<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazete Yazıyor</title>
    <link>https://www.sokgazetesi.com.tr</link>
    <description>Haberler, son dakika haberleri, Türkiye'den ve dünyadan en güncel gelişmeler, magazin, ekonomi, spor, gündem ve tüm gazete haberleri ŞOK GAZETESİ'nde</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 13:28:46 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda geçmeyen öksürüğe dikkat!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/cocuklarda-gecmeyen-oksuruge-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/cocuklarda-gecmeyen-oksuruge-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk çağında görülen öksürük, çoğu zaman basit üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir parçası olarak değerlendirilse de, bazı durumlarda haftalarca sürebilir ve ebeveynler için endişe verici hale gelebilir. Özellikle bahar aylarının gelmesiyle birlikte artan şikayetler, “Öksürük neden geçmiyor?” sorusunu daha sık gündeme getiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Sedat Bayrakçı, çocuklarda uzayan öksürüğün her zaman masum olmayabileceğini belirterek, altta yatan nedenin doğru değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<h2><img height="449" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-06-230527.png" width="600" /></h2>

<h2><strong>HER ÖKSÜRÜK AYNI NEDENLE ORTAYA ÇIKMAZ</strong></h2>

<p>Çocuklarda öksürük genellikle 1-2 hafta içinde kendiliğinden düzelirken, 3 haftadan uzun süren durumlar dirençli (kronik) öksürük olarak değerlendirilir. Bu noktada nedenin doğru analiz edilmesi büyük önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı konuyla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor:<br />
“Öksürük bir hastalık değil, belirtidir. Bu nedenle sadece öksürüğü baskılamak değil, altta yatan nedeni tespit etmek gerekir. Aksi halde şikayetler uzayabilir ve farklı sağlık sorunları gözden kaçabilir.”</p>

<h2><strong>ALERJİK ÖKSÜRÜK GÖZ ARDI EDİLMEMELİ</strong></h2>

<p>Mayıs ayı ile birlikte artan polen yoğunluğu, çocuklarda alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Bu durum özellikle alerjik rinit ve alerjik astım gibi hastalıklara bağlı öksürüklerin ortaya çıkmasına neden olabilir.</p>

<p><strong>Alerjik öksürüğün bazı tipik özellikleri şunlardır:</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Gece artan ve nöbetler halinde gelen uzun süreli öksürük</li>
 <li>Burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve hapşırık eşlik etmesi</li>
 <li>Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma</li>
 <li>Ateşin genellikle olmaması</li>
</ul>

<p>Bahar aylarında başlayan ve özellikle geceleri artan öksürükler, çoğu zaman alerjik kökenlidir. Bu durum basit bir soğuk algınlığı ile karıştırılmamalıdır.</p>

<h2><strong>ASTIM BELİRTİSİ OLABİLİR Mİ?</strong></h2>

<p><strong>Uzun süren öksürük, bazı çocuklarda astımın ilk belirtisi olabilir. Özellikle şu durumlarda dikkatli olunmalıdır:</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Egzersiz ve fiziksel aktiviteyle artan öksürük</li>
 <li>Koşma, ağlama veya gülme sonrası gelen öksürük krizleri</li>
 <li>Nefes alıp verirken hırıltı sesi duyulması</li>
 <li>Gece uykudan uyandıran öksürükler</li>
</ul>

<p>“Öksürükle seyreden astım, klasik astım tablosundan farklı olabilir ve sadece öksürük ile kendini gösterebilir” diyen Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, erken tanının önemine dikkat çekiyor.</p>

<h2><strong>DİRENÇLİ ÖKSÜRÜK HER ZAMAN ENFEKSİYON DEĞİLDİR</strong></h2>

<p>Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri, uzun süren öksürüğü sürekli enfeksiyon olarak değerlendirmektir. Oysa dirençli öksürüğün altında farklı nedenler de yer alabilir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Uzamış viral enfeksiyonlar</li>
 <li>Sinüzit ve geniz akıntısı</li>
 <li>Reflü (mide asidinin solunum yollarını etkilemesi)</li>
 <li>Yabancı cisim aspirasyonu (özellikle küçük çocuklarda ani başlayan ve geçmeyen durumlarda hayati önem taşır)</li>
 <li>Pasif sigara maruziyeti</li>
</ul>

<p>Gereksiz ilaç kullanımı hem etkisizdir hem de farklı sorunlara yol açabilir.</p>

<h2><strong>DİRENÇLİ ATEŞ VE ÖKSÜRÜK BİRLİKTE İSE DİKKAT</strong></h2>

<p>Eğer öksürüğe ateş eşlik ediyorsa ve bu durum uzun sürüyorsa, daha dikkatli bir değerlendirme gerekir. Bu tablo şu durumlara işaret edebilir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Alt solunum yolu enfeksiyonları (bronşit, zatürre)</li>
 <li>Bağışıklık sistemini etkileyen durumlar</li>
 <li>Nadir de olsa kronik hastalıklar</li>
</ul>

<p>Bu nedenle özellikle yüksek ateşle birlikte geçmeyen öksürük durumunda zaman kaybetmeden uzman değerlendirmesi önerilir.</p>

<h2><strong>DOĞRU YAKLAŞIM: NEDENE YÖNELİK DEĞERLENDİRME</strong></h2>

<p>Dirençli öksürüğün tedavisi, doğrudan kaynağa yönelik planlanır. Teşhis sürecinde çocukların ayrıntılı muayenesinin yanı sıra; gerekli görülen durumlarda akciğer grafisi, solunum fonksiyon testleri (SFT) ve alerji testleri gibi modern tanı yöntemlerinden yararlanılır. Böylece gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilerek en etkili tedavi uygulanır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/cocuklarda-gecmeyen-oksuruge-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/saglik-105.jpg" type="image/jpeg" length="31221"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşlılarda yumurta tüketimi Alzheimer riskini düşürür mü?]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/yaslilarda-yumurta-tuketimi-alzheimer-riskini-dusurur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/yaslilarda-yumurta-tuketimi-alzheimer-riskini-dusurur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de gerçekleştirilen bir araştırma, yumurta tüketiminin ileri yaştaki bireylerde Alzheimer hastalığı riskini azaltabileceğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’deki Loma Linda University bünyesinde, yaklaşık 39 bin 500 kişilik geniş bir örneklem üzerinde kapsamlı bir çalışma yürütüldü. Katılımcıların ortalama 15,3 yıl boyunca takip edildiği bu süreçte, 2 bin 858 kişiye Alzheimer tanısı konuldu. Araştırma sonuçları, beslenme alışkanlıklarının Alzheimer gibi hastalıklara karşı önemli ve önlenebilir bir risk faktörü olduğunu bir kez daha ortaya koydu.</p>

<h2><strong>HAFTALIK TÜKETİM ARTTIKÇA RİSK KADEMELİ OLARAK DÜŞÜYOR</strong></h2>

<p>"The Journal of Nutrition" dergisinde yayımlanan bulgulara göre, yumurta tüketim sıklığı ile hastalık riski arasında doğrudan bir korelasyon tespit edildi:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Haftada en az 5 kez yumurta tüketen 65 yaş ve üzeri bireylerde Alzheimer riski, hiç tüketmeyenlere oranla yüzde 27 daha düşük bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Haftada 2-4 kez tüketenlerde risk oranının yüzde 20 azaldığı hesaplandı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayda 1-3 kez gibi daha düşük sıklıkta tüketenlerde bile riskin yüzde 17 oranında düştüğü belirlendi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yumurta tüketimi arttıkça, hastalık riskinin kademeli olarak azaldığı ve en yüksek korumanın haftada 5 ve üzeri tüketim grubunda görüldüğü vurgulandı.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>BEYİN SAĞLIĞINI DESTEKLEYEN KRİTİK BİLEŞENLER</strong></h2>

<p>Araştırmada, yumurtanın içeriğindeki besin öğelerinin sinir sistemi üzerindeki olumlu etkileri detaylandırıldı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kolin:</strong> Hafıza ve sinir hücreleri arasındaki iletişimde kritik bir rol oynamaktadır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Omega-3 ve Fosfolipitler:</strong> Sinir sistemi fonksiyonlarının sağlıklı işleyişi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Lutein ve Zeaksantin:</strong> Bu karotenoidlerin bilişsel performansı destekleyebileceği ifade edildi.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>DENGELİ BESLENMENİN BİR PARÇASI OLARAK YUMURTA</strong></h2>

<p>Bilim insanları, elde edilen verilerin yumurtanın dengeli bir beslenme düzeninin parçası olarak tüketilmesinin önemine işaret ettiğini belirtti. Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara karşı korunmada, beslenme alışkanlıklarının değiştirilebilir ve yönetilebilir bir güç olduğu kaydedildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/yaslilarda-yumurta-tuketimi-alzheimer-riskini-dusurur-mu</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-05-185510.png" type="image/jpeg" length="76524"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MHRS'de bekleyen hasta sayısı azalıyor]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/mhrsde-bekleyen-hasta-sayisi-azaliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/mhrsde-bekleyen-hasta-sayisi-azaliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, MHRS’de bekleyen randevu taleplerinin Temmuz 2024’teki 3,9 milyon seviyesinden bu ay 463 bine gerilediğini açıkladı. Böylece randevu bekleyenlerin sayısında yüzde 88,3’lük önemli bir düşüş yaşandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Memişoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Türkiye genelinde sağlık hizmetlerini daha erişilebilir hale getirmek için yürütülen çalışmaların sonuçlarını paylaştı. Memişoğlu, önceliklerinin rakamlardan ziyade vatandaşın sağlığı olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>RANDEVU TALEPLERİNDE YÜZDE 88,3 ORANINDA GERİLEME</strong></h2>

<p>Sağlık Bakanlığı tarafından atılan kararlı adımlar, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) verilerine somut bir şekilde yansıdı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Temmuz 2024 tarihinde 3,9 milyon olan bekleyen randevu talebi sayısı, 463 bin seviyesine kadar indirildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Randevu bekleyen vatandaş sayısında yüzde 88,3 oranında rekor bir düşüş sağlandı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bakan Memişoğlu, ortaya konulan çabanın somut karşılığını göstermek adına bu verileri kamuoyuyla paylaştı.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>AİLE HEKİMLERİNİN SİSTEMDEKİ KRİTİK ROLÜ</strong></h2>

<p>Bakan Memişoğlu, sağlık sorunlarında ilk adım olarak aile hekimlerine başvurmanın önemine dikkat çekti. Aile hekimliği üzerinden sağlanan kolaylıklar şu şekilde belirtildi:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Aile hekimleri, muayene sonrası gerekli gördükleri durumlarda vatandaşlara doğrudan randevu oluşturabiliyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Son 1 yıl içerisinde aile hekimleri aracılığıyla yaklaşık 13 milyon vatandaş için randevu oluşturuldu.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>SAĞLIK ÇALIŞANLARINA TEŞEKKÜR</strong></h2>

