CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, tutulduğu Silivri Cezaevi'nden bir yazı yazdı.
İmamoğlu, Cumhuriyet için yazmış olduğu yazıda şu ifadeleri kullandı:
"YURTTA SULH, CİHANDA SULH!"
Atatürk’ün devletimizin aklına nakşettiği bu sözler, Cumhuriyetin dış politika anlayışının kısa ve öz fakat bir o kadar da en derin halidir. Yüzyıllar boyunca nice coğrafyada savaşmaktan geri durmamış, gerektiğinde yalın ayak cepheden cepheye koşan cesur ve güçlü milletimizin elindeki en büyük gücün barışı kurmak, korumak ve yaymak olduğunu bu sözler bizlere öğütlemiştir. İçinde güçlü olan Türkiye’nin, doğru bir barış diplomasisiyle coğrafyamızda ve dünyada nasıl güçlü olacağının kılavuzu olan bu söz, sorumluluk ve görev bilinciyle hareket edenler için her dönemde ısrarla hatırlatılmıştır ve hatırlatılmaya devam edecektir.
Fakat ne yazık ki bugünün iktidarı bu sözleri doğru anlayamadı. İşine geldiğinde Cumhuriyetin, “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışının ve akılcı dış siyasetin temel ilkelerini yok sayan; sıkıştığında ise “iç tahkim”, “dünya barışı” hatırlatması yaparak ülkemize itibar ve irtifa kaybı yaşatan bir anlayış, bugün bir kez daha Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” iradesine sığınmaya çalışıyor. “Cihanda sulh”un, güncel dünya düzeninin alabora olduğu bir dönemde ne denli önemli bir strateji olduğunu kavramak gerekir. İç siyasette kazanç ve kişisel ilişkiler üzerine oturtulan dış siyaset hattı, Türkiye’ye ciddi itibar ve irtifa kaybı yaşatmıştır.
"U DÖNÜŞLERİYLE KADİM DEVLET ANLAYAŞIMIZA..."
Yalnızca son 15 yılda, dış siyasetteki zikzaklar ile, esneklikle tariflenemeyecek söylemlere ve alınan kararlardaki U dönüşleriyle kadim devlet anlayışımıza hiç uymayacak bir tutarsızlık dönemi yaşadığımız bir gerçektir. Daha fazla muhtaç, gerçek tavır alamayan ve Türkiye’nin birikimlerine zarar verilen bir ortamdayız.“ Yurtta sulh” ise tümüyle trajik! İstikrarlı bir kötülük, sınır tanımaz kuralsızlık, anayasaya, kanunlara uymayan ucube “cumhurbaşkanlığı sistemi” ile otokrasiyle tanışmamıza neden olan, kutuplaştıran, ayrıştıran, muhalife düşman, rakibini yok eden, demokrasinin, Cumhuriyet’in bütün kurallarını ihlal ve imha etme gayretindeki bir iktidar dönemini yaşıyoruz. Rakibine kumpas, montaj, yalan, iftira düzeni kuran; devletin ve kurumlarının bütün gücüyle saldıran, yargıyı araçsallaştıran, güçler ayrılığını imha ederek büyük bir kriz yaratan ve zararı büyük olan bir dönemi yaşıyoruz. Milli irade hırsızlığını kayyımlarla başlatan, artık 200’e yakın kayyımın olduğu, belediye gaspı, ahlak dışı teklif ve ele geçirme yöntemlerine devam eden bir zihniyet.
'PARTİ DEVLETİ ANLAYIŞI' DEDİ
Demokrasi tarihimizin yüz karası ve uydurma gerekçelerle, yargı eliyle İstanbul seçimini de iptal ettiren bu iktidarın siyasi anlayışıdır. Bu dönemle, yargının iktidar gücünün ve bir parti devleti anlayışının kullanışlı aparatı oluşunun ayrı bir dönemi yaşanmaktadır. Bir hâkimin bakan yardımcısı, ardından İstanbul cumhuriyet başsavcısı, sonra siyasi darbe sistemi sürecinin aparatı olduktan sonra, adalet bakanı olarak HSK’nin başına geçmesi, 19 Mart siyasi darbesinin tescilli ispatıdır. Dolayısıyla sıraladığım bu siyasetin önemli birkaç örneğine sayfalarca örnek ekleyebiliriz. Her biri “dünya otokrasi uygulamaları” kitabına yeni sayfalar ekletecek örneklerdir. Ne “cihanda sulh” ne de “yurtta sulh” prensibine uyan iktidar, zorda kaldığında bu hatırlatmayı yaparken hiçbir sağlıklı siyasi hat oluşturmamış ve Türkiye’ye 24 yıllık süreçte çok büyük zararlar vermişken iktidarının sonuna da yaklaşmaktadır.
