Suriye’de dengelerin saatler içinde değiştiği, çatışmaların Fırat’ın doğusuna taşındığı bir dönemde Ankara kulisleri de yeniden hareketlendi. Bu atmosferde Abdulkadir Selvi’nin yazısında kullandığı sert dil, hem DEM Parti’ye yöneltilen suçlamalar hem de “süreç” tartışmasının geldiği nokta açısından dikkat çekti.
RAKKA VE TABKA VURGUSU
Suriye’nin kuzeyinde yaşanan sıcak gelişmeler, Türkiye’deki siyasi tartışmaların da ana başlığı haline geldi. Yazıda, Halep’te Şam yönetiminin SDG’ye yönelik operasyonlarının çatışmaları büyüttüğü, bunun sonucunda Fırat’ın doğusunda yeni bir operasyon dalgası yaşandığı aktarıldı.
Öne çıkan başlıklardan biri ise Rakka ve Tabka’nın kısa sürede SDG’nin kontrolünden çıktığı iddiası oldu. Bölgenin, Suriye’nin en kritik petrol kaynaklarından bir kısmına ev sahipliği yapması nedeniyle gelişmenin “bir günde tabloyu değiştirdiği” yorumu yapıldı.
“ÖCALAN DAHA NE DESİN?”
Selvi, yazısında Abdullah Öcalan’ın 29 Aralık’ta SDG lideri Mazlum Abdi’ye gönderdiği belirtilen mektuba özel vurgu yaptı. Bu mektupta yer aldığı aktarılan “10 Mart mutabakatının uygulanmasının süreci rahatlatacağı ve hızlandıracağı” değerlendirmesini hatırlatan Selvi, buradan hareketle “Öcalan daha ne desin?” diyerek mesajı netleştirdi.
Bu bölüm, tartışmanın yalnızca iç siyasete değil; doğrudan Suriye hattındaki askeri ve siyasi gelişmelere bağlandığını da gösterdi.
“DARBE MEKANİĞİ” İFADESİ TARTIŞMAYI BÜYÜTTÜ
Gündeme gelen bir diğer kritik başlık ise DEM Parti’nin görüşme sonrası yaptığı açıklamalarda yer alan “darbe mekaniği devreye girer” ifadesi oldu. Selvi, bu sözler üzerinden endişe duyduğunu belirtirken, odağını özellikle Kandil hattına çevirdi.
Yazıda, “süreç” tartışmasının merkezine Kandil’in yerleştirildiği görülürken, Selvi’nin çizdiği çerçeve netti: Kandil’in “sürece” karşı pozisyon aldığı ve sahada bunun yansımalarının görüldüğü iddia edildi.
“141 GÜNDE KANDİL’DE NE YAŞANDI?”
Selvi, köşe yazısında dikkat çeken bir soruyu öne çıkardı: “141 günde Kandil’de ne yaşandı?”
Bu bölümde, PKK’lı Bese Hozat’ın “Af istemiyoruz” sözlerinden sonra Kandil’de bir kırılma yaşandığı, örgüt içi dengelerin değiştiği ve Kandil’in Öcalan karşıtı bir çizgiye savrulduğu iddiası dile getirildi.
Selvi ayrıca, Halep hattındaki çatışmalarda Kandil’in “kalın ve savaşın” yönünde talimat verdiğini öne sürerek, sahadaki gerilimi örgüt içi tartışmalara bağladı.
DEM PARTİ’YE YÖNELİK SUÇLAMA
Yazının en sert bölümü ise Selvi’nin, DEM Parti yönetimine yönelttiği doğrudan suçlama oldu. Selvi, Tuncer Bakırhan ve Gülistan Kılıç Koçyiğit’in açıklamalarına işaret ederek iki ismin “Kandil’deki süreç karşıtlarının siyasi uzantısı” olduğunu öne sürdü.
Selvi’nin özellikle hedef aldığı nokta, Bakırhan ve Koçyiğit’in “Öcalan’ın çağrısında SDG’nin olmadığı” yönündeki değerlendirmeleri oldu. Bu çıkışların, Selvi’ye göre “sürece karşı” bir hat oluşturduğunu savundu.
ATEŞKES BOZULURSA NE OLACAK?
Yazının son bölümüne taşınan bir diğer başlık ise güvenlik çevrelerinden aktarılan değerlendirmeler oldu. Buna göre Kandil’de “şahin kanat” bulunduğu, bazı ülkelerin telkiniyle SDG’yi çatışmaya ittiği iddia edildi.
Ayrıca, SDG’nin ateşkese uymaması halinde operasyonların Fırat’ın doğusuna uzanabileceği mesajı verildi. Bu ifadeler, yazının genelinde “süreç” tartışmasının sahada askeri karşılıklar doğurabileceği vurgusunu güçlendirdi.