<p>Memişoğlu, randevu sürelerinin kısalması ve sistemin etkinleşmesi sürecinde emeği geçenlere teşekkürlerini sundu. Bu kapsamda büyük özveriyle çalışan aile hekimlerine, uzman hekimlere ve tüm sağlık çalışanlarına şükranlarını iletti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/mhrsde-bekleyen-hasta-sayisi-azaliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2023/01/mhrs.jpg" type="image/jpeg" length="25235"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs alarmı! Virüs gemiyi hapishaneye çevirdi: 3 kişi öldü, yüzlerce yolcu 1 aydır mahsur]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/hantavirus-alarmi-virus-gemiyi-hapishaneye-cevirdi-3-kisi-oldu-yuzlerce-yolcu-1-aydir-mahsur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/hantavirus-alarmi-virus-gemiyi-hapishaneye-cevirdi-3-kisi-oldu-yuzlerce-yolcu-1-aydir-mahsur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MV Hondius gemisinde hantavirüs vakaları artışa geçti. 3 kişinin hayatını kaybettiği olayda yolcuların gemiden inmesine izin verilmezken, yüzlerce kişi açık sularda mahsur kaldı. Sağlık ekipleri alarma geçti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya gündemine oturan olayda, Arjantin’den Afrika’ya doğru sefer yapan bir kruvaziyer gemisi adeta yüzen karantina alanına dönüştü. <strong>MV Hondius</strong> isimli gemide ortaya çıkan hantavirüs vakaları, kısa sürede ciddi bir tabloya dönüştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>VAKA SAYISI ARTIYOR, CAN KAYBI 3’E YÜKSELDİ</strong></h2>

<p>Gemideki hantavirüs vakalarının <strong>7’ye yükseldiği</strong>, bunlardan 3’ünün hayatını kaybettiği açıklandı. Hayatını kaybeden yolculardan ikisinin Hollanda, birinin ise Almanya vatandaşı olduğu belirtildi.</p>

<p>Vakalardan yalnızca ikisinin laboratuvar tarafından doğrulandığı, diğerlerinin ise şüpheli olarak takip edildiği bildirildi.</p>

<p><img alt="Mv Hondius Gemisinde Hantavirus Vakalarinda Artis Yolcular Mahsur Kaldi Inise Izin Yo 3298347 202605051001 1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/demet/mv-hondius-gemisinde-hantavirus-vakalarinda-artis-yolcular-mahsur-kaldi-inise-izin-yo-3298347-202605051001-1.webp" width="1280" /></p>

<h2><strong>170 YOLCU VE MÜRETTEBAT MAHSUR</strong></h2>

<p>Gemide yaklaşık <strong>170 yolcu ve 70 mürettebatın bulunduğu</strong>, sağlık riski nedeniyle kimsenin gemiden ayrılmasına izin verilmediği açıklandı. Yetkililer, geminin limana yanaşmasına izin vermeyerek kıyıya yakın açık sularda tutulduğunu duyurdu.</p>

<p>Hastalık belirtileri arasında yüksek ateş, mide-bağırsak sorunları, hızlı ilerleyen zatürre, akut solunum sıkıntısı ve şok yer alıyor. Sağlık ekipleri, vakaların 6 Nisan ile 28 Nisan tarihleri arasında ortaya çıktığını belirtti.</p>

<h2><strong>GEMİDE CANSIZ BEDEN VAR</strong></h2>

<p>Hayatını kaybeden kişilerden birinin cansız bedeninin hala gemide olduğu bilgisi paylaşıldı. Ayrıca daha önce tahliye edilen bir yolcunun da virüs testinin pozitif çıktığı ve yoğun bakımda tedavi altına alındığı açıklandı. Bu durum, salgının gemi dışına da taşınmış olabileceği endişesini artırdı.</p>

<h2><strong>TAHLİYE İÇİN KRİTİK BEKLEYİŞ</strong></h2>

<p>Durumu ağırlaşan bazı hastaların tahliyesi için çalışmalar sürüyor. Solunum semptomları gösteren mürettebat üyeleri için acil planlar devreye alınırken, gemiye sağlık ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Yetkililer, yolculara mümkün olduğunca kabinlerinde kalmaları ve fiziksel mesafeyi korumaları yönünde uyarı yaptı. Sağlık riski nedeniyle gemide karantina uygulaması sürerken, yolcuların karaya çıkmasına izin verilmiyor. Bu durum gemideki belirsizliği daha da artırıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLAL SİNA DENİZ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/hantavirus-alarmi-virus-gemiyi-hapishaneye-cevirdi-3-kisi-oldu-yuzlerce-yolcu-1-aydir-mahsur</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/demet/gemi.png" type="image/jpeg" length="69874"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aile hekimleri Antalya’da toplandı: İşte masadaki kritik sorunlar]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/aile-hekimleri-antalyada-toplandi-iste-masadaki-kritik-sorunlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/aile-hekimleri-antalyada-toplandi-iste-masadaki-kritik-sorunlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya’da düzenlenen 6. Uluslararası Egekon Aile Hekimliği Kongresi’nde, aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ele alındı. Meslek örgütlerinin temsilcilerinin ve Türkiye’nin birçok ilinden aile hekimlerinin katıldığı panelde, artan iş yükü, gelir düzeyi ve özlük haklarına ilişkin değerlendirmeler paylaşıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AHEF Genel Başkanı Dr. Taner Balbay, AHESEN Genel Başkanı Dr. Ahmet Kandemir ve Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi’nin katılımıyla gerçekleştirilen panelde, aile sağlığı merkezlerinde yaşanan yapısal sorunlar, sağlık çalışanlarının ekonomik ve mesleki kayıpları ile sağlık sisteminin sürdürülebilirliği tartışıldı.</p>

<p><img alt="Ekran Resmi 2026 05 05 09.31.11" class="detail-photo img-fluid" height="908" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-05-093111.png" width="1654" /></p>

<h2><strong>MESLEKİ SAYGINLIK VE GELECEK GÜVENCESİ</strong></h2>

<p>Panelde konuşan Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, sağlık çalışanlarının ekonomik ve mesleki koşullarına ilişkin görüşlerini aktararak, mevcut durumun mesleki motivasyon ve gelecek beklentileri açısından önem taşıdığını ifade etti. Dr. Ahmet Mehlepçi, “Mesele artık yalnızca ekonomik değil; mesleki saygınlık ve gelecek güvencesi meselesidir” diyerek sağlık çalışanlarının ortak mücadele çağrısını yineledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Ekran Resmi 2026 05 05 09.31.32" class="detail-photo img-fluid" height="830" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-05-093132.png" width="958" /></p>

<h2><strong>ÖNE ÇIKAN TALEPLER</strong></h2>

<p>Kongrede ayrıca, aile hekimliği sisteminin mevcut yapısı, sahada yaşanan uygulama farklılıkları ve hizmet sunumuna etkileri üzerine değerlendirmeler yapıldı. Katılımcılar, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği açısından çalışanların koşullarının iyileştirilmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Toplantıda dile getirilen görüşler arasında; maaş sisteminin yeniden düzenlenmesi, izin haklarının güvence altına alınması ve sağlıkta şiddetin önlenmesine yönelik yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi gibi başlıklar yer aldı.</p>

<p>Kongre, bilimsel oturumların yanı sıra sağlık sistemine ilişkin görüş alışverişlerinin yapıldığı bir platform olarak tamamlandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>SAFA KAAN ÖZTÜRK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/aile-hekimleri-antalyada-toplandi-iste-masadaki-kritik-sorunlar</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-05-093123.png" type="image/jpeg" length="33633"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Estetik mi, sağlık mı? Diyabet ilaçları nasıl zayıflatıyor?]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/estetik-mi-saglik-mi-diyabet-ilaclari-nasil-zayiflatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/estetik-mi-saglik-mi-diyabet-ilaclari-nasil-zayiflatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) veya fazla kiloya bağlı rahatsızlıkların tedavisi için geliştirilen ilaçlar, kilo verdirici etkileriyle öne çıkarken olası yan etkileri de tartışılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde Tip 2 diyabet tedavisi için geliştirilen ve etken maddesi semaglutid olan ilaçlar, zayıflatma özellikleriyle dünya genelinde büyük bir tartışma başlatmıştır. En bilineni <strong>Ozempic</strong> olan bu ilaç grubu, vücuttaki GLP-1 hormonunu taklit ederek çalışmaktadır.</p>

<h2><strong>İLAÇLARIN ÇALIŞMA MEKANİZMASI VE ÇEŞİTLERİ</strong></h2>

<p>Bu ilaçlar, metabolizma üzerinde birden fazla noktaya etki ederek kan şekeri kontrolü ve kilo kaybı sağlar:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Ozempic:</strong> Pankreastan insülin salınımını artırır, karaciğerde glukoz üretimini azaltır ve midenin boşalmasını yavaşlatır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mounjaro:</strong> GIP ve GLP-1 reseptörlerini hedefleyen çift etkili bir ilaçtır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Wegovy:</strong> Ozempic ile aynı etken maddeye sahip olup, daha yüksek doz seçenekleri ve tablet formuyla sunulmaktadır. Kalp sağlığı ve karaciğer yağlanmasını önleme onayı da bulunmaktadır.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>İŞTAH KONTROLÜ VE KİLO KAYBI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</strong></h2>

<p>İlaçların kullanımına düşük dozla başlanır ve toleransa göre kademeli artırılır. Kilo kaybına yol açan temel unsurlar şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>İştah Azalması:</strong> Beyindeki tokluk merkezini etkileyerek iştahı azaltır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kalori Alımında Düşüş:</strong> Midenin boşalma süresinin uzaması, tokluk hissinin daha uzun sürmesini ve dolayısıyla daha az kalori tüketilmesini sağlar.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>YAN ETKİLER VE GÜVENLİK TARTIŞMALARI</strong></h2>

<p>Sosyal medyanın etkisiyle diyabet hastası olmayanlar arasında da artan talep, güvenlik tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Yaygın ve ciddi yan etkiler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Sindirim Sistemi Şikayetleri:</strong> Bulantı, istifra, ishal ve kabızlık en sık görülen etkilerdir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ciddi Riskler:</strong> Nadiren pankreas iltihabı (pankreatit), safra kesesi hastalıkları ve böbrek fonksiyonlarında bozulma görülebilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Tiroit Riski:</strong> Hayvan deneylerindeki veriler nedeniyle belirli tiroit hastalıkları olanlarda kullanımı sınırlıdır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kas Kaybı:</strong> Hızlı kilo kaybı sırasında kas kütlesinde azalma ve ilaç bırakıldığında hızlı geri kilo alımı bildirilmektedir.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>DSÖ KILAVUZU VE KÜRESEL OBEZİTE VERİLERİ</strong></h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Ekim 2025'te yayımladığı kılavuzla obezite tedavisinde bu ilaçların kullanımına dair çerçeveyi belirlemiştir. Kılavuzda öne çıkan noktalar:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Uzun Dönem Veri Eksikliği:</strong> Tedavinin uzun vadeli güvenliğine ilişkin verilerin sınırlı olduğu vurgulanmıştır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bütüncül Yaklaşım:</strong> İlaç kullanımının sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile desteklenmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Erişim Eşitsizliği:</strong> İlaçların yüksek maliyeti ve erişimdeki adaletsizliklere dikkat çekilmiştir.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>ABD’DEKİ KULLANIM ORANLARI VE MALİYET TABLOSU</strong></h2>

