gördüğümüz yanıkların bir bölümü günlük hayatın en sıradan anlarında meydana geliyor. Ailece oturduğunuz bir kahvaltı masasında içilen çay, yemek sonrasında sohbet ederken önünüzde duran bir kahve ya da mutfakta tezgahın üzerinde bulunan sıcak su birkaç saniye içinde küçük bir çocuk için ciddi bir yanık nedeni olabiliyor."</p>

<h2><strong>SICAK SIVILAR AĞIR YANIKLARA YOL AÇABİLİYOR</strong></h2>

<p>Uluşahin, çocukların çevrelerindeki nesneleri tanıma eğiliminden dolayı risk altında olduklarına değinerek, masa üzerindeki bardağın çekilmesi ve sıcak sıvıların devrilmesi sonucu ağır yanıklar oluşabildiğini vurguladı.</p>

<p>Ailelerin yalnızca yemek hazırlarken değil, sıcak yiyecek ve içeceklerin bulunduğu her ortamda dikkatli olması gerektiğini belirten Uluşahin, şunları kaydetti:</p>

<p>"Çocuğun yanında çayımızı veya kahvemizi içerken çoğu zaman bunu bir tehlike olarak görmüyoruz. Oysa küçük bir çocuğun masadaki bardağa uzanması, sıcak bir sobaya dokunması veya fincanı devirmesi için birkaç saniye yeterli. Bu nedenle sıcak içecekleri çocukların ulaşabileceği masa kenarlarında bırakmamak, mümkün olduğunca çocuğun erişemeyeceği bir noktada tutmak çok önemli."</p>

<h2><strong>BEBEKLER DE SICAK SIVI YANIKLARIYLA KARŞILAŞIYOR</strong></h2>

<p>Yanık riskinin yalnızca yürümeye ve etrafı keşfetmeye başlayan çocuklarla sınırlı olmadığını aktaran Uluşahin, bebeklik dönemindeki çocuklarda dahi sıcak sıvı yanıklarıyla karşılaştıklarına dikkati çekti.</p>

<h2><strong>ELEKTRİKLİ CİHAZLAR ÇOCUKLARDAN UZAK TUTULMALI</strong></h2>

<p>Ev içinde özellikle elektrikli su ısıtıcısı ve çaydanlıkların çocukların ulaşamayacağı yerde tutulması gerektiğine işaret eden Uluşahin, "Elektrikli su ısıtıcısı ve diğer elektrikli mutfak cihazlarının kabloları aşağı sarkmamalı. Tencere sapları dışarıya dönük bırakılmamalı. Sıcak yiyecekler çocukların bulunduğu ortamdan geçirilirken dikkatli olunmalı." uyarısında bulundu.</p>

<h2><strong>PRİZ VE HASARLI KABLOLARA DİKKAT</strong></h2>

<p>Çocuklarda ev içi yanıkların bir diğer önemli nedeninin elektrik yaralanmaları olduğunu belirten Uluşahin, özellikle prizlere yabancı cisim sokulması, açıkta veya hasarlı elektrik kablolarıyla oynanması ya da kabloların ağza götürülmesinin ciddi elektrik yanıklarına neden olabileceğini kaydetti.</p>

<h2><strong>BASİT ÖNLEMLERLE CİDDİ YANIKLAR ÖNLENEBİLİR</strong></h2>

<p>Uluşahin, ailelerin çocukların bulunduğu ortamı daha güvenli hale getirmesi gerektiğini ve basit önlemlerle ciddi yanıkların önüne geçilebileceğini aktardı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/cocuklarda-yanik-vakalarina-karsi-evde-alinabilecek-hayati-tedbirler-nelerdir</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-08-174607.png" type="image/jpeg" length="32924"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu belirtiler kalp yetersizliğine işaret edebilir!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/bu-belirtiler-kalp-yetersizligine-isaret-edebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/bu-belirtiler-kalp-yetersizligine-isaret-edebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gülay Gök, günlük yaşamda sonradan ortaya çıkan nefes darlığı, çabuk yorulma, bacaklarda şişlik ve açıklanamayan hızlı kilo artışının kalp yetersizliği açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gülay Gök, toplumda sık görülen kalp yetersizliği belirtilerinin zaman zaman yaşlanmanın veya günlük yaşamın doğal bir parçası olarak değerlendirilebildiğini belirtti.</p>

