Klasik müzik denince pek çoğumuzun aklına öncelikle kusursuzluk ve disiplin gelir. Bir de yıllarca süren titiz bir çalışma. Çocukluğumun ‘Pazar Konserleri’ geliyor gözümün önüne. Muntazam bir görüntü. O enstrümanların senkronizasyonu, o koca orkestra ve o müzik… beni her zaman büyülemiştir.

KUSURSUZLUĞUN VE DİSİPLİNİN MÜZİĞİ

Bugün, sanatla kurduğu ilişki, zamanla bir meslekten çok bir yaşam biçimine dönüşen viyola sanatçısı Sevgili Günsu Özkarar bizimle. Bu söyleşiyi yaparken ben ‘keman’ dediğimde, o beni ‘viyola’ olarak düzeltiyor ve ikisi arasındaki farkı anlatıyor. Viyola, kemana çok benzeyen ama kemandan biraz daha büyük ve daha kalın sesli bir müzik aleti.

Çocukluğu tiyatro provaları, opera salonları, bale ve piyano dersleri arasında şekillenen Günsu, konservatuvarla birlikte sanatın hayatındaki yerinin değiştiğini söylüyor. Yılın önemli bir bölümünü Portekiz’de geçirdiğinden, klasik müziğin kökleriyle Avrupa’nın kültürel atmosferini kendi deneyimleri üzerinden buluşturuyor. Bu söyleşiden hareketle şunu söyleyebilirim, onun hikayesinde klasik müzik, geçmişle bugün arasında kurulan kırılgan ama güçlü bir köprüye benziyor. Avrupa’da yaşamanın, farklı kültürleri ve dilleri, dünyanın farklı pencereleri olarak deneyimlemenin müziğine ve sanat anlayışına kattığı yeni katmanlar da bu köprüyü genişletiyor.

Whatsapp Image 2026 09 03 At 01.14.05

TÜRKİYE’DEN AVRUPA’YA UZANAN BİR SANAT YOLCULUĞU

Bunların ötesinde, bir yandan da Günsu’nun Türkiye’den Avrupa’ya uzanan bu sanat yolculuğunda, mutlulukla burukluk yan yana duruyor. Sanata değer verilen bir ortamda yaşamanın besleyici tarafını anlatırken, kendi ülkesinde de benzer bir kültürel ortamın var olmasını istemenin özlemini saklamıyor.

Günsu’nun müziğe bakışındaki bana göre en dikkat çekici noktaysa, kendisini müziğin merkezine koymaması. Çünkü “müzik benim için kendimi anlatma aracım değil, tarihsel bir enerjiyi aktarma yolum” diyor. O, bu yolda bir aracı.

Evet… İşte Sevgili Günsu Özkarar’la yaptığım bu söyleşide, sanatı, klasik müziği, Türkiye’de sanatçı olmayı, Avrupa’daki yaşamını ve müziğin insanın hayatındaki yerini konuştuk.

Whatsapp Image 2026 09 03 At 01.14.04

SANATIN İÇİNDE BÜYÜYEN BİR ÇOCUKLUK

Sanatı, hayatının merkezinde yaşayan birisin. Diğer şeyler bu merkezin etrafında şekilleniyor sanki. Sanat, hayatının merkezine ne zaman yerleşti?

Annem tiyatrocu olduğu için provalarda büyüdüm. Dedem de bir klasik müzik aşığı olarak beni devamlı operaya götürürdü, sonra bale ve piyano dersleri derken, konservatuvara başlamamla iş oyun olmaktan çıkıp hayatımın merkezi haline geldi.

Bir de bunun karşılığı var tabii Günsu. Bir sanatçının hayatını sanatının merkezine koyması. Sence bu ne ifade ediyor? Bir özgürlük mü, bedel mi sayılır?

Kesinlikle özgürlük. Ben öğrencilerime de bunu tavsiye ediyorum. Bedel demek ağır ama Türkiye’de sanat yapmanın ve kalmak istemenin bazı yükümlülükleri ve eksileri olabiliyor.

Seni bir şiir dinletisinde canlı dinleme fırsatı buldum. Viyolayla bütünleşmiştin o akşam. Viyola senin için bir enstrümandan çıkıp bir ifade biçimine dönüşmüş gibi. Bununla ilgili neler söylersin?

Sadece teşekkür etmek isterim, çünkü ben hala bütünleşmiş gibi hissetmiyorum.

Hep bir ifade vardır ya, ‘ben sanatımla bir şeyleri anlatıyorum’ diye. Senin de müzik aracılığıyla söyleyebildiğin ama kelimelerle anlatamadığın şeylerin var mı hayatında?