<p>ABD'de obezite oranlarının en yüksek olduğu West Virginia (%41,40) gibi eyaletlerde, GLP-1 grubu ilaçların kullanım oranları da (%24) paralel şekilde yüksektir. İlaçların aylık sigortasız liste fiyatları ise oldukça yüksektir:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Ozempic:</strong> 499 Dolar.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mounjaro:</strong> 1.112 Dolar.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Wegovy Hapı:</strong> 125 Dolar.</p>
 </li>
</ul>

<p>Kaiser Aile Vakfı'nın 2025 yılı anketine göre, ABD'li yetişkinlerin %12'si halen bu ilaçları kullanmaktadır.</p>

<h2><strong>KÜRESEL PAZARDA JENERİK İLAÇ DÖNEMİ</strong></h2>

<p>Patent sürelerinin dolmasıyla birlikte daha uygun fiyatlı "jenerik" versiyonlar piyasaya girmeye başlamıştır:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kanada:</strong> Ozempic'in ilk jenerik versiyonu onaylanmıştır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hindistan:</strong> Mart 2026'da patent korumasının sona ermesiyle 50'den fazla markanın jenerik ürün sunması beklenmektedir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Brezilya:</strong> 2026 yılı içinde yerli jenerik ürünlerin piyasaya sürülmesi planlanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Bu jenerik ürünler, orijinal ilaçlara göre %60'a varan oranlarda daha düşük fiyatlarla (yaklaşık 35 dolar) satılarak erişimi artırmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/estetik-mi-saglik-mi-diyabet-ilaclari-nasil-zayiflatiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 22:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-04-225927.png" type="image/jpeg" length="49109"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şeker hastaları tüp bebek yaptırabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/seker-hastalari-tup-bebek-yaptirabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/seker-hastalari-tup-bebek-yaptirabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hem tip 1 diyabette hem de tip 2 diyabette güvenle tüp bebek tedavisi uygulanabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Kalay, bu konuda şu bilgileri verdi:</p>

<p>“Hem tip1 diyabette hem tip 2 diyabette, güvenle tüp bebek tedavisi uygulanabilir.</p>

<p><img height="401" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-04-202431.png" width="614" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak, tüp bebek tedavisine başlamadan önce, kan şekerinin düzenlenmiş olduğuna gerek ilaç kullanılıyorsa gerekse ilaç kullanılmıyorsa, takip altında ve düzgün olduğuna emin olmak gerekir ki tedavide başarı üst düzey olabilsin.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/seker-hastalari-tup-bebek-yaptirabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 20:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-04-202423.png" type="image/jpeg" length="10067"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni Covid ihtimali mi? Bilim dünyası diken üstünde!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/yeni-covid-ihtimali-mi-bilim-dunyasi-diken-ustunde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/yeni-covid-ihtimali-mi-bilim-dunyasi-diken-ustunde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğu Afrika’daki yarasalarda tespit edilen KY43 adlı koronavirüsün insan hücresine bağlanabildiği ortaya çıktı. Bilim insanları, şu an için yayılım olmadığını vurgulasa da bu bulgunun gelecekteki olası sıçramalar için erken uyarı niteliği taşıdığını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pandemi sonrası dünyada tedirginlik yaratacak bir gelişme daha gündemde. Araştırmalar, yarasalarda bulunan bir koronavirüsün insan hücrelerine giriş için kritik bir eşiği aşabildiğini ortaya koydu.</p>

<p>Bilim insanlarının incelediği <strong>KY43 virüsü</strong>, insan akciğerinde bulunan bir reseptöre bağlanabilme özelliği gösterdi. Bu durum, virüsün doğrudan insanlara bulaştığı anlamına gelmese de, tür bariyerini aşma yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2><strong>HENÜZ YAYILIM YOK AMA…</strong></h2>

<p>Araştırmacılar, virüsün şu anda insanlarda yayıldığına dair herhangi bir kanıt bulunmadığının altını çiziyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu bulgunun, gelecekte yaşanabilecek olası bir sıçrama için önemli bir erken alarm olduğu vurgulanıyor.</p>

<h2><strong>BİLİNENDEN DAHA GENİŞ ETKİ ALANI</strong></h2>

<p>Çalışma, alfakoronavirüslerin hücreye girişte sanılandan daha fazla reseptör kullanabileceğini ortaya koydu. Bu durum, yalnızca mevcut virüsler için değil, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni türler açısından da riskin daha geniş olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Uzmanlar, tek başına hücreye giriş yeteneğinin yeni bir pandemi anlamına gelmediğini özellikle vurguluyor. Bir virüsün salgına dönüşebilmesi için çoğalma, bağışıklığı aşma ve insandan insana yayılma gibi birçok aşamayı geçmesi gerektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Bilim dünyasında dikkat çeken nokta ise bu virüsün, henüz insanlarda yayılmadan önce tespit edilmiş olması. Uzmanlara göre bu durum, panik yaratmaktan çok hazırlık yapılabilmesi açısından kritik bir fırsat sunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLAL SİNA DENİZ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/yeni-covid-ihtimali-mi-bilim-dunyasi-diken-ustunde</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/01/demet/saglin-virus.jpeg" type="image/jpeg" length="17341"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[O klasik 'Bir bardak biradan bir şey olmaz” lafına bilim karıştı: Araştıma bakın ne diyor]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/o-klasik-bir-bardak-biradan-bir-sey-olmaz-lafina-bilim-karisti-arastima-bakin-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/o-klasik-bir-bardak-biradan-bir-sey-olmaz-lafina-bilim-karisti-arastima-bakin-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapılan bir araştırma, ara sıra tüketilen bir bardak biranın B6 vitamini açısından belirli katkı sağlayabileceğini ortaya koydu. Çalışmada farklı bira türleri incelenirken dikkat çeken sonuçlara ulaşıldı. Ancak uzmanlar, vitamin ihtiyacının başka kaynaklardan karşılanması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve sağlık üzerine yapılan yeni bir çalışma, bira tüketimine dair farklı bir tablo ortaya koydu. Araştırmada, belirli miktarda tüketilen biranın içerdiği vitamin değerleri mercek altına alındı.</p>

<p>BBC’nin aktardığına göre, bir bardak bira <strong>günlük B6 vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 15’ini karşılayabiliyor</strong>. Aynı etkinin alkolsüz lager birada da görüldüğü ifade edildi.</p>

<p>B6 vitamininin <strong>beyin, kan ve bağışıklık sistemi için önemli olduğu</strong> biliniyor. Araştırmayı yürüten ekip, bira yapımında kullanılan arpa, buğday ve bira mayasının bu vitamini içerdiğini belirtti.</p>

<h2><strong>65 FARKLI BİRA İNCELENDİ</strong></h2>

<p>Almanya’daki yerel marketlerden alınan <strong>65 farklı bira</strong> üzerinde yapılan incelemede şu sonuçlara ulaşıldı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- <strong>Bock bira</strong>, en yüksek B6 vitamini oranına sahip<br />
- Onu <strong>lager, koyu lager ve buğday biraları</strong> takip ediyor<br />
- <strong>Pirinç biraları</strong> ise en düşük B6 değerine sahip<br />
- Ortalama bir lager, günlük ihtiyacın <strong>yaklaşık yüzde 20’sini karşılayabiliyor</strong></p>

<h2><strong>B6 EKSİKLİĞİ VE ETKİLERİ</strong></h2>

<p>B6 vitamini eksikliğinin nadir görüldüğü ancak bazı durumlarda düşük seviyelerde olabildiği belirtildi. Bu durum genellikle diğer B vitaminleriyle birlikte ortaya çıkarken, <strong>yorgunluk ve mide bulantısı</strong> gibi etkilerle kendini gösterebiliyor.</p>

<p>Öte yandan Britanya Beslenme Vakfı, bu vitaminin doğrudan bira üzerinden karşılanmasının doğru bir yöntem olmadığını belirtiyor. Uzmanlar, B6 vitamininin <strong>daha sağlıklı ve dengeli besin kaynaklarından alınması gerektiğini</strong> vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLAL SİNA DENİZ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/o-klasik-bir-bardak-biradan-bir-sey-olmaz-lafina-bilim-karisti-arastima-bakin-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2024/02/bira-1.jpg" type="image/jpeg" length="21416"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıkta büyük kolaylık: İlacınızı bulmak artık bir tık uzağınızda!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/saglikta-buyuk-kolaylik-ilacinizi-bulmak-artik-bir-tik-uzaginizda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/saglikta-buyuk-kolaylik-ilacinizi-bulmak-artik-bir-tik-uzaginizda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kemal Memişoğlu, kısa süre önce dijital sağlık hizmetlerine yeni bir adım daha eklendiğini belirterek e-Nabız sistemi üzerinden “İlacım Nerede?” uygulamasının devreye alındığını açıkladı. Uygulamanın vatandaşların ilaç takibini kolaylaştırmayı ve sağlık hizmetlerine erişimi hızlandırmayı amaçladığını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, İstanbul'da "Paylaşarak Güçlenen Eczacılık" temasıyla düzenlenen "Eczacı Çözüm Kongresi"ne katıldı. Kongrede yaptığı konuşmada önemli mesajlar veren Memişoğlu, sağlık politikalarında istişare ve ortak akıl vurgusu yaparken, eczacıların sağlık sistemindeki kritik rolüne de dikkat çekti.</p>

<h2><strong>SAĞLIK POLİTİKALARINDA ORTAK AKIL VE İSTİŞARE VURGUSU</strong></h2>

<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre Memişoğlu, kongredeki konuşmasında Sağlık Bakanlığı olarak benimsedikleri anlayışı net bir şekilde ortaya koydu. Sağlık politikalarının istişareyle güçlendiği, ortak akılla geliştiği ve paylaşım kültürüyle derinlik kazandığı yönünde bir anlayış benimsediklerini vurgulayan Memişoğlu, bu nedenle akademisyenlerle, eczacılarla ve gençlerle aynı hedef doğrultusunda ortak platformlarda bir araya gelmekten büyük memnuniyet duyduklarını ve bunu önemsediklerini ifade etti.</p>