<p>Kalp yetersizliğinin yalnızca kalbin kan pompalama gücünün azalması anlamına gelmediğini vurgulayan Gök, kalbin gevşeme fonksiyonundaki bozuklukların da bu tabloya yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p>Özellikle günlük aktiviteler sırasında ortaya çıkan nefes darlığı ve çabuk yorulmanın dikkate alınması gerektiğini belirten Gök, yürürken veya merdiven çıkarken sık sık dinlenme ihtiyacının önemli bir uyarı işareti olabileceğini kaydetti.</p>

<h2><strong>GECE ORTAYA ÇIKAN NEFES DARLIĞINA DİKKAT</strong></h2>

<p>Kalp yetersizliğine bağlı şikayetlerin yalnızca gündüz görülmediğini aktaran Gök, gece yaşanan nefes darlığının da önemli bir belirti olduğunu söyledi.</p>

<p>Daha önce tek yastıkla rahat uyuyan bir kişinin zamanla iki veya daha fazla yastığa ihtiyaç duyması ya da gece nefes darlığı nedeniyle uyanmasının kalp yetersizliği açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Kalp yetersizliğinde nefes darlığının özellikle efor sırasında veya yatarken artabileceği ve gece uykudan uyandırabilecek düzeye ulaşabileceği biliniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>BACAKLARDAKİ ŞİŞLİK VE HIZLI KİLO ARTIŞI ÖNEMLİ İŞARETLER</strong></h2>

<p>Vücutta sıvı birikmesine bağlı olarak özellikle bacaklarda ve ayak bileklerinde şişlik gelişebildiğini ifade eden Gök, daha önce rahat kullanılan ayakkabıların ayağa dar gelmesinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Beslenme düzeninde değişiklik olmamasına rağmen kısa sürede belirgin kilo artışı yaşanmasının da vücutta sıvı birikimine işaret edebileceğini belirten Gök, açıklanamayan hızlı kilo değişimlerinin değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>"KALP YETERSİZLİĞİNİN TEK NEDENİ KALP KRİZİ DEĞİL"</strong></h2>

<p>Gök, kalp yetersizliğinin yalnızca daha önce geçirilmiş kalp krizinin sonucu olarak düşünülmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Yüksek tansiyon, diyabet, kronik böbrek hastalıkları, ritim bozuklukları ve kalp kapak hastalıklarının da kalp yetersizliğine yol açabileceğini ifade eden Gök, obezitenin de önemli bir risk faktörü olduğunu kaydetti.</p>

<h2><strong>TEDAVİDE ALTA YATAN NEDENİN BELİRLENMESİ ÖNEMLİ</strong></h2>

<p>Kalp yetersizliğinin altında yatan nedenin belirlenmesinin tedavinin önemli bir parçası olduğunu belirten Gök, çarpıntı, baş dönmesi ve bayılmanın daha nadir görülen belirtiler arasında yer aldığını aktardı.</p>

<p>Bu şikayetlerin ortaya çıkması halinde ritim bozukluklarının araştırılması gerektiğini belirten Gök, ritim bozukluğu tespit edilmesi durumunda öncelikle bu sorunun tedavi edilmesinin önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><strong>"Kalp yetersizliğinin nedenine yönelik tedavi, hastalığın seyrinde belirleyici rol oynuyor."</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>ERKEN TANI HASTALIĞIN SEYRİNDE BELİRLEYİCİ</strong></h2>

