Gazeteci Fatih Altaylı, son günlerde yeniden gündeme gelen “ölenin arkasından konuşulur mu” tartışmasına köşesinden dahil oldu. Altaylı, tartışmanın çıkış noktasını şu sözlerle anlattı: “Ölenin arkasından konuşulur mu! Önce İlber Ortaylı’nın ardından Yalçın Küçük’ün ölümüyle birlikte ‘Ölenin arkasından konuşulur mu!’ tartışması başladı.”

FİKİRLER ELBETTE KONUŞULUR

Altaylı, ölen kişilerin fikirlerinin konuşulmasının doğal olduğunu vurgulayarak “Ölenin arkasından fikirleri konuşulur elbette. Eleştirilir de” dedi. Ancak bu eleştirilerin sağlığında yapılmasının daha doğru olacağını belirtti.

“YANIT VERME ŞANSI KALMADI”

Yazısında önemli bir çizgi çizen Altaylı, “Ancak ölen eğer bir ilim ya da bilim insanı ise bunları sağlığında da konuşmuş olmak gerekir. Artık yanıt verme şansı kalmayan birinin fikirlerini ölümünden sonra karalamak çok centilmence bir yaklaşım sayılmaz” ifadelerini kullandı.

“BİR KUŞAK SONRA SERBEST”

Altaylı, zaman geçtikten sonra bu tartışmaların yapılabileceğini de belirterek “Ancak bir kuşak sonrası için o da serbesttir. Hatta iyidir de!” dedi.

Yazıda dikkat çeken bir diğer bölümde Altaylı, “Ancak Hitler gibi diktatoryal figürlerin sağken, özellikle de kendi ülkelerinde tartışılmaları zor hatta neredeyse imkansız olduğu için bu gibi siyasi otoriter figürlerle ilgili tartışmalar ve eleştiriler ölümlerinden sonra yoğunlaşabilir. Bunda da bir sıkıntı yoktur” değerlendirmesinde bulundu.

“BU BİR BİLİM DALIDIR”

Altaylı’nın yazısındaki en çarpıcı ifadelerden biri ise şu oldu: “İşin esası şudur. Ölenlerin arkasından konuşmak aslında bir bilim dalıdır. Ve bu bilim dalının adı da ‘tarih’tir.”

Yazının finalinde ise sert bir uyarı yer aldı. Altaylı, “Ölene hakaret edilir mi! İşte bu olmaz. Buna tarihçilik denemez. Bu olsa olsa yavşaklıktır” sözleriyle eleştiri ile hakaret arasındaki farkı net şekilde ortaya koydu.

Muhabir: ERHAN ALVEROĞLU