<h2><strong>ECZACILARIN TARİHİ VE GÜNCEL FEDAKARLIKLARI UNUTULMADI</strong></h2>

<p>Eczacıların Türk tarihindeki savaşlarda adanmışlık ve idealizmle destan yazdıklarını aktaran Memişoğlu, Kovid-19 pandemisi ve 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde de eczacıların fedakarlıklarını bir kez daha ortaya koyduklarını belirtti. Bakanlığın ve meslek örgütlerinin işbirliğiyle afet bölgelerinde kurulan sahra eczaneleri ve mobil hizmet araçlarıyla vatandaşların yanında olduklarını hatırlatan Memişoğlu, eczacıların her zaman milletin yanında olduklarını vurguladı.</p>

<h2><strong>e-NABIZ ÜZERİNDEN "İLACIM NEREDE?" UYGULAMASI HAYATA GEÇTİ</strong></h2>

<p>"Eczacılarımızın emeğine, bilgisine ve vicdanına sonuna kadar güveniyoruz" diyen Bakan Memişoğlu, akılcı ilaç kullanımı, antibiyotik direnciyle mücadele, kronik hastalıkların takibi, hasta eğitimi ve koruyucu sağlık uygulamalarında eczacıların rolünün son derece değerli olduğunu belirtti. Bu rolü güçlendirmek adına dijital altyapıların da sürekli geliştirildiğini vurgulayan Memişoğlu, kısa süre önce e-Nabız üzerinden 'İlacım Nerede?' uygulamasını hayata geçirdiklerini duyurdu. Bu sistem sayesinde vatandaşların reçetelerindeki ilaçların hangi eczanelerde bulunduğunu anında görebildiklerini belirten Memişoğlu, bunun hem vatandaş memnuniyetini artırdığını hem de eczacıların hizmet kapasitesini dijital dünyada daha görünür kıldığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>GENÇ ECZACILARA VE YERLİ ÜRETİME DESTEK SÖZÜ</strong></h2>

<p>Genç eczacıların eczane açma imkanlarını geliştirmek, mesleki desteklerini artırmak ve istihdam alanlarını genişletmek adına kapsamlı çalışmalar yürüttüklerinin bilgisini veren Memişoğlu, "Sağlık Bakanlığı olarak eczacılarımızın emeğine, bilgisine ve vicdanına sonuna kadar güveniyoruz. Sizler bu sistemin sahadaki en güçlü temsilcileri, vatandaşımızla aramızdaki güven köprümüzsünüz. Akılcı, bilimsel ve yerli üretimi önceleyen her adımınızda daima yanınızdayız. Siz yeter ki araştırmaya, üretmeye ve milletimize şifa dağıtmaya devam edin. Biz tüm kapıları ardına kadar açmaya hazırız." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/saglikta-buyuk-kolaylik-ilacinizi-bulmak-artik-bir-tik-uzaginizda</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-02-192142.png" type="image/jpeg" length="46528"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronobeslenme nedir? Yeni nesil beslenme yaklaşımı]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/kronobeslenme-nedir-yeni-nesil-beslenme-yaklasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/kronobeslenme-nedir-yeni-nesil-beslenme-yaklasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beslenmede yalnızca ne yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz de sağlığımız üzerinde belirleyici bir rol oynuyor. “Kronobeslenme” olarak tanımlanan bu yaklaşım, vücudun biyolojik saatiyle uyumlu beslenmenin önemini ortaya koyuyor. Araştırmalar, aynı yemeğin günün farklı saatlerinde tüketildiğinde metabolik yanıtların değiştiğini ve özellikle geç saatlerde alınan öğünlerin daha olumsuz etkiler oluşturduğunu gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, geç saatlerde yemek yeme alışkanlığının metabolik dengeyi bozduğunu belirterek, “Günün biyolojik ritmiyle uyumlu beslenmek, sağlığın temel belirleyicilerinden biridir. Geç saatlerde yenen yemekler vücudu dinlenme fazında yakalar ve bu durum metabolik yük oluşturur” diyor. Prof. Dr. Murat Baş, özellikle akşam ve gece saatlerinde tüketilen yemeklerin kan şekeri dengesini bozduğunu ve yağ depolanmasını artırdığını vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kronobeslenme alanında yapılan bilimsel çalışmalar, besin alım zamanının glukoz metabolizması ve yağ depolanması üzerinde doğrudan etkili olduğunu ortaya koyuyor. Aynı öğün geç saatlerde yendiğinde vücudun insüline verdiği tepki zayıflıyor ve yemekten sonra kan şekeri daha fazla yükseliyor. Bu bulgulara göre saat 22.00’de tüketilen bir öğün, saat 18.00’de tüketilen aynı öğüne kıyasla daha yüksek glisemik yanıt, daha düşük yağ oksidasyonu ve daha yavaş trigliserid temizlenmesi ile ilişkilendiriliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Yani geç saatlerde aynı yemek yenildiğinde vücut şekeri ve yağı daha kötü dengeliyor; daha fazla kan şekeri yükselmesi ve daha az yağ yakımı oluyor” diyor.</p>

<h2><strong>AYNI YEMEK, FARKLI SAATTE FARKLI ETKİ</strong></h2>

<p>Kronobeslenme yaklaşımına göre insan vücudu gün içinde daha aktif, gece ise dinlenme modunda çalışıyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu durumu şöyle açıklıyor: “Metabolizma gün içinde enerji kullanımına, gece ise onarım süreçlerine odaklanır. Bu nedenle aynı besin, farklı saatlerde tamamen farklı metabolik sonuçlar doğurabilir.”</p>

<p>Akşam ve gece saatlerinde insülin duyarlılığı azalırken glukoz toleransı düşüyor ve melatonin seviyesi yükseliyor. Bu durum, enerji kullanımını azaltarak alınan kalorilerin daha kolay yağ olarak depolanmasına neden oluyor. Yapılan araştırmalara göre, geç saatlerde yemek yeme alışkanlığı tip 2 diyabet, obezite ve metabolik sendrom riskini artırıyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Geç yemek, sadece kilo kontrolünü değil, uzun vadede kardiyometabolik sağlığı, yani kalp-damar sistemi ile metabolizmanın (şeker, yağ ve enerji dengesi) birlikte sağlıklı çalışmasını doğrudan etkiler” diyor.</p>

<h2><strong>AKŞAM SAATLERİNDE NE YEMELİ?</strong></h2>

<p>Uzmanlar akşam öğünlerinde daha hafif ve düşük glisemik yük içeren besinlerin tercih edilmesini öneriyor. Yani sebze ağırlıklı, protein dengeli ve şeker/rafine karbonhidratı düşük öğünler akşam için en uygunu. Lif açısından zengin sebzeler, baklagiller, balık ve yoğurt gibi protein kaynakları metabolik dengeyi destekliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Bilimsel çalışmalar; yoğurt, süt, hindi, tavuk, yumurta, muz ve yulaf gibi triptofan açısından zengin besinlerin yanı sıra ıspanak, pazı, badem, ceviz, kaju ve baklagiller gibi magnezyum içeren gıdaların, hem uyku kalitesini artırmada hem de hormonal dengeyi desteklemede önemli rol oynadığını ortaya koyuyor” şeklinde konuşuyor.</p>

<p>Kronobeslenme araştırmalarının ortak bulgusu, beslenme zamanlamasının en az besin içeriği kadar önemli olduğu yönünde. Prof. Dr. Murat Baş, “Akşam saatlerinde şekerli ve rafine karbonhidratlar, doymuş yağdan zengin ağır yemekler, kafein ve alkolden kaçınılması, metabolizmanın dengede kalması ve gece boyunca daha sağlıklı bir işleyişin sürdürülmesi açısından önem taşıyor. Sağlıklı beslenme sadece ne yediğimizle değil, ne zaman yediğimizle de ilgilidir. Vücudun biyolojik ritmine uyum, metabolik sağlığın temelini oluşturur” ifadelerini kullanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/kronobeslenme-nedir-yeni-nesil-beslenme-yaklasimi</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 19:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-02-190437.png" type="image/jpeg" length="48822"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbrek taşı sessiz ilerliyor, ağrıyla kendini gösteriyor]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-ilerliyor-agriyla-kendini-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-ilerliyor-agriyla-kendini-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, böbrek taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini ve ağrı başladığında hastalığın genellikle ilerlemiş olabileceğini belirtti. Allahverdiyev, böbrek taşlarının erkeklerde daha sık görüldüğünü ve en yüksek risk grubunun 30–50 yaş aralığı olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, böbrek taşları hakkında önemli bilgiler vererek, sessizce ilerleyen bu hastalığın ciddi riskler barındırdığını vurguladı. Dr. Allahverdiyev, taş oluşum mekanizmasından belirtilere, modern tedavi yöntemlerinden korunma yollarına kadar geniş bir çerçevede açıklamalarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte Op. Dr. Elnur Allahverdiyev'in açıklamalarından öne çıkan başlıklar:</p>

<h2><strong>BÖBREK TAŞI NEDİR VE KİMLERDE GÖRÜLÜR?</strong></h2>

<p>Böbrek taşlarının, idrardaki mineraller ve tuzların kristalleşerek böbrekte birikmesiyle oluştuğunu belirten Op. Dr. Allahverdiyev, küçük taşların çoğu zaman fark edilmeden atılabildiğini ifade etti. Ancak taş büyüdüğünde şiddetli ağrı, bulantı, idrarda kanama ve enfeksiyonlara yol açabildiğini kaydeden Dr. Allahverdiyev, tedavi edilmediğinde kalıcı böbrek hasarı riski ortaya çıktığını söyledi. Toplumda yaygın görülen bu durumun, bireylerin yaklaşık yüzde 10–15’inde yaşamı boyunca en az bir kez görüldüğünü ve erkeklerde, özellikle 30–50 yaş aralığında daha yaygın olduğunu belirtti. Sıcak iklimde yaşayan ve yeterli su tüketmeyen kişilerde de riskin arttığını sözlerine ekledi.</p>

<h2><strong>TAŞ TÜRLERİ VE OLUŞUM NEDENLERİ</strong></h2>

<p>Böbrek taşlarının kimyasal yapısına göre farklı tiplerde olabildiğini anlatan Op. Dr. Allahverdiyev, en sık kalsiyum taşları ile karşılaştıklarını ifade etti. Diğer türleri ise şöyle sıraladı: “Vücutta fazla ürik asit birikmesi ile oluşan ürik asit taşları, idrar yolu enfeksiyonuna bağlı gelişen struvit taşları ve genetik kökenli hastalığa bağlı gelişen sistin taşları.” Taş oluşumunun en önemli nedenlerinden birinin susuz kalmak olduğuna dikkat çeken Dr. Allahverdiyev, yetersiz sıvı alımı, yüksek tuz ve protein tüketimi, genetik yatkınlık ve idrar yolu enfeksiyonlarının başlıca faktörler olduğunu söyledi.</p>

<h2><strong>BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN</strong></h2>

