Gazeteci Fatih Altaylı, bugünkü yazısında ABD-İsrail-İran hattında süren gerilimin Türkiye’ye yansıyan boyutlarını çarpıcı sorularla ele alıyor. Özellikle Türkiye hava sahasında vurulan ve kaynağı net biçimde açıklanmayan füzeler üzerinden dikkat çekici bir tartışma açıyor.
SINIRIMIZDAKİ SAVAŞ VE BİTMEYEN GERİLİM
“Yanı başımızdaki savaş bir süre daha devam edecek gibi duruyor” diyen Altaylı, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki diplomatik çıkmazın sürdüğünü vurguluyor. ABD’nin müzakere çağrılarına karşılık İran’ın kendi şartlarını dayattığını belirten Altaylı, bu tablonun kısa vadede bir çözüm ihtimalini zayıflattığını ifade ediyor.
Savaşın “karar savaşı” olacağı yönündeki yorumlara da mesafeli yaklaşan Altaylı, ABD’nin geçmişte Taliban karşısında yaşadığı zorlukları hatırlatarak, İran gibi daha güçlü ve örgütlü bir yapıya karşı benzer bir sonucun kolay olmayacağını savunuyor.
TÜRKİYE SEMALARINDA VURULAN FÜZELER
Altaylı’ya göre bu savaşın Türkiye’ye doğrudan yansıması, zaman zaman ülke semalarında imha edilen ve “İran menşeli” olduğu iddia edilen roketler. İran’ın “Türkiye’yi hedef almadık” açıklamasına rağmen, bu füzelerin kim tarafından ve hangi amaçla ateşlendiği sorusu belirsizliğini koruyor.
Daha da dikkat çekici olan ise bu roketlerin, Türkiye hava sahasında kimliği net biçimde açıklanmayan unsurlar tarafından vurulması ve parçalarının yerleşim alanlarına düşmesi. Bu durum, yalnızca güvenlik değil aynı zamanda egemenlik ve şeffaflık tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
ASIL HEDEF NEREYDİ?
Altaylı’nın en kritik sorularından biri şu: “Bu roketler aslında nereye gidiyordu?”
Bu sorudan hareketle, füzelerin gerçek hedefinin İsrail ya da Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki ABD üsleri olabileceği ihtimali gündeme geliyor. Eğer durum buysa, Türkiye hava sahasında gerçekleştirilen bu müdahalelerin, dolaylı olarak başka ülkeleri koruma amacı taşıyıp taşımadığı sorgulanıyor.
TÜRKİYE FARKINDA OLMADAN KALKAN MI?
Altaylı yazısını en çarpıcı soruyla noktalıyor: “Biz farkında olmadan İsrail’e kalkan mı oluyoruz?”
Bu soru, Türkiye’nin bölgesel denklemdeki rolünü yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Hava sahasında gerçekleşen bu tür müdahalelerin sadece savunma refleksi mi, yoksa daha geniş bir askeri-stratejik planın parçası mı olduğu tartışmaya açık kalmaya devam ediyor.
Altaylı’nın yazısı, görünen askeri hareketliliğin ötesinde, perde arkasındaki olası dengeleri sorgulayan bir perspektif sunuyor.