<p>Kalp yetersizliği geliştikten sonra uygulanan tedavilerle hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabildiğini ve hastaneye yatışların azaltılabildiğini belirten Gök, bu nedenle belirtilerin erken dönemde fark edilmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Gök, halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, bacaklarda veya ayak bileklerinde şişlik gibi şikayetlerin yalnızca yaşa bağlanmaması gerektiğini belirterek, bu belirtileri yaşayan kişilerin kardiyoloji değerlendirmesinden geçmesinin erken tanı açısından önemli olduğunu söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/bu-belirtiler-kalp-yetersizligine-isaret-edebilir</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 19:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-05-195123.png" type="image/jpeg" length="79901"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanı Memişoğlu'ndan "aşı" çağrısı]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/saglik-bakani-memisoglundan-asi-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/saglik-bakani-memisoglundan-asi-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Önceliğimiz, aşıyla önlenebilir hastalıklara karşı evlatlarımızı korumak. Sağlıklı bir gelecek için aşılarımızı ihmal etmeyelim." ifadesini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Memişoğlu, NSosyal hesabından Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Aşı, hastalıklara karşı en güçlü kalkanımız. 13 hastalığa karşı rutin aşılama hizmetlerimize kararlılıkla devam ediyor, aşı takvimimizi bilimsel gelişmeler doğrultusunda güncelliyoruz. Nitekim geçtiğimiz yıl 6'lı karma aşıya geçiş yaparak çocuklarımızın tek bir aşıyla hastalıklara karşı korunmasını sağladık. Önceliğimiz, aşıyla önlenebilir hastalıklara karşı evlatlarımızı korumak. Sağlıklı bir gelecek için aşılarımızı ihmal etmeyelim."</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/saglik-bakani-memisoglundan-asi-cagrisi</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-05-180723.png" type="image/jpeg" length="47878"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Acil servislerde korkunç artış: İngiltere'de ruh sağlığı sorunları zirve yaptı!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/acil-servislerde-korkunc-artis-ingilterede-ruh-sagligi-sorunlari-zirve-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/acil-servislerde-korkunc-artis-ingilterede-ruh-sagligi-sorunlari-zirve-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere'de ruh sağlığı sorunları yaşayan çocuk ve gençlerin, acil servislere başvurularında ciddi artış görüldüğü bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere Kraliyet Pediatri ve Çocuk Sağlığı Koleji'nin (RCPCH) yayımladığı analize göre, kendine zarar verme, yeme bozuklukları ve duygusal kriz gibi ruh sağlığı sorunları nedeniyle acil servislere başvuran <strong>6-17 yaş arasındaki çocuk ve gençlerin sayısı 2019-2025 döneminde yüzde 36 arttı.</strong></p>

<h2><strong>RUH SAĞLIĞI NEDENİYLE 75 BİNDEN FAZLA BAŞVURU</strong></h2>

<p>İngiltere Ulusal Sağlık Hizmeti'nin (NHS England) Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası kapsamında sağladığı verilere dayanan analizde, 2025 yılında ruh sağlığı sorunları nedeniyle acil servislere <strong>75 bin 491 çocuk ve gencin</strong> başvurduğu belirtildi.</p>

<p>Bu sayı 2019'da <strong>55 bin 525</strong> olarak kaydedilmişti.</p>

<h2><strong>EN BÜYÜK ARTIŞ KÜÇÜK ÇOCUKLARDA</strong></h2>

<p>Analizde, ruh sağlığı sorunları nedeniyle acil servislere yapılan başvurulardaki en büyük artışlardan bazılarının <strong>6-9 yaş arasındaki küçük çocuklarda</strong> görüldüğü belirtildi.</p>

<p>Aynı dönemde çocukların acil servislere yaptığı toplam başvurulardaki artışın ise yüzde 8'in biraz üzerinde kaldığı kaydedildi.</p>

<h2><strong>6 BİNDEN FAZLA ÇOCUK 12 SAATTEN FAZLA BEKLEDİ</strong></h2>

<p>Veriler, ruh sağlığı sorunları nedeniyle acil servise başvuran çocuk ve gençlerin önemli bir bölümünün uzun süre beklemek zorunda kaldığını da ortaya koydu.</p>

<p>Buna göre, başvuran çocuk ve gençlerden <strong>6 bin 200'den fazlası, yaklaşık yüzde 8'i, 12 saatten fazla</strong> acil serviste bekledi.</p>