<p>Hastalığın belirtileri hakkında bilgi veren Op. Dr. Allahverdiyev, küçük taşların sessiz ilerleyebildiğini, ancak taş hareket etmeye başladığında veya idrar yolunu tıkadığında şiddetli yan ve bel ağrısı ortaya çıktığını belirtti. İdrarda kan, bulantı, kusma, idrar yaparken yanma ve enfeksiyon durumunda ateşin de tabloya eşlik edebileceğini ifade eden Dr. Allahverdiyev, bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulmasının önemini vurguladı.</p>

<h2><strong>BÖBREK TAŞLARINDAN KORUNMA YOLLARI</strong></h2>

<p>Böbrek taşlarından korunmak için günlük alışkanlıkların önemine değinen Op. Dr. Allahverdiyev, şu önerilerde bulundu:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Günlük en az 2–2,5 litre su içmek,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tuz ve protein tüketimini sınırlamak,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dengeli beslenmek,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Düzenli hareket etmek.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-ilerliyor-agriyla-kendini-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 20:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-01-202929.png" type="image/jpeg" length="98770"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sinsi tehlike Haşimoto: Bu 9 kuralı uygulayanlar bir adım önde!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/sinsi-tehlike-hasimoto-bu-9-kurali-uygulayanlar-bir-adim-onde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/sinsi-tehlike-hasimoto-bu-9-kurali-uygulayanlar-bir-adim-onde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla tiroid bezine saldırmasıyla gelişen kronik bir hastalık olan Hashimoto (Haşimnato) tiroiditi, 30-50 yaş arasındaki bireylerde daha sık görülüyor. Hashimoto tiroiditi, uzun süre belirti vermeden ilerlediği için hastalar yaşamlarının uzun bölümünde bu hastalıkla yaşamak zorunda kalabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sinsi bir şekilde ilerlediği için genellikle tiroid tembelliği olarak bilinen hipotiroidiye yol açabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen ve tiroid hastalıklarının başında gelen Hashimoto tiroiti (kronik otoimmün tiroidit) farkındalık eksikliği nedeniyle geç tanı alan hastalıkların başında geliyor. Bu nedenle erken tanı için farkındalık büyük önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, Hashimoto hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<h2><img height="452" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-29-193949.png" width="631" /></h2>

<h2><strong>HALSİZLİK, YORGUNLUK VE ÜŞÜME BU HASTALIĞIN BELİRTİSİ OLABİLİR</strong></h2>

<p>Bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve en önemlisi Anti-TPO olan antikorlar, tiroid bezini yabancı olarak algılar ve hasara uğratır. Bu süreçte tiroid hücreleri zamanla zarar görür, bez küçülür ve fonksiyon kaybı gelişir. Hastalık genellikle yavaş ve sinsi ilerler. Erken dönemde belirtiler hafif olabilir ve başka hastalıklarla karıştırılabilen hastalığın en sık görülen belirtileri şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Halsizlik ve yorgunluk</li>
 <li>Üşüme</li>
 <li>Kilo alma</li>
 <li>Kabızlık</li>
 <li>Saç dökülmesi</li>
 <li>Cilt kuruluğu</li>
 <li>Konsantrasyon güçlüğü</li>
 <li>Motivasyon düşüklüğü</li>
</ul>

<p><strong>Hashimoto tiroiditi, ilerleyen dönemlerde şu belirtilerle kendisini gösterebilir:</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Ses kalınlaşması</li>
 <li>Yüzde şişlik</li>
 <li>Adet düzensizliği</li>
 <li>Nabızda yavaşlama</li>
 <li>Kaş dökülmesi</li>
 <li>Nedensiz kilo artışı ve halsizlik</li>
 <li>Depresif ruh hali</li>
 <li>Adet düzensizliği veya kısırlık</li>
 <li>Ailede tiroid hastalığı öyküsü</li>
</ul>

<h2><strong>ERKEN TEŞHİS KALP DAMAR HASTALIĞI RİSKİNİ DE AZALTABİLİYOR</strong></h2>

<p>Erken teşhis, Hashimoto hastalığının yönetiminde kritik bir rol oynar. Zamanında tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve hipotiroidi gelişmeden hasta düzenli olarak izlenebilir. Ayrıca erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riski azaltılabilir, metabolizma ve üreme sağlığı korunabilir. Özellikle gebelik planlayan ya da gebe olan kadınlarda erken teşhis, hem anne hem de bebek sağlığı açısından önemli avantajlar sağlar</p>

<h2><strong>HASTAYA ÖZEL TEDAVİ ÖMÜR BOYU SÜREBİLİR</strong></h2>

<p>Hashimoto hastalığında tedavisi eksik olan tiroid hormonunun yerine konmasına dayanır. Bu tedavi kişiye özel olarak planlanır ve çoğu hastada uzun süreli, genellikle ömür boyu devam eder. Vitamin ve mineral kullanımı ise her hasta için rutin olarak önerilmez. Ancak eksiklik saptanması durumunda D vitamini, B12, selenyum, çinko ve demir gibi destekler mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genel olarak Hashimoto hastalığı, erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların yaşam kalitesi korunabilir.</p>

<h2><strong>SEBZE AĞIRLIKLI BESLENMEK HASHIMOTO TİROİDİ RİSKİNİ AZALTIR</strong></h2>

<p>Hashimoto tiroiditi hastalığı uzman doktor kontrolünde yaşam değişikleriyle kontrol altına alınabilir. Glutensiz diyet yaklaşımı her hastada gerekli olmayabilir. Çölyak hastalığı varsa uygulanmalıdır. Bazı hastalarda gluten duyarlılığı bulunabilir. Hastalıktan korunmak için bu öneriler etkili olabilmektedir:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Sebze ağırlıklı beslenmek</li>
 <li>Yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketmek</li>
 <li>İşlenmiş gıdalardan kaçınmak</li>
 <li>Aşırı iyot tüketiminden uzak durmak</li>
 <li>Şeker ve rafine karbonhidratları azaltmak</li>
 <li>Tütün ve ürünlerini kullanmamak</li>
 <li>Stres yönetimine dikkat etmek</li>
 <li>Düzenli uyku alışkanlığı oluşturmak</li>
 <li>Gereksiz takviyelerden kaçınılmak</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/sinsi-tehlike-hasimoto-bu-9-kurali-uygulayanlar-bir-adim-onde</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 19:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-29-193937.png" type="image/jpeg" length="34685"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geç kalmadan harekete geçin! 50 yaş üstü bireyler için yaşamsal uyarılar]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/gec-kalmadan-harekete-gecin-50-yas-ustu-bireyler-icin-yasamsal-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/gec-kalmadan-harekete-gecin-50-yas-ustu-bireyler-icin-yasamsal-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[50 yaş, takvimde sadece bir dönüm noktası değil; aynı zamanda sağlık açısından kritik bir eşik olarak kabul ediliyor. Bu dönemle birlikte vücutta hücre yenilenmesi yavaşlıyor, metabolizma hız kaybediyor ve kas kütlesi azalırken yerini yağ dokusu almaya başlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ayrıca, damar esnekliğinin ve kemik yoğunluğunun azalması vücudu kronik hastalıklara karşı daha savunmasız hale getiriyor. Alışkanlıklarımız bu süreçte nasıl bir yaşam süreceğimizin en güçlü belirleyicisi oluyor. Sağlıklı beslenmek, düzenli spor yapmak, stresi yönetmek ve yeterli uyumak biyolojik yaşlanmanın etkilerini belirgin ölçüde azaltıyor. Bunların yanı sıra düzenli olarak yapılan test ve tarama programları da hastalıkların erken teşhis edilmesinde, hatta bazı hastalıkların önlenmesinde hayati bir rol oynuyor! <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, </strong>günümüzde yaşlanmanın artık bir “gerileme” süreci olarak görülmediğini belirterek, <strong>“</strong>Doğru yaşam alışkanlıkları ve düzenli tıbbi taramalar sayesinde hem yaşam süresi uzamakta hem de yaşam kalitesi belirgin şekilde artmaktadır. Günümüzde aktif, enerjik ve konforlu bir ikinci bahar yaşamak mümkündür” diyor.</p>

<h2><img height="347" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-27-201452.png" width="600" /></h2>

<h2><strong>"KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM" HATASINA DÜŞMEYİN!</strong></h2>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer,<strong> </strong>ilerleyen yaşla birlikte organ ile sistem rezervlerinde yaşanan azalma ve değişimlerin düzenli kontrolleri çok daha önemli hale getirdiğini vurguluyor. “Kendimi iyi hissediyorum, doktora gitmeme gerek yok” düşüncesinin ileri yaşlardaki en büyük yanılgılardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hakan Yavuzer, kalp-damar ve kanser gibi ciddi hastalıkların uzun süre hiçbir belirti vermeden sessizce ilerlediğine dikkat çekerek, “Bu nedenle test yaptırmak için şikayetlerin başlamasını beklemek büyük bir risk taşımaktadır. Düzenli yapılan tarama programları hastalıkları henüz belirti vermedikleri dönemde tespit etmektedir. Tedaviye erken başlanması sayesinde komplikasyonlar önlenebilmekte ve hayati riskler önemli ölçüde azaltılmaktadır” diye konuşuyor. <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer,</strong> 50 yaşından itibaren asla aksatmamanız gereken testleri ve tarama programlarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!</p>

<h2><strong>METABOLİK SİSTEM DEĞERLENDİRMESİ</strong></h2>

<p>Diyabet, insülin direnci ile tiroit hastalıkları, ilerleyen yaşla birlikte metabolizma hızının düşmesi ve ailesel genetik faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkabiliyor. Özellikle açlık glukoz, üç aylık glukoz ortalaması (HbA1c), insülin direnci (HOMA-IR), kan lipid düzeyleri, tiroit fonksiyonları, karaciğer ve böbrek fonksiyonları ile B12 vitamin düzeylerinin tespit edilmesi büyük önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Obezite sorununda ve hastalık tespit edilen durumlarda yılda 2-3 kez test tekrarları öneriliyor.</p>

<h2><strong>KARDİYOLOJİK DEĞERLENDİRME</strong></h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlıklı bir yaşam için günlük tuz tüketimini 5 gramın altı olarak belirlese de ülkemizde kişi başı günlük ortalama tuz tüketimi yaklaşık 10,2 gram civarında seyrediyor. Prof. Dr Hakan Yavuzer, “Bu yüksek tüketim özellikle 50 yaş üzerinde damar sertliği, hipertansiyon ve buna bağlı kalp krizi ile inme riskini artırıyor” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli kan basıncı ölçümü, EKG (Elektrokardiyografi), Efor Testi, Ekokardiyografi ve yılda bir kez rutin kalp- damar kontrolleri hayat kurtarıyor. Risk faktörleri ve ek hastalıklara göre kontrol sıklığı artırılabiliyor.</p>

