Suriye’de operasyonların ardından ilan edilen ateşkes ve sonrasında duyurulan mutabakat, sadece sahadaki tabloyu değil, Türkiye’deki siyasi tartışmaları da hızla etkiledi. Şamil Tayyar’ın değerlendirmesi ise metnin maddelerinden çok, perde arkasında yaşandığı öne sürülen temaslar üzerinden gündem oldu.

14 MADDELİK ANLAŞMA NASIL OKUNMALI?

Şamil Tayyar, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede “Suriye hükümeti ve SDG arasındaki 14 maddelik anlaşmayı nasıl okumalıyız?” sorusuyla kapsamlı bir yorum yaptı. Tayyar’a göre bu anlaşma, yalnızca teknik bir metin değil; sahadaki yapının tasfiyesini ve devlet otoritesinin tek elde toplanmasını hedefleyen yeni bir yol haritası niteliğinde.

Tayyar, anlaşmanın merkezinde SDG’nin kurumsal varlığının sona ermesi olduğunu savundu. Buna göre SDG’nin silah bırakması, silahların Suriye ordusuna devredilmesi ve kadroların toplu şekilde değil; güvenlik soruşturmaları sonrasında bireysel geçişlerle devlet kurumlarına dahil edilmesi öngörülüyor.

Ekran Resmi 2026 01 19 07.35.44

PETROL, GAZ VE SU KAYNAKLARINDA KRİTİK DEVİR

Tayyar’ın yorumunda öne çıkan başlıklardan biri de enerji ve kaynak kontrolü oldu. Tayyar, sınır kapılarıyla birlikte petrol ve gaz sahaları ile su kaynaklarının Şam yönetimine bırakılacağını belirtti. Bununla da sınırlı kalmayan değerlendirmede, Deyrizor ve Rakka’nın hem idari hem askeri açıdan tamamen Şam’a devredileceği ifade edildi. Tayyar bu başlığın sahadaki en kritik değişimlerden biri olduğunu vurguladı.

HASEKE VE KOBANİ DETAYI DİKKAT ÇEKTİ

Şamil Tayyar, anlaşma metninde SDG’nin “tek kazancı” olarak Haseke Valiliği başlığını işaret etti. Tayyar’a göre Mazlum Abdi ya da onun önereceği bir ismin vali olarak atanabilmesi, anlaşma içindeki en kritik siyasi denge maddelerinden biri.

Kobani başlığında ise farklı bir yapı tanımlandı. Tayyar’ın değerlendirmesine göre Ayn-el Arab’tan (Kobani) ağır silahlar çekilecek, buna karşılık İçişleri Bakanlığına bağlı olacak şekilde kent sakinlerinden oluşan yerel güvenlik gücü oluşturulacak.

“CUMHURİYETÇİLER KARŞI ÇIKTI”

Tayyar’ın açıklamasında en çok konuşulması beklenen bölüm, anlaşmanın perde arkasına ilişkin iddialar oldu. Tayyar, Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Şam ve Erbil’de anlaşma metni oluşturulurken, Washington ve Ankara arasında da yoğun görüşmeler yürüttüğünü ileri sürdü. Sürece son şeklin ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın rızası alındıktan sonra verildiğini söyledi.

Tayyar ayrıca ABD’de bazı Cumhuriyetçilerin anlaşmaya karşı çıktığını iddia ederek, krizin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devreye girip Trump’ı ikna etmesiyle aşıldığını ifade etti.

“TÜRKİYE’NİN BÖLGEYE MÜHRÜDÜR”

Şamil Tayyar, anlaşmanın içeriğini ve arka planını bu çerçevede değerlendirdikten sonra net bir sonuca vardı. Terör unsurlarının tasfiyesini ve Suriye’nin birlik bütünlüğünü hedeflediğini savunduğu bu mutabakatın, yalnızca Şam-SDG hattında değil; bölgesel dengeler açısından da Türkiye’nin etkisini artırdığını ifade etti. Tayyar, anlaşmayı “Türkiye’nin bölgeye mührüdür” sözleriyle tanımladı.

Muhabir: SAFA KAAN ÖZTÜRK