<h2><strong>“ÇOCUKLAR İÇİN ACİL SERVİSLER UYGUN YER DEĞİL”</strong></h2>

<p>RCPCH, acil servislerin ruh sağlığı krizi yaşayan çocuklar için en uygun ortam olmadığını belirtti.</p>

<p>Ancak toplum içinde yeterli ruh sağlığı desteğinin bulunmaması nedeniyle ailelerin çoğu zaman çocuklarını acil servislere götürmekten başka seçeneklerinin kalmadığı ifade edildi.</p>

<h2><strong>“ULUSAL KRİZ HALİNE GELDİ”</strong></h2>

<p>RCPCH Ruh Sağlığı Sorumlusu Dr. Sam Jones, her rakamın arkasında sıkıntı yaşayan bir çocuk veya genç ile nereye başvuracağını bilemeyen bir ailenin bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Acil servislerin önemli bir güvenlik ağı olduğunu belirten Jones, ancak bu birimlerin ruh sağlığı krizi yaşayan çocukların günlerce beklemesi için tasarlanmadığını ifade etti.</p>

<p>Jones, gerekli müdahalenin zamanında yapılmaması halinde durumun daha da kötüleşebileceğini belirterek yaşananları <strong>“ulusal kriz”</strong> olarak nitelendirdi.</p>

<h2><strong>“12 SAATTEN FAZLA BEKLETİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”</strong></h2>

<p>Ruh sağlığı alanında faaliyet gösteren hayır kuruluşu Mind'da görev yapan Gemma Byrne de acil servislerin ruh sağlığı krizi yaşayan kişiler için korkutucu bir ortam olabileceğini söyledi.</p>

<p>Byrne, çocukların ruh sağlığı desteği almak için acil serviste <strong>12 saatten fazla bekletilmesinin kabul edilemez</strong> olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>BAKANLIKTAN DESTEK MESAJI</strong></h2>

<p>İngiltere Sağlık Bakanlığı Sözcüsü ise hiçbir çocuğun ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşabilmek için kriz noktasına gelmek zorunda kalmaması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Açıklamada, çocukların ruh sağlığı ihtiyaçlarının kriz aşamasına ulaşmadan karşılanmasının önemine dikkat çekildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/acil-servislerde-korkunc-artis-ingilterede-ruh-sagligi-sorunlari-zirve-yapti</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-02-171602.png" type="image/jpeg" length="98532"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kulak arkası etmeyin! Çene ekleminizdeki sesler büyük bir sorunun habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/kulak-arkasi-etmeyin-cene-ekleminizdeki-sesler-buyuk-bir-sorunun-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/kulak-arkasi-etmeyin-cene-ekleminizdeki-sesler-buyuk-bir-sorunun-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çene ekleminden gelen sesler toplumda sık görülse de uzmanlar uyarıyor: Sese ağrı, ağız açmada kısıtlılık, çenede kayma veya kilitlenme eşlik ediyorsa mutlaka değerlendirme yapılması gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Mustafa Ercüment Önder, ağız açılıp kapatılırken duyulan "klik" veya "çıt" şeklindeki seslerin çoğunlukla eklemde bulunan diskin hareketindeki düzensizliklerle ilişkili olabileceğini belirtti.</p>

<p>Daha kaba ve sürtünme şeklindeki seslerin ise bazı hastalarda eklem yüzeylerinde meydana gelen dejeneratif değişikliklere işaret edebileceğini aktaran Önder, özellikle eklem sesine başka belirtilerin eşlik etmesi halinde ayrıntılı değerlendirme yapılması gerektiğini söyledi.</p>

<h2><strong>AĞRI VE KİLİTLENME VARSA DİKKAT</strong></h2>

<p>Önder, çene ekleminden gelen sese ağrı, ağız açmada kısıtlılık, çenenin hareket sırasında bir tarafa kayması veya zaman zaman kilitlenmenin eşlik etmesi durumunda hastanın ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığının da çene eklemi ve çiğneme kasları üzerinde ciddi bir yük oluşturabileceğini belirtti.</p>

