Bir takımın başına gelebilecek en büyük bela başarısızlık değil. Saha içindeki yenilgilerden ders çıkarılır, eksikler görülür ve gerekirse her şey yıkılıp yeniden başlanır. Asıl tehlike; takımın oynadığı futboldan çok, saha dışındaki ilişkilerin, güç dengelerinin ve soyunma odası kulislerinin konuşulmaya başlaması.

Türkiye, 24 yıl sonra döndüğü Dünya Kupası'na iki maçta veda etti. İki maç, sıfır puan, sıfır gol ve erken veda. Elbette Montella'nın tercihlerini, Avustralya maçındaki kadro hatasını ya da Paraguay karşısında rakip 10 kişi kalmışken neden bir gol bile bulamadığımızı tartışacağız. Ancak asıl mesele, uzun zamandır milli takımın etrafında futbolun sesini bastıran o gürültü.

SAHADA TAKTİK YOK, SOYUNMA ODASINDA HİYERARŞİ VAR

Bugün sahadan çok soyunma odasındaki hiyerarşi; taktikten çok kimin sözünün geçtiği konuşuluyor. Bu da kaçınılmaz olarak şu soruyu doğuruyor: Bu takım gerçekten Montella'nın takımı mı, yoksa farklı güç merkezlerinin etkilediği bir yapı mı?

Hakan Çalhanoğlu ve Merih Demiral'ın takım içi ağırlığına dair iddiaların sokakta bu kadar çabuk karşılık bulması tesadüf değil. Çünkü güçlü takımlarda kamuoyu teknik direktörün otoritesinden ve kararların tek bir merkezden çıktığından emindir. Bugün milli takımda başarıda da başarısızlıkta da tek sorumlunun Montella olduğunu kimse gönül rahatlığıyla söyleyemiyor. Sahadaki başıboşluk, bu iddiaları dedikodu olmaktan çıkarıp birer yapısal kriz haline getirdi.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Aslında bu yönetim zaafını turnuvanın en başında net bir şekilde gördük. Fatih Terim’in "İki maç daha bekleyelim, sonra hesap sorarız" çıkışına, TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun gösterdiği o sert ve korumacı refleks tarihe geçti.

Peki, iki maç sonunda sıfır golle elenmiş bir takım varken şimdi ne yapacağız? Turnuva öncesinde verilen sözleri, yapılan açıklamaları, kurulan büyük beklentileri unutup hiçbir şey olmamış gibi önümüze mi bakacağız? Fatih Terim'in söylediği gibi hesap sorulacak mı, yoksa bu başarısızlık da birkaç "üzgünüz" açıklamasın arasında kaybolup gidecek mi? Çünkü bu kadar yatırımın, bu kadar ilginin ve bu kadar desteğin olduğu yerde, başarısızlığın da bir muhatabı olmak zorunda..

'BİZİM ÇOCUKLAR' ARTIK ÇOCUK DEĞİL

Bu Dünya Kupası'nın en ağır faturası skor tabelasında yazmıyor; milli takıma, o formanın adaletine ve "Bizim Çocuklar" hikayesine olan güven ciddi şekilde yara aldı.

Kimse kusura bakmasın, bu çocuklar artık çocuk değil; Avrupa'nın dev kulüplerinde oynayan, büyük paralar kazanan birer profesyonel. O zaman profesyonel gibi eleştireceğiz. Takımı kliklere teslim eden Montella’yı da, daha ilk günden ‘hesap soramazsınız’ diyen İbrahim Hacıosmanoğlu’nu da bu faturaya dahil edeceğiz. Türk halkı bu formayı ciddiye alıyor.

Kimse bu turnuvayı, yeteneğin şımarıklığa, yönetimin ise sessizliğe tahvil edildiği bir tiyatroyu izlemek için beklemedi. Hiçbir koltuk, hiçbir ego ve hiçbir kişisel hesap, 24 yıl boyunca büyütülen bir ülke hayalinden daha değerli değil!

Kaynak: DEMET SAROVA