<h2><strong>KANSER TARAMASI</strong></h2>

<p>İlerleyen yaşla birlikte kanserin görülme riske de artıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, bu nedenle kanser tarama programlarının 50 yaş sonrasında daha da önemli hale geldiğine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Kolon kanseri:</strong> Kolonoskopi kolon kanserinin erken tespit edilmesinde “altın standart yöntem” olarak nitelendiriliyor. Bunun yanı sıra dışkıda gizli kan testine de başvurulabiliyor. Kolon kanserinin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesi.</p>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Risk faktörü bulunmuyorsa 50 yaşından itibaren 10 yılda bir kolonoskopi öneriliyor. Polip ve benzeri riskli durumlar varsa yıllık kolonoskopi kontrolleri önem kazanıyor. Ailedeki risk durumuna göre kolonoskopi yöntemine daha erken yaşlarda da başlanabiliyor.</p>

<p><strong>Akciğer kanseri:</strong> Özellikle uzun yıllar sigara öyküsü olan kişilerde düşük doz bilgisayarlı tomografi öneriliyor.</p>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Ailede kanser öyküsü bulunmuyorsa yılda bir kez düşük doz bilgisayarlı tomografi taramaları yeterli oluyor. Risk tespit edildiği durumlarda bu tarama daha sık talep edilebiliyor.</p>

<p><strong>Kadınlar için meme ve rahim ağzı kanseri: </strong>Yaş ilerledikçe meme ve rahim ağzı kanseri riski de artıyor. Bu nedenle mamografi ve pap smear ile HPV (Human Papilloma Virüsü) taraması yaşamsal önem taşıyor. Düzenli taramalar ile her iki kanser türü erken dönemde tespit edilebiliyor. Daha da önemlisi, rahim ağzı kanserinde kanser öncesi hücresel değişiklikler yakalanabiliyor ve tedavi sayesinde kanser gelişimi <strong>önlenebiliyor. </strong></p>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> 40 yaşından itibaren mamografi ve 65 yaşına kadar hekimin önerdiği sıklıkta pap smear ile HPV taraması içeren kadın doğum muayenesinin aksatılmaması gerekiyor.</p>

<p><strong>Erkekler için prostat kanseri: </strong>Prostat kanserinin erken tespitinde prostat spesifik antijen (PSA) testi ve ürolojik muayene büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Ürolojik muayenenin 1-2 yılda bir tekrar edilmesi yaşam kurtarıyor.</p>

<h2><strong>KEMİK TARAMASI</strong></h2>

<p>Kadınlarda menopozla birlikte hormonal eksilmelere bağlı olarak osteoporoz (kemik erimesi) başlıyor. Bunun sonucunda ileri yaşlarda boy kısalması, yaygın kemik ağrısı ve kemik kırıkları riski oluşuyor.</p>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Kemik yoğunluğu ve D vitamini seviyelerinin ölçümünün yıllık olarak tekrar edilmesi öneriliyor.</p>

<h2><strong>BİLİŞSEL VE RUHSAL DEĞERLENDİRME</strong></h2>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, yaşlılıkta unutkanlığın normal bir durum olarak kabul edilmesinin en büyük yanlışlardan biri olduğuna işaret ediyor. Prof. Dr. Hakan Yavuzer, “Eşyaların yerini karıştırma, para hesabı yapmakta zorlanma ve isimleri unutma gibi günlük yaşamı etkileyecek şekilde unutkanlıkta artış olması uyarıcı olmalıdır” diyor.</p>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Erken evre demans (bunama) ile normal yaşlanmaya bağlı bellek değişimlerinin mental durum testleri ile yılda bir kez değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda yaşlılık depresyonu gençlerden farklı olarak üzüntüyle değil, bedensel ağrılar, isteksizlik veya unutkanlıkla maskelenmiş olarak görülüyor. Bu nedenle şüphe edilen durumlarda depresyon tarama ölçekleri ile yıllık değerlendirme yapılması son derece önem taşıyor.</p>

<h2><strong>İŞİTME VE GÖRME TARAMALARI</strong></h2>

<p>Derinlik algısını bozan görme sorunları dengeyi olumsuz etkileyerek düşmelere yol açabiliyor. Ayrıca yaşa bağlı işitme kayıpları beynin sesleri işleme kapasitesini zorlayarak bilişsel yükü artırabiliyor. Tedavi edilmeyen işitme sorunları, beyin yapısında değişikliklere ve bilişsel yeteneğin azalmasına yol açarak demans riskini artırabiliyor. Tüm bu görme ve işitme sorunları, sosyal bağların zayıflaması ve çevreye bağımlılığı artırarak yetersizlik hissi oluşturabiliyor.</p>

<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> İşitme muayenesi, glokom (göz tansiyonu) ve katarakt taramasının yıllık olarak yapılması öneriliyor. Erken teşhis edilebilen durumlarda tedavinin düzenlenmesi, işitme cihazı veya gözlük kullanımı gibi destekleyici çözümlerin sağlanması sorunların ilerlemesinin önüne geçiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/gec-kalmadan-harekete-gecin-50-yas-ustu-bireyler-icin-yasamsal-uyarilar</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 20:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-27-201503.png" type="image/jpeg" length="76802"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyin tümörünün 6 önemli sinyali]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/beyin-tumorunun-6-onemli-sinyali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/beyin-tumorunun-6-onemli-sinyali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin, binlerce kıvrım ve yoldan oluşan karmaşık yapısıyla tıbbın en zorlu çalışma alanlarından biri olmayı sürdürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak gelişen teknoloji; akıllı ilaçlar, hibrit ameliyathaneler ve moleküler patoloji sayesinde beyin tümörlerine karşı yürütülen savaşta yeni bir dönem başlatıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 130’dan fazla türü bulunan beyin tümörlerinde artık ‘hastalık’ değil, ‘hasta’ tedavi ediliyor.</p>

<p><img height="376" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-25-235937.png" width="600" /></p>

<h2><strong>BAŞ AĞRISI, UNUTKANLIK, SİNİRLİLİK VE GÜÇSÜZLÜK BELİRTİLERİ HAFİFE ALINMAMALI</strong></h2>

<p>Dünya genelinde akciğer ve meme kanseri kaynaklı ölümlerde düşüş gözlenirken, beyin tümörlerinde ölüm oranlarının yüzde 3 ile sabit seyrettiğinin altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Özellikle çocukluk çağı tümörlerinde beyin tümörleri, ölüm nedenleri arasında ne yazık ki ilk sırada yer alıyor. Beyin tümörlerinin erken teşhis edilmesi için standart bir tarama yöntemi bulunmuyor. Ancak özellikle baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, epilepsi-sara krizi gibi nöbet geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da birkaçının görülmesi durumunda belirtiler hafife alınmayıp mutlaka bir doktora başvurmak gerekiyor” dedi.</p>

<h2><strong>TEDAVİ İÇİN MULTİDİSİPLİNER BİR YAKLAŞIM ŞART</strong></h2>

<p>Kanser tedavisinde artık tek bir branşın değil, nöroloji, radyoloji, patoloji, beyin cerrahisi ve onkoloji uzmanlarının yer aldığı "Nöroonkoloji Konseyleri"nin karar verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Günümüzde patoloji, sadece mikroskop altında hücre incelemesi yapmanın ötesine geçerek tümörün genetik haritasını çıkarıyor. Yeni nesil dizileme (NGS) gibi moleküler yöntemlerle tümörün DNA'sındaki değişiklikler analiz edilerek; hastalığın seyri öngörülüyor ve doğrudan tümör hücresini hedef alan akıllı ilaçlar seçiliyor” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<h2><strong>MODERN TEKNOLOJİLER AMELİYAT BAŞARISINI ARTIRIYOR</strong></h2>

<p>Beyin cerrahisinde artık "daha çok kesi" değil, "daha akıllı cerrahi"nin ön planda olduğunu, hibrit ameliyathanelerde kullanılan ileri teknolojiler sayesinde operasyonların çok daha güvenli hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Göçmen, “Beyin cerrahisinde kullanılan modern teknolojiler, operasyonların başarısını ve güvenliğini en üst seviyeye taşıyor. Bu kapsamda nöronavigasyon teknolojisi cerraha tümöre ulaşması için en kısa ve güvenli rotayı belirleyen dijital bir yol haritası sunarken; fonksiyonel MR ve traktografi yöntemleri beynin konuşma, hareket ve görme gibi hayati merkezlerini haritalandırarak bu kritik bölgelerin korunmasına yardımcı oluyor. Öte yandan, cerrahi müdahalenin mümkün olmadığı veya şüpheli görülen lezyonlarda devreye giren stereotaktik biyopsi ise yüzde 95 gibi yüksek bir doğruluk oranıyla güvenilir tanı konulmasına olanak sağlıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Ne zaman uzmana başvurulmalı?</strong></p>

<p>Aşağıdaki sorulara "Evet" yanıtı veriliyorsa, acilen bir doktora başvurulmalı:</p>

<p>1. Ağrı ilk kez 10 yaşın altında veya 50 yaşın üstünde mi ortaya çıktı?</p>

<p>2. Daha önce mevcut olan ağrı şiddetlendi ve şekli değişti mi?</p>

<p>3. Baş ağrısı şimdiye kadar hayatınızda karşılaştığınız en şiddetli ağrı mı? Ağrı kesicilere rağmen geçmiyor mu?</p>

<p>4. Konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, kol ve bacaklarda uyuşmalar, güçsüzlük (felç) gibi nörolojik şikayetler baş ağrınıza eşlik ediyor mu?</p>

<p>5. Baş ağrınız hep aynı bölgede mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6. Sabah uyandığınızda baş ağrınız var mı? Kusarak rahatlıyor musunuz?</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/beyin-tumorunun-6-onemli-sinyali</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 23:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-25-235922.png" type="image/jpeg" length="81213"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Polen alerjisine dikkat!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/polen-alerjisine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/polen-alerjisine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğa yeniden canlanıyor, ağaçlar çiçek açıyor ve havalar ısınıyor. Ancak bu güzel değişim, alerjisi olan kişiler için zorlayıcı bir dönemin de habercisi. Özellikle polenler, hassas bünyeye sahip kişilerde günlük yaşamı olumsuz etkileyebilen sağlık sorunlarına yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarının gelişiyle doğa uyanırken, polenlerin havaya yayılması alerjik bünyeler için zorlu bir süreci de beraberinde getiriyor.</p>

<h2><strong>BAHARIN GİZLİ TEHLİKESİ: POLENLER NEDİR?</strong></h2>

<p>Bitkilerin üremesini sağlayan ve rüzgarla kilometrelerce uzağa taşınabilen polenler, gözle görülmeyecek kadar küçüktür. Ağaçların, çimenlerin ve otların çiçek açtığı bu dönemde havada yoğunlaşan bu tanecikler, solunum yoluyla vücuda girer. Bağışıklık sistemi bu zararsız tanecikleri "tehdit" olarak algıladığında ise alerjik reaksiyonlar zinciri başlar.</p>

<h2><img alt="Alerji-2" class="detail-photo img-fluid" height="352" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2024/03/alerji-2.jpg" width="600" /></h2>