Yok. Müzik benim için kendimi anlatma aracım değil, tarihsel bir enerjiyi aktarma yolum. Ben kendimi müzik yaparken bir özne gibi, bir aracı gibi hissediyorum.

“MÜZİK BENİM İÇİN KENDİMİ ANLATMA ARACI DEĞİL”

Yılın büyük bir bölümünde Portekiz’de yaşıyorsun. Portekiz'de yaşamak sanatını ve müziğe bakışını nasıl değiştirdi?

Avrupa’da yaşamak bir sanatçı için çok ilham verici Ahmet, klasik müziğin özü Avrupa olduğu için de buraya ait bir müzik yapıyor olmak bir sanatçı için ruhen besleyici. Yeni müzisyenlerle tanışmak ve sanata değer verilen bir ortamda olmak Türkiye’den gelmiş bir müzisyen için hem mutluluk hem de burukluk veriyor haliyle. Burukluk bizim ülkemizde de benzerini yaşama arzusundan kaynaklanıyor…

Bu arada, sen Portekiz’in ünlü klasik müzik festivali Verao Classico’da dinleyici olarak yer aldın Günsu. Hatta o festivalin müzik direktörü Filipe Pinto Ribeiro’yla yaptığın söyleşiyi de benimle paylaştın. Bunun için tekrar teşekkür ederim sana. Peki, Portekiz'in müzikal ve kültürel atmosferinde seni en çok etkileyen şey ne?

Portekiz'in kültürel atmosferinde benim en çok saygı duyduğum şey sürdürülebilir ve uzun soluklu olmasına dikkat ederek proje üretiyor olmaları, aynı zamanda da çok kültürlü bir yapıyı içlerinde barındırabiliyorlar. Mesela Verao Classico hem uzun süredir gerçekleşen bir festival hem de birçok farklı ülkeden çok iyi müzisyenler ağırlıyordu. Bu çok hoşuma gitti açıkçası. Kısacası kültürel köklerini sağlam buldum diyebilirim metaforla açıklayacak olursam...

Whatsapp Image 2026 09 03 At 01.14.05 (1)

AVRUPA’DA SANAT: MUTLULUK VE BURUKLUK BİR ARADA

Peki Portekiz'deki hayatınla geldiğin kültür arasında nasıl bir denge kuruyorsun?

Aslında Portekiz Türkiye’ye benziyor yer yer. Netice ortak bir tarih ve Akdeniz kültürü var. Ama ben önce İsviçre’de de uzun yıllar yaşadım. Kültürleri ve yabancı dilleri aynı dünyaya bakan farklı pencereler olarak deneyimlemeyi sevdiğimden hem oraya ait olana saygı duyuyor, hem de kendi kültürümü paylaşmaya çalışıyorum.

Portekiz'in ‘Saudade Kavramı’ (özlem, melankoli ve hüzün duygusu) senin müziğinizde karşılık buluyor mu?

Henüz bulmuyor. Ama ağlayarak dinlediğimi söyleyebilirim sana.

FARKLI KÜLTÜRLER, AYNI DÜNYAYA AÇILAN PENCERELER

Özellikle klasik müziğin içinde yer alan sanatçılar için ‘Virtüöz’ ifadesi kullanılır. Bu kelime senin için ne ifade ediyor? Teknik olarak mükemmellik mi ya da müziğin ruhuna gerçek anlamda ulaşabilmek mi?

Benim için çok ama çok çalışmak, bu işe adanmak ve kendini bu şekilde tanımlatmak demek.

Genç bir kadın olarak klasik müzik dünyasında karşılaştığın, erkek meslektaşlarının daha az karşılaşabileceğini düşündüğün zorluklar oldu mu ya da var mı böyle şeyler?

Evet. Türkiye’de hala bazı cinsiyet ayrımcılıkları ile karşılaşsak da dünya çoktan bunları aşmakla meşgul.

Çok teşekkür ederim Günsu. Son olarak eklemek istediğin bir şeyler?

Ben kendimi ifade etmek için müzikten daha çok edebiyatı tercih etmiş biriyim. Kitaplarıma ulaşılmasını ve okunmasını dilerim. Son kitabım Mitos Boyut’tan çıkan Leyleği Doğurmak.

Çok yönlü ve mütevazi bir sanatçısın. Çok merak ettim, ilk fırsatta okuyacağım Leyleği Doğurmak’ı. Bu keyifli söyleşi için de ayrıca teşekkür ederim. Tüm hedeflerine ulaşman dileğiyle Sevgili Günsu.

Teşekkürler Ahmet. Ben de çok teşekkür ederim. Herkese selamlarımı iletiyorum. Sevgiler.

Kaynak: AHMET İNCE