'OTOKRAT ZİHNİYET'
Tanıyı doğru koymazsak tedaviyi gerçekleştiremeyiz. 24 yılda, Avrupa’da her alanda sonuncu, dünyada ise dip sıralarda boğuşan bir duruma geldik. Ekonomik ve toplumsal direnci büyük hasar almış, içeride birlik iradesi zarar görmüş ve dışarıdaki tehlikelere hazırlanamamış bir Türkiye’yiz. Enerjisi bitmiş, yozlaşmış, tükenmiş, çökmüş bir iktidar düzeni ve ucube cumhurbaşkanlığı sistemi ve dönemi kapanmak zorundadır.Bugün Ortadoğu’nun göbeğindeki savaşlara ve Türkiye’nin çevresinde olan bitene rağmen, cennet vatanımızı ve 103 yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ayakta tutan; kuruluşundaki laik, demokratik hukuk devleti olma ilkeleri, toplumun inanmışlığı, gücü ve Atatürk’ün 86 milyona emaneti “Yurtta sulh, cihanda sulh” ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkelerinin genetiğimize işlemiş halidir. Yüzde 30’lar ile dünyanın en yüksek enflasyonunun yaşandığı ülkemizde, milletin yüzde 80’e yakını adalete inanamaz, yüzde 70’e yakını iktidara güvenemez hale gelmiştir. Adalete inancın ve hükümete güvenin yerlerde olduğu bu dönemde, iktidarı tahkim etmenin yolu ise yargı koridorlarına ve korku politikalarına mahkûm edilmiştir. Adalet sistemini, tümüyle kendi siyasi ikbali için kullandığı bir dönemde, toplumdaki adalet duygusunu yerle bir eden bir hükümet dönemini yaşıyoruz.
Türkiye’ye en pahalı faizle, paranın dışında, dış yatırımın dip yaptığı bir dönemi yaşıyoruz. Savunma sistemimizi S400 meselesiyle kitleyen, 20 yıldır uçak alamayan, mevcut F16 uçaklarının modernizasyonunu dahi yapamamış, hatta üzülerek söylüyorum ki Umman’ın eski uçaklarını satın almaya çalışacak hale gelmiş, gururumuz Kaan uçağına motor alamayacak şekilde ilişkilerimizi zedelemiş bir durumdayız. Avrupa Birliği’nden uzaklaşmış; yorgun, bitkin, demokrasi ve hukuk devletinin kurallarını hiçe sayarak itibarsızlaşmaya başladığımız bir dönemdeyiz. Muhalefete saldıran, rakibinden korkan, memleketi kendisinin sanan, antidemokratik ve otokrat bir zihniyetin uygulamalarıyla karşı karşıyayız.
"EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR"
Meşruiyetini ABD’de arayan, dünya liderliğini çılgın bir ejderhaya dönüşmüş haliyle Kanada’dan Grönland’a, Venezuela’dan İran’a, kuralları yerle bir ederek her tarafa ağzından çıkan ateş toplarını püskürten ve o hışımla kuyruğunu bütün evrensel değerlere karşı savuran bir anlayışın kuyruğuna tutunarak durum idare etmeye çalışan zihniyet; ülkemize, milletimize ve geleceğimize hiçbir şey veremez.
Yolumuz; demokrasi, hukuk devleti, laik Türkiye Cumhuriyeti ve 86 milyon insanına her yönüyle eşit yurttaşlığı yaşatan bir gelecektir. Silivri’deki mücadelemiz büyüktür. Bireysel değil toplumsaldır. Mücadelemiz, demokrasi mücadelesidir.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta cihanda sulh” ilkeleri ile ancak tarifsiz tehditlere ve gelişen bir rejime karşı bir ve birlikte olup, tüm muhalifler birlikte mücadele ederek Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını akıl, bilim, demokrasi, adalet ve milli birlikle aydınlatmalıyız.
Biz Cumhuriyetiz.
Biz demokrasiyiz.
Biz Türkiye’yiz!
Her şey çok güzel olacak...
EKREM İMAMOĞLU
SEÇİLMİŞ İBB BAŞKANI