<h2><strong>HER ÇENE EKLEMİ RAHATSIZLIĞINDA CERRAHİ GEREKMİYOR</strong></h2>

<p>Çene eklemi rahatsızlıklarında tedavinin hastalığın nedeni ve evresine göre planlandığını ifade eden Önder, her hastanın cerrahi tedaviye ihtiyaç duymadığının altını çizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk aşamada hastanın günlük alışkanlıklarının düzenlenmesi ve çene ekleminin aşırı yüklenmesinin azaltılmasının hedeflendiğini belirten Önder, gerekli durumlarda ilaç tedavileri ve gece plakları gibi koruyucu yöntemlerden yararlanılabildiğini kaydetti.</p>

<h2><strong>DİŞ SIKMAYA KARŞI BOTULİNUM TOKSİNİ SEÇENEĞİ</strong></h2>

<p>Önder, özellikle gece diş sıkması ve buna bağlı çiğneme kaslarında aşırı aktivite görülen uygun hastalarda botulinum toksin uygulamasının da tedavi seçenekleri arasında bulunduğunu belirtti.</p>

<p>Botulinum toksinin özellikle yoğun diş sıkma nedeniyle çiğneme kaslarında belirgin aşırı aktivite ve buna bağlı şikayetleri bulunan seçilmiş hastalarda kullanıldığını aktaran Önder, hangi tedavinin uygulanacağına mutlaka klinik değerlendirme sonrasında karar verilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<h2><strong>DOĞRU TEDAVİ İÇİN SORUNUN KAYNAĞI BELİRLENMELİ</strong></h2>

<p>Önder, klinik muayenenin yanı sıra gerekli durumlarda radyolojik görüntüleme yöntemlerinden de yararlanıldığını belirterek, sorunun kaynağının doğru şekilde tespit edilmesinin uygun tedavi yaklaşımının seçilmesinde temel önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Hastaların yalnızca çene ekleminden gelen sese göre değil, eşlik eden diğer belirtilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/kulak-arkasi-etmeyin-cene-ekleminizdeki-sesler-buyuk-bir-sorunun-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/ekran-resmi-2026-08-31-181109.png" type="image/jpeg" length="99707"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cem Yılmaz'ın ardından gündeme geldi! Kulaktaki bu çizgi kalp için ne söylüyor?]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/cem-yilmazin-ardindan-gundeme-geldi-kulaktaki-bu-cizgi-kalp-icin-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/cem-yilmazin-ardindan-gundeme-geldi-kulaktaki-bu-cizgi-kalp-icin-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geçirdiği kalp rahatsızlığının ardından tedavi altına alınan Cem Yılmaz’ın fotoğraflarındaki bir ayrıntı gündeme geldi. Kulak memesinde görülen ve tıp literatüründe “Frank işareti” olarak adlandırılan çapraz çizginin koroner arter hastalığıyla ilişkili olabileceği belirtiliyor. Ancak uzmanlar, bu bulgunun tek başına kalp hastalığı teşhisi anlamına gelmediğinin altını çiziyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi altına alınan ve anjiyo operasyonu gerçekleştirilen Cem Yılmaz’ın sağlık durumunun stabil seyrettiği belirtildi. Ünlü komedyenin yaşadığı kalp rahatsızlığının ardından eski fotoğraflarında görülen kulak memesi çizgisi de tartışılmaya başlandı.</p>

<h2><strong>KULAK MEMESİNDEKİ ÇİZGİNİN ADI ‘FRANK İŞARETİ’</strong></h2>

<p>Kulak memesinde çapraz şekilde uzanan oluk, tıp literatüründe <strong>“Frank işareti” ya da “diagonal earlobe crease”</strong> olarak biliniyor. Bu fiziksel bulgu, 1970’li yıllardan bu yana koroner arter hastalıklarıyla olası bağlantısı açısından çeşitli araştırmalara konu oluyor. Prof. Dr. <strong>Kaan Yılancıoğlu</strong>, Frank işaretinin vücuttaki elastik doku kaybı, damarların yaşlanması veya kılcal damarlarda meydana gelen değişimlerle bağlantılı olabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yılancıoğlu, bazı meta-analizlerde Frank işareti bulunan kişilerde <strong>koroner arter hastalığının daha sık görüldüğüne ilişkin sonuçlar elde edildiğini</strong> ifade etti.</p>