<h2><strong>HANGİ BELİRTİLER VARSA DİKKAT ETMELİ?</strong></h2>

<p>Polen alerjisi kendini genellikle üst solunum yolu şikayetleriyle gösterir. En sık görülen belirtiler; art arda gelen hapşırma nöbetleri, burun akıntısı, tıkanıklık, gözlerde kaşıntı ve sulanmadır. Boğazda oluşan gıcık hissinin yanı sıra, astım hastalarında nefes darlığı ve hırıltılı solunum gibi daha ciddi tablolar da ortaya çıkabilir. Bu durum, tedavi edilmediğinde uyku kalitesini ve sosyal yaşamı ciddi ölçüde düşürür.</p>

<h2><strong>KİMLER RİSK ALTINDA?</strong></h2>

<p>Genetik olarak alerjiye yatkın bireyler listenin başında yer alıyor. Bunun yanı sıra bağışıklık sistemi henüz gelişmekte olan çocuklar ve kronik solunum yolu hastalığı (astım, KOAH vb.) olan kişiler polenlerden en çok etkilenen gruplardır. Uzun süre polen yoğunluğu yüksek ortamlarda bulunmak, bu kişilerin şikayetlerini kronik hale getirebilir.</p>

<h2><strong>POLENLERDEN KORUNMAK İÇİN ALTIN KURALLAR</strong></h2>

<p>Dr. Didem Altay Gazi, günlük hayatta alınacak basit ama etkili önlemlerle alerji etkilerinin minimize edilebileceğini belirtiyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>ZAMANLAMA VE EKİPMAN:</strong> Polenlerin en yoğun olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkarken mutlaka maske ve güneş gözlüğü kullanın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>VAZELİN BARİYERİ:</strong> Burnunuzun dış kısmına ve göz çevrenize süreceğiniz ince bir tabaka vazelin, polenlerin cildinize yapışarak içeri girmesini engeller.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>HAVA KOŞULLARINA DİKKAT:</strong> Güneşli ve rüzgarlı havalarda pencereleri kapalı tutun; dışarıda vakit geçirmekten kaçının.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>KLİMA VE FİLTRE BAKIMI:</strong> Araçlarınızda cam açmak yerine polen filtreli klimaları tercih edin ve filtre bakımlarını ihmal etmeyin.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>EV HİJYENİ:</strong> Dışarıdan eve geldiğinizde kıyafetlerinizdeki polenlerden kurtulmak için ılık bir duş alın. Ayrıca yatak örtülerinizi her hafta yüksek ısıda yıkayın.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/polen-alerjisine-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2024/05/alerji1211.jpg" type="image/jpeg" length="29253"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Burun tıkanıklığı 10 günü aşıyorsa dikkat!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/burun-tikanikligi-10-gunu-asiyorsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/burun-tikanikligi-10-gunu-asiyorsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahar aylarında artan polen yoğunluğu, üst solunum yolu şikayetlerinde yükselişe neden oluyor. Burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ve baş ağrısı gibi belirtiler çoğu zaman alerjiyle ilişkilendirilse de, bu durumlar bazı vakalarda sinüzitin erken işaretleri olarak da ortaya çıkabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Alerjik rinit, toplumda en sık görülen kronik solunum yolu hastalıkları arasında bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 300 milyon insan astım ile yaşıyor. Bu tablo, alerjik hastalıkların küresel ölçekte ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyarken Türkiye’de de benzer bir artış dikkat çekiyor. Türkiye Alerji ve Astım Derneği verilerine göre her 5 kişiden 1’inde alerjik rinit görülüyor.</p>

<p>Alerjik rinitte burun mukozasında oluşan inflamasyon, yalnızca burun boşluğunu değil sinüslerin havalanmasını da doğrudan etkiliyor.</p>

<h2><img height="430" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-22-204208.png" width="685" /></h2>

<h2><strong>ALERJİK RİNİT SİNÜS TIKANIKLIĞINI TETİKLİYOR</strong></h2>

<p>Alerjik rinitte ortaya çıkan iltihabi süreç, burun içi dokularda şişmeye neden oluyor. Bu durum sinüs kanallarının daralmasına ve tıkanmasına yol açıyor. Sinüslerin normalde mukus üretip bunu boşaltması gerekirken, tıkanıklık nedeniyle bu drenaj bozuluyor ve mikroorganizmalar için uygun bir ortam oluşuyor.</p>

<p>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Hekimi Op. Dr. Çetin Yıldırım, bu süreci “Alerjik rinitte burun içindeki ödem sinüslerin doğal havalanmasını engeller. Bu durum sinüslerde sıvı birikimine ve ardından enfeksiyon gelişimine zemin hazırlar” sözleriyle açıklıyor.</p>

<h2><strong>BASİT BİR TIKANIKLIK ZİNCİRLEME ETKİ OLUŞTURUYOR</strong></h2>

<p>Burun tıkanıklığı yalnızca solunumu zorlaştıran geçici bir durum olarak görülmemeli. Uzun süre devam eden tıkanıklık, sinüs basıncının artmasına, yüz ve baş bölgesinde ağrıya ve koku alma duyusunda azalmaya yol açabiliyor. “Sinüslerin sağlıklı çalışabilmesi için açık ve havalanabilir olması gerekir” diyen Op. Dr. Yıldırım, “Alerjiye bağlı gelişen tıkanıklık uzun sürdüğünde bu sistem bozulur ve kronikleşen bir tablo ortaya çıkabilir. Bu durum özellikle bağışıklık sistemi zayıf bireylerde ve sık alerji yaşayan kişilerde daha hızlı ilerleyebiliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>

<h2><strong>ALERJİ VE SİNÜZİT ARASINDAKİ KRİTİK FARKLAR</strong></h2>

<p>Alerjik rinit ve sinüzit belirtileri birbirine benzese de bazı önemli ayrımlar bulunuyor.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Alerjide şeffaf ve su gibi burun akıntısı görülür</li>
 <li>Sinüzitte akıntı daha koyu ve iltihaplı olabilir</li>
 <li>Alerjide hapşırık ve kaşıntı ön plandadır</li>
 <li>Sinüzitte yüz bölgesinde dolgunluk ve basınç hissi belirgindir</li>
 <li>Sinüzitte ateş ve halsizlik eşlik edebilir</li>
</ul>

<p>“Bu ayrımın doğru yapılması tedavi sürecini doğrudan etkiler” diyen Op. Dr. Çetin Yıldırım, özellikle 10 günden uzun süren şikayetlerde sinüzit ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p></p>

<h2><strong>TIKANIKLIĞI ÖNLEMEK İÇİN 5 ETKİLİ ADIM</strong></h2>

<p>Bahar aylarında alerji ve buna bağlı sinüzit riskini azaltmak için alınabilecek önlemler büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Polen Maruziyetini Azaltın</strong></p>

<p>Dış ortamdan eve gelindiğinde duş almak ve kıyafet değiştirmek alerjen yükünü azaltır.</p>

<p><strong>Burun Hijyenini Sağlayın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İzotonik solüsyonlarla burun yıkama, mukozayı temizler ve sinüslerin açık kalmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Ortam Havasını İyileştirin</strong></p>

<p>Evde düzenli temizlik yapmak ve mümkünse hava filtreleri kullanmak alerjen yoğunluğunu düşürür.</p>

<p><strong>Günün Riskli Saatlerine Dikkat Edin</strong></p>

<p>Polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde açık havada uzun süre kalmaktan kaçınılmalıdır.</p>

<p><strong>Erken Müdahale Edin</strong></p>

<p>Burun tıkanıklığı ve baş ağrısı uzun sürüyorsa gecikmeden uzman değerlendirmesi yapılmalıdır.</p>

<h2><strong>ERKEN TANI KRONİKLEŞMEYİ ÖNLÜYOR</strong></h2>

<p>Alerjik rinitin erken dönemde kontrol altına alınması, sinüzit gelişimini büyük ölçüde engelliyor. İhmal edilen durumlarda sinüslerde kalıcı hasar ve kronik enfeksiyonlar gelişebiliyor. “Erken dönemde alınan basit önlemler ve doğru tedavi yaklaşımı, hastalığın ilerlemesini engeller” diyen Op. Dr. Yıldırım, özellikle tekrarlayan şikayetlerin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Çamlıca Erdem Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Hekimi Op. Dr. Çetin Yıldırım, bahar aylarında artan şikayetlerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek “Alerjik rinit kontrol altına alınmadığında sinüzite dönüşebilir. Uzun süren burun tıkanıklığı, yüz ağrısı ve geniz akıntısı varsa bu tabloyu basit bir alerji olarak değerlendirmemek gerekir. Erken müdahale ile hem yaşam kalitesi korunur hem de daha ciddi tabloların önüne geçilir” mesajını paylaştı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/burun-tikanikligi-10-gunu-asiyorsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 20:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-22-204218.png" type="image/jpeg" length="36808"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alzheimer’da ilaç dışı devrim: Beyninizi fiziksel uyarılarla destekleyin!]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-devrim-beyninizi-fiziksel-uyarilarla-destekleyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-devrim-beyninizi-fiziksel-uyarilarla-destekleyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer hastalığı tedavisinde mevcut ilaçların hastalığın ilerlemesini durdurmaktan çok semptomları hafifletmeye yönelik olduğunu belirtti. Bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer ve demansla mücadelede tıp dünyası artık sadece ilaçlara değil, beyni fiziksel uyarılarla yeniden yapılandıran "nöromodülasyon" tekniklerine odaklanıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, beyin fonksiyonlarını destekleyen ve hastalığın seyrini yavaşlatma potansiyeli taşıyan bu yenilikçi yöntemlerin detaylarını paylaştı.</p>

<p><img height="417" src="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-21-231318.png" width="600" /></p>

<h2><strong>MEVCUT İLAÇLAR HASTALIĞI DURDURMUYOR, SADECE SEMPTOMLARI HAFİFLETİYOR</strong></h2>

<p>Dr. Celal Şalçini, günümüzde kullanılan farmakolojik tedavilerin (asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin) hastalığın ilerleyişini tamamen durduramadığını belirtti. Bu ilaçların sınırlı bir iyilik hali sağladığını ancak uzun vadede nihai sonucu değiştirmediğini ifade eden Şalçini, anti-amiloid tedavilerin ise yan etkiler ve maliyet gibi nedenlerle henüz yaygın klinik kullanıma girmediğini vurguladı.</p>

<h2><strong>NÖROMODÜLASYON: BEYİN BAĞLANTILARINI YENİDEN GÜÇLENDİREN TEKNOLOJİ</strong></h2>

<p>Alzheimer'ın artık sadece bir protein birikimi değil, aynı zamanda bir "bağlantı hastalığı" (konnektopati) olarak görüldüğünü aktaran Şalçini, nöromodülasyonun önemine değindi. Elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları kullanılarak yapılan bu müdahalelerin temel hedefi; sinaptik plastisiteyi artırmak ve beyin atrofisini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavinin etkili olabilmesi için canlı nöronal doku varlığı kritik olduğundan, erken teşhis hayati önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>EN YAYGIN YÖNTEM: MANYETİK UYARIM (rTMS)</strong></h2>

