İran’daki toplumsal hareketlilik büyürken, tartışma artık yalnızca sokaktaki gösterilerle sınırlı değil. Ülkenin geleceğine dair olasılıklar; rejim değişikliği, dış müdahale, iç savaş ya da fiili bölünme gibi farklı senaryoları aynı anda gündeme taşıyor.
İRAN İÇİN EN AZ BEDELLİ SENARYO
Ruşen Çakır, İran halkı açısından en az maliyetli sonucun gerçekleşmesini umut ettiğini dile getirirken, mevcut tabloya bakıldığında iyimserlik için güçlü bir neden görmediğini söyledi. Çakır’ın değerlendirmesinde, ülkedeki baskı ortamının sertleştiğine dikkat çekildi.
Gösteriler sırasında can kaybının yüzlerle ifade edildiği, hatta sayının 2 bine yaklaştığının konuşulduğu belirtilirken; idamların yeniden gündeme gelebileceği bir atmosferin güçlendiği vurgulandı.
REJİM YIKILIRSA “YERİNE NE GELECEK” SORUSU
Çakır’ın altını çizdiği temel başlıklardan biri, rejim sonrası tabloya dair belirsizlik oldu. Mevcut rejimin yıkılması halinde ortaya çıkacak boşluğun nasıl dolacağı net değil.
Bu noktada iki ihtimalin de sorunlu olduğuna işaret edildi: Şahlık rejiminin geri dönüşü, baskıcı geçmişi nedeniyle istenmeyen bir seçenek olarak görülüyor. Demokratik ve çoğulcu bir sistemin kısa vadede kurulması ise kolay görünmüyor.
ANKARA’DA “GÜVENLİK RİSKİ” KAYGISI
Ruşen Çakır’a göre Ankara, gelişmeleri sıradan bir komşu ülke krizi olarak okumuyor. İran’daki kırılmanın, bölgesel dengeleri doğrudan etkileyecek stratejik bir sonuç doğuracağı düşüncesi öne çıkıyor.
İran’ın istikrarsızlaşması ya da parçalanmasının Türkiye için güvenlik riskleri üreteceği yaklaşımının güçlü olduğu belirtilirken, iktidara yakın çevrelerde dile getirilen şu bakışa dikkat çekildi: “İran’ın parçalanması Türkiye’nin de parçalanması anlamına gelir.”
TÜRKİYE’DE İRAN ALGISI
Çakır, Türkiye’de İslamcı çevrelerin İran’a bakışının yıllar içinde sert kırılmalar yaşadığını hatırlattı. 1980’lerde İran devriminin özellikle radikal İslamcı gençlik içinde bir sempati doğurduğu; İran merkezli yayınların ve devrimci isimlerin eserlerinin Türkçeye çevrildiği vurgulandı.
Ancak bu yakınlık uzun sürmedi. Çakır’a göre kopuşun belirgin eşiği: Mezhepsel ayrımlar ve özellikle Suriye iç savaşı.
Suriye’de Esad rejimini destekleyen İran’ın, Sünni İslamcı yapılarla karşı karşıya gelmesiyle birlikte Türkiye’de İran’a yakın duran kesimlerin hızla İran ve Şiilik karşıtı bir çizgiye kaydığı ifade edildi.
AYNI ÇEVRELER BU KEZ REJİMİN YIKILMASINDAN ENDİŞELİ
Çakır’ın “çelişkili tablo” dediği bölüm ise tam burada başlıyor: Dün İran’a sert mesafe koyan birçok çevre, bugün bu kez rejimin yıkılması ihtimalini bir risk olarak görüyor.
Bu korkunun arkasında birkaç başlık sıralandı: İran rejiminin, İsrail’in bölgedeki etkisini sınırlayan aktörlerden biri olarak görülmesi. Rejim sonrasında oluşabilecek boşlukta desteklenecek net bir alternatif bulunmaması. Ve Kürtlerin olası siyasal kazanım elde etme ihtimalinin belirgin tedirginlik yaratması