<p><img alt="S 166881F1491C93508D7Fbda6D678E2B4Fff0F6Bf" class="detail-photo img-fluid" height="1092" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/s-166881f1491c93508d7fbda6d678e2b4fff0f6bf.jpg" width="1200" /></p>

<h2><strong>BU ÇİZGİ KALP HASTALIĞI ANLAMINA MI GELİYOR?</strong></h2>

<p>Ancak kulak memesinde bu çizginin bulunması, kişinin kalp hastası olduğu anlamına gelmiyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. <strong>M. Türker Pabuccu</strong>, Frank işareti ile kalp-damar hastalıkları arasındaki bağlantının doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Söz konusu bulgunun bir <strong>korelasyon göstergesi</strong> olduğunu belirten Pabuccu, yaş ilerledikçe sağlıklı kişilerde de benzer çizgilerin görülebileceğini ifade etti.</p>

<h2><strong>RİSK FAKTÖRLERİ VARSA DAHA FAZLA ÖNEM TAŞIYOR</strong></h2>

<p>Frank işaretinin özellikle başka kardiyovasküler risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor. <strong>Sigara kullanımı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet veya ailede kalp hastalığı öyküsü</strong> bulunan kişiler açısından kulaktaki bu çizgi, kalp-damar sağlığını kontrol ettirmek için bir uyarıcı olarak değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Frank işareti <strong>tek başına tanı koyduran bir bulgu değil</strong>. Kulak memesinde bu çizginin görülmesi, yalnızca diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmesi gereken fiziksel bir işaret olarak kabul ediliyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>SAFA KAAN ÖZTÜRK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/cem-yilmazin-ardindan-gundeme-geldi-kulaktaki-bu-cizgi-kalp-icin-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/demet/kulak.png" type="image/jpeg" length="79545"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Batı Nil virüsünde yüksek dolaşım dönemi alarmı! 'Eylül sonuna kadar sürebilir']]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/bati-nil-virusunde-yuksek-dolasim-donemi-alarmi-eylul-sonuna-kadar-surebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/bati-nil-virusunde-yuksek-dolasim-donemi-alarmi-eylul-sonuna-kadar-surebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yunanistan'da Batı Nil virüsünün yaz aylarında daha yoğun şekilde görüldüğü ve yüksek dolaşım döneminin genellikle Haziran ayı ortası ya da sonundan Eylül ortası ya da sonuna dek devam ettiği ifade edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Batı Nil virüsüne ilişkin uzmanlardan dikkat çeken bir uyarı geldi. Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi Hijyen ve Epidemiyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Gkikas Magiorkinis, bu yıl virüs dolaşımının geçen yıla kıyasla daha yüksek olduğunu belirterek özellikle yaz aylarında vakaların arttığına dikkat çekti.</p>

<h2><strong>VİRÜS SİVRİSİNEKLER ARACILIĞIYLA İNSANLARA GEÇİYOR</strong></h2>

<p>Katıldığı televizyon programında Batı Nil virüsünün bulaşma şekline ilişkin bilgi veren Magiorkinis, virüsün enfekte kuşlardan sivrisineklere, sivrisineklerden ise insanlara geçtiğini söyledi.</p>

<p>Magiorkinis, virüsün insandan insana bulaşmadığını belirterek sivrisineklerin bulaş zincirindeki önemine dikkat çekti. Bu yıl virüs dolaşımının geçen seneye göre daha yüksek olduğunu ifade eden uzman, vakaların özellikle yaz aylarında yoğunlaştığını kaydetti.</p>

<h2><strong>DOĞU ATTİKA'DA DAHA FAZLA VAKA GÖRÜLDÜ</strong></h2>

<p>Son yıllarda vakaların coğrafi dağılımında da değişiklikler yaşandığını belirten Magiorkinis, özellikle Doğu Attika'da daha fazla vaka kaydedildiğini açıkladı. Bölgedeki vaka artışının Doğu Attika'nın kırsal özellikleriyle bağlantılı olabileceğini söyleyen Magiorkinis, enfekte kuşların bulunduğu bölgelerde sivrisineklerin virüsü insanlara taşıyabildiğini ifade etti.</p>