<p>Non-invaziv (cerrahi olmayan) yöntemler arasında en popüler olanın rTMS (tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım) olduğunu belirten Dr. Şalçini, bu yöntemin saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlarla beyin fonksiyonlarını düzenlediğini söyledi. Özellikle bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanıldığında etkinliğin belirgin şekilde arttığını ifade etti.</p>

<h2><strong>TPS VE ULTRASON: DERİN BEYİN YAPILARINA ULAŞAN TEKNOLOJİLER</strong></h2>

<p>Dr. Şalçini, Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olan Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS) yöntemine dikkat çekti. Kısa süreli akustik darbelerle çalışan bu yöntem, derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunuyor. Ayrıca, ışık kullanılarak mitokondriyal fonksiyonların iyileştirildiği "Fotobiyomodülasyon" ve kan-beyin bariyerini geçici olarak açan "Odaklanmış Ultrason" (FUS) gibi yöntemler de nörodejeneratif süreçleri yavaşlatma potansiyeli taşıyor.</p>

<h2><strong>40 HZ UYARIM VE GELECEĞİN UMUT VADEDEN TEDAVİLERİ</strong></h2>

<p>Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı 40 Hz (gama frekanslı) nöromodülasyonun, beyindeki amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Dr. Celal Şalçini, tüm bu yöntemlerin umut verici olduğunu ancak her hastanın klinik durumuna göre tedavinin bireyselleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-devrim-beyninizi-fiziksel-uyarilarla-destekleyin</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 23:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-21-231137.png" type="image/jpeg" length="42079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hamilelikte bu ağrılar önemli olabilir: Uzmanlar uyarıyor]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/hamilelikte-bu-agrilar-onemli-olabilir-uzmanlar-uyariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/hamilelikte-bu-agrilar-onemli-olabilir-uzmanlar-uyariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hamilelik süreci, vücutta birçok fizyolojik değişimin yaşandığı özel bir dönem olarak öne çıkıyor. Bu dönemde anne adaylarının en sık yaşadığı şikayetlerden biri karın ağrısı oluyor. Genellikle normal gebelik sürecinin bir parçası olarak görülse de, bazı durumlarda karın ağrısı önemli sağlık sorunlarının habercisi olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yapılan değerlendirmeler, gebelik sürecinde yaşanan ağrı şikayetlerinin kadınların önemli bir kısmında görüldüğünü ortaya koyuyor. Ağrının şiddeti, süresi ve eşlik eden belirtilerin doğru değerlendirilmesinin hem anne hem de bebek sağlığı açısından kritik önem taşıyor.</p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimi Op. Dr. Gülçin Demirdöven, gebelikte karın ağrısının tek bir nedene bağlı olmadığını belirterek “Hamilelikte yaşanan karın ağrıları çoğu zaman büyüyen rahmin çevre dokulara baskı yapmasından kaynaklanır. Ancak bazı durumlarda altta yatan farklı sağlık sorunları da söz konusu olabilir” dedi.</p>

<h2><strong>FİZYOLOJİK DEĞİŞİMLER AĞRIYA NEDEN OLABİLİYOR</strong></h2>

<p>Hamilelikte karın ağrısının en yaygın nedenlerinden biri rahmin büyümesine bağlı olarak bağ dokuların gerilmesi oluyor. Özellikle gebeliğin ikinci trimesterinden itibaren bu tür ağrılar daha sık hissediliyor. “Rahim büyüdükçe çevresindeki kas ve bağ dokular gerilir. Bu durum özellikle ani hareketlerde ya da uzun süre ayakta kalındığında ağrıya yol açabilir” diyen Op. Dr. Demirdöven, bu ağrıların genellikle kısa süreli ve pozisyon değişikliği ile hafiflediğini ifade ediyor.</p>

<p>Sindirim sisteminde yaşanan değişiklikler de karın ağrısına neden olabiliyor. Hormonal etkilerle bağırsak hareketlerinin yavaşlaması kabızlık ve gaz şikayetlerini artırırken, bu durum da karın bölgesinde rahatsızlık hissine yol açıyor.</p>

<h2><strong>MASUM GÖRÜLEN AĞRILAR YANILTICI OLABİLİR</strong></h2>

<p>Her karın ağrısı normal kabul edilmemeli. Bazı durumlarda ağrı, ciddi bir sağlık probleminin ilk belirtisi olabiliyor. Özellikle şiddetli, sürekli ve giderek artan ağrılar dikkatle değerlendirilmesi gereken durumlar arasında yer alıyor. Op. Dr. Demirdöven, “Karın ağrısına vajinal kanama, ateş, baş dönmesi ya da mide bulantısı eşlik ediyorsa bu durum mutlaka değerlendirilmelidir. Bu belirtiler düşük riski, dış gebelik ya da enfeksiyon gibi durumların habercisi olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<h2><strong>HAMİLELİKTE KARIN AĞRISINI HAFİFLETMEK İÇİN 5 ÖNEMLİ ÖNERİ</strong></h2>

<p>Fizyolojik nedenlere bağlı hafif karın ağrılarında bazı basit önlemlerle rahatlama sağlanabiliyor. Op. Dr. Gülçin Demirdöven, anne adayları için şu önerilerde bulunuyor:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Dinlenmeye özen gösterin</strong></li>
</ul>

<p>Uzun süre ayakta kalmak ağrıyı artırabilir. Gün içinde kısa dinlenme molaları vermek önemlidir.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Ani hareketlerden kaçının</strong></li>
</ul>

<p>Hızlı kalkma ya da ani dönme hareketleri bağ dokuların gerilmesini artırabilir.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Ilık duş uygulayın</strong></li>
</ul>

<p>Kasların gevşemesine yardımcı olarak ağrının azalmasını sağlayabilir.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Bol su tüketin ve lifli beslenin</strong></li>
</ul>

<p>Kabızlık ve gaz kaynaklı ağrıların önüne geçilmesine destek olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Rahat kıyafetler tercih edin</strong></li>
</ul>

<p>Karın bölgesine baskı yapan kıyafetler ağrıyı artırabilir.</p>

<p>“Bu öneriler hafif ve geçici ağrılar için geçerlidir” diyen Op. Dr. Demirdöven, ağrının devam etmesi durumunda mutlaka hekime başvurulması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p></p>

<p>GEBELİKTE DÜZENLİ KONTROLLER İHMAL EDİLMEMELİ</p>

<p>Hamilelikte karın ağrısının doğru değerlendirilmesi, olası risklerin erken dönemde tespit edilmesini sağlıyor. Op. Dr. Demirdöven, “Ağrının tipi, süresi ve eşlik eden bulgular doğru analiz edildiğinde ciddi tablolar erken dönemde yakalanabilir. Bu da hem anne hem de bebek sağlığını korumada büyük avantaj sağlar” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/hamilelikte-bu-agrilar-onemli-olabilir-uzmanlar-uyariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-20-213811.png" type="image/jpeg" length="41205"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genç yaşta kalp krizi tehlikesi artıyor: En büyük nedenler açıklandı]]></title>
      <link>https://www.sokgazetesi.com.tr/genc-yasta-kalp-krizi-tehlikesi-artiyor-en-buyuk-nedenler-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sokgazetesi.com.tr/genc-yasta-kalp-krizi-tehlikesi-artiyor-en-buyuk-nedenler-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Ağuş, acil servise 30-35 yaş aralığında kalp kriziyle başvuran hastalarda artış olduğunu belirterek; sigara, alkol, madde kullanımı, sağlıksız beslenme ve enerji içeceklerinin önemli risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Akif Ersoy Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümünden Doç. Dr. Hicaz Zencirkıran Ağuş, dünyada ve Türkiye’de ölümlerin en sık nedeninin kalp damar sistemi hastalıkları olduğunu söyledi. TÜİK 2024 verilerine göre Türkiye’de ölümlerin yaklaşık yüzde 36’sı kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor.</p>

<h2><strong>ERKEN YAŞTA KALP KRİZİ ARTIYOR</strong></h2>

<p>Ağuş, son yıllarda kalp krizi yaşının düştüğünü belirterek 30-35 yaş grubunda acil servise kalp kriziyle başvuran hasta sayısında artış görüldüğünü ifade etti. Bu durumun başlıca nedenleri arasında sigara, alkol ve madde kullanımı ile sağlıksız beslenme ve enerji içecekleri yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>RİSK FAKTÖRLERİ VE YAŞAM ALIŞKANLIKLARI</strong></h2>

<p>Kalp hastalıklarında diyabet, genetik yatkınlık ve yaşam tarzının etkili olduğunu vurgulayan Ağuş, stresli yaşamın da riski artırdığını belirtti. Kolesterol yüksekliğinin damar tıkanıklığına yol açtığını ve bunun kalp krizini tetiklediğini söyledi.</p>

<h2><strong>BELİRTİLERE DİKKAT EDİLMELİ</strong></h2>

<p>Ağuş, kalp krizinin göğüste baskı tarzında şiddetli ağrı ile ortaya çıktığını, bu ağrının kola, sırta veya çeneye yayılabileceğini ifade etti. Çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk, ödem ve bayılmanın da önemli uyarı işaretleri olduğunu vurguladı.</p>

<h2><strong>KORUNMAK İÇİN SAĞLIKLI YAŞAM ŞART</strong></h2>

<p>Kalp sağlığı için düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve uyku düzeninin önemine değinen Ağuş, sigara ve alkolün kesinlikle bırakılması gerektiğini söyledi. Haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş ve düzenli direnç egzersizleri önerdi.</p>

<h2><strong>ERKEN KONTROL HAYAT KURTARIR</strong></h2>

<p>Risk faktörü taşıyan kişilerin genç yaşta bile kardiyoloji kontrolüne gitmesi gerektiğini belirten Ağuş, kalp hastalıklarının büyük bölümünün önlenebilir olduğunu ve erken önlemin hayat kurtardığını ifade etti.</p>

<h2><strong>KOVİD-19 AŞISI VE KALP KRİZİ AÇIKLAMASI</strong></h2>

<p>Ağuş, Kovid-19 aşılarının kalp krizi riskini artırmadığını, aksine koruyucu etkilerinin bulunduğunu belirtti. Görülen pıhtı ve kalp kası iltihabı vakalarının ise aşıdan değil, enfeksiyonun kendisinden kaynaklandığını söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sokgazetesi.com.tr/genc-yasta-kalp-krizi-tehlikesi-artiyor-en-buyuk-nedenler-aciklandi</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 19:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sokgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sokgazetesi-com-tr/uploads/2025/10/kirik-kalp-2.jpg" type="image/jpeg" length="82633"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