<h2><strong>HER 140-150 ENFEKSİYONDAN BİRİNDE AĞIR TABLO</strong></h2>

<p>Batı Nil virüsüne yakalanan kişilerin büyük bölümünün enfeksiyonu herhangi bir belirti göstermeden veya hafif semptomlarla geçirdiğini belirten Magiorkinis, ağır vakaların daha seyrek görüldüğünü söyledi.</p>

<p>Uzmanın verdiği bilgiye göre, yaklaşık her 140-150 enfeksiyondan birinde ağır klinik tablo ortaya çıkıyor.</p>

<h2><strong>10 BİN DÖNÜMLÜK ALANDA İLAÇLAMA ARTIRILACAK</strong></h2>

<p>Vakaların artmasının ardından Attika Bölge Yönetimi de sivrisineklerle mücadele çalışmalarını yoğunlaştırma kararı aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Magiorkinis, mücadele kapsamında Doğu Attika'da yaklaşık 10 bin dönümlük alanda gece ilaçlamalarının artırılacağını açıkladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Elif Aksu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/bati-nil-virusunde-yuksek-dolasim-donemi-alarmi-eylul-sonuna-kadar-surebilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 22:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/bati-nil-33.webp" type="image/jpeg" length="65044"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'ndan anlamlı paylaşım: "İyi ki hekimim"]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/saglik-bakani-kemal-memisoglundan-anlamli-paylasim-iyi-ki-hekimim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/saglik-bakani-kemal-memisoglundan-anlamli-paylasim-iyi-ki-hekimim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "İnsana dokunmayı, şifaya vesile olmayı nasip eden Rabb'ime şükürler olsun. İyi ki hekimim." ifadesini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, hekimlik mesleğinin fedakarlık, merhamet ve insan hayatına dokunma üzerine kurulu olduğunu belirterek, meslek hayatından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>“BİR İNSANIN HAYATINA DOKUNMANIN HEYECANI HİÇ DEĞİŞMİYOR”</strong></h2>

<p>Memişoğlu, yıllar içinde gerçekleştirdiği ameliyatların ve tedavi ettiği hastaların hayatında önemli izler bıraktığını ifade etti. Bir insanın hayatına dokunmanın ve onun derdine derman olabilmenin verdiği heyecanın yıllar geçse de değişmediğini vurguladı.</p>

<h2><strong>“İYİ Kİ HEKİMİM”</strong></h2>

<p>İnsana dokunmayı ve şifaya vesile olmayı kendisi için büyük bir nimet olarak değerlendiren Memişoğlu, paylaşımını “İnsana dokunmayı, şifaya vesile olmayı nasip eden Rabb'ime şükürler olsun. İyi ki hekimim.” sözleriyle tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/saglik-bakani-kemal-memisoglundan-anlamli-paylasim-iyi-ki-hekimim</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/ekran-resmi-2026-08-29-134356.png" type="image/jpeg" length="81214"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tatil bitti, okul vakti: Çocuklarda uyku rutini oluşturmanın püf noktaları]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/tatil-bitti-okul-vakti-cocuklarda-uyku-rutini-olusturmanin-puf-noktalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/tatil-bitti-okul-vakti-cocuklarda-uyku-rutini-olusturmanin-puf-noktalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, yaz tatilinde geç saatlere kadar uyanık kalmaya alışan çocukların okul dönemine geçişte uyku sorunları yaşayabileceğini belirterek, uyku düzeninin okulun açılacağı güne bırakılmadan kademeli olarak yeniden oluşturulması gerektiğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Sert, yetersiz ve düzensiz uykunun çocuklarda sabah uyanmakta güçlük, gün içinde yorgunluk, dikkat sorunları ve öğrenme performansında düşüşe yol açabileceğine dikkati çekti.</p>

<h2><strong>TATİLDE DEĞİŞEN UYKU SAATLERİNE DİKKAT</strong></h2>

<p>Yaz tatilinde çocukların yatış ve kalkış saatlerinin değişebildiğini belirten Sert, özellikle geç saatlere kadar ekran karşısında kalmanın uyku saatlerini daha da ileriye taşıyabildiğini aktardı.</p>

<p>Okulların açılmasına kısa süre kala çocukları bir gecede erken yatırmaya çalışmanın uyum sürecini zorlaştırabileceğini belirten Sert, uyku saatlerinin birkaç gün öncesinden başlayarak <strong>aşamalı şekilde düzenlenmesini</strong> önerdi.</p>

<h2><strong>ÇOCUKLARIN BİYOLOJİK SAATİNE ZAMAN TANINMALI</strong></h2>

<p>Çocukların biyolojik saatinin yeni düzene uyum sağlaması için zamana ihtiyaç duyduğunu ifade eden Sert, yatma ve uyanma saatlerinin her gün biraz daha erkene çekilerek okul düzenine kademeli geçiş yapılmasının önemine işaret etti.</p>

<h2><strong>HAFTA SONU UYKU SAATLERİ ÇOK DEĞİŞTİRİLMEMELİ</strong></h2>

<p>Uyku süresinin çocuğun yaşına göre değiştiğini belirten Sert, yeterli uykunun fiziksel dinlenmenin yanı sıra <strong>öğrenme, hafıza, dikkat ve duygu durumunun düzenlenmesi</strong> açısından da önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p>Sert, okulun ilk günlerinde yaşanan isteksizlik ve dikkat dağınıklığının her zaman okula uyum sorunundan kaynaklanmayabileceğini belirterek, hafta sonlarında da uyku saatlerinin çok fazla değiştirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<h2><strong>SÜREKLİ YORGUNLUK VE DİKKAT DAĞINIKLIĞI UYARI OLABİLİR</strong></h2>

<p>Çocuğun sabahları zor uyanması, gün içinde sürekli esnemesi, ders sırasında dikkatini toplamakta güçlük çekmesi veya normalden daha huzursuz davranması halinde uyku düzeninin gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Sert, yetersiz uykunun akademik performans ve günlük davranışları etkileyebileceğini kaydetti.</p>

<h2><strong>YATMADAN ÖNCE EKRAN KULLANIMI SINIRLANDIRILMALI</strong></h2>

<p>Telefon, tablet, bilgisayar ve televizyon kullanımının uykuya geçişi zorlaştırabileceğine dikkati çeken Sert, özellikle yatmaya yakın saatlerde <strong>ekran kullanımının sınırlandırılması</strong> gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Akşam saatlerinde daha sakin bir ortam oluşturulması, ışığın azaltılması ve ekran kullanımının sonlandırılmasının uyku düzeninin yeniden kurulmasına yardımcı olabileceğini belirtti.</p>

<h2><strong>SABAH RUTİNİ DE OKULA GÖRE DÜZENLENMELİ</strong></h2>

<p>Okul başlamadan önce yalnızca yatış saatinin değil, <strong>sabah rutininin de yeniden oluşturulması</strong> gerektiğini vurgulayan Sert, çocukların okul günlerinde kalkacakları saate yakın bir saatte uyandırılmasını önerdi.</p>

<p>Kahvaltı saatinin düzenlenmesi, gün içinde fiziksel aktivitenin artırılması ve uzun gündüz uykularından kaçınılmasının da gece uykusuna geçişi kolaylaştırabileceğini belirtti.</p>

<h2><strong>OKULA DÖNÜŞ SADECE KIRTASİYE HAZIRLIĞI DEĞİL</strong></h2>

<p>Sert, okula dönüş hazırlığının yalnızca çanta ve kırtasiye alışverişinden ibaret olmadığını belirterek, <strong>çocukların uyku ve günlük yaşam düzeninin de yeni döneme hazırlanması gerektiğini</strong> söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenli ve yeterli uykunun çocukların okula daha dinç, dikkatli ve hazır başlamasına katkı sağlayacağını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/tatil-bitti-okul-vakti-cocuklarda-uyku-rutini-olusturmanin-puf-noktalari</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/ekran-resmi-2026-08-29-120248.png" type="image/jpeg" length="79989"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
