ŞOK - Yapay zeka (AI) modellerinin çalıştığı ve internet altyapısının bel kemiğini oluşturan veri merkezleri, her geçen gün daha fazla enerji ve dolayısıyla soğutma ihtiyacı duyuyor. Soğutma sistemlerinin büyük bölümü ise suya bağımlı. Bu da AI teknolojilerinin çevresel etkilerini yeniden sorgulamamıza yol açıyor.
İnternette yaptığımız her eylem — bir e-posta göndermekten video izlemeye kadar — aslında devasa veri merkezlerinde işleniyor. Bu merkezler, içerdiği sunucular nedeniyle ciddi ısı üretiyor. Bu ısının kontrol altına alınması içinse yoğun miktarda su kullanılıyor. Bazı yöntemlerde kullanılan suyun %80’ine yakını buharlaşıyor ve geri kazanılamıyor.
Yapay zeka uygulamaları ise sıradan internet işlemlerinden çok daha fazla işlem gücü gerektiriyor. Özellikle görsel içerik üretimi gibi kompleks görevlerde enerji ve su tüketimi katlanarak artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre bir ChatGPT sorgusu, klasik bir Google aramasının neredeyse 10 katı kadar enerji tüketiyor. Bu da beraberinde daha fazla su ihtiyacını getiriyor.
ŞEFFAFLIK YOK RİSK ÇOK
BBC Türkçe'de yer alan habere göre, Google, Meta, Microsoft gibi teknoloji devlerinin yayımladığı çevresel raporlar, toplam su tüketimlerinin 2020’den bu yana büyük oranda arttığını gösteriyor. Ancak özellikle yapay zekaya yönelik su kullanımının ayrıntıları kamuya açıklanmıyor. Amazon Web Hizmetleri (AWS) ise su kullanımı konusunda hiç veri paylaşmıyor.
Google’ın 2024 yılında yalnızca veri merkezlerinde kullandığı su miktarı 37 milyar litreye ulaştı. Bunun 29 milyar litresi “tüketildi” yani buharlaştı. Bu miktar, 1,6 milyon kişinin bir yıllık temel su ihtiyacını karşılayabilir ya da ABD’deki 51 golf sahasını bir yıl boyunca sulamaya yetecek kadar.
VERİ MERKEZLERİ NEDEN KURAK BÖLGGELERDE?
İspanya, Şili ve ABD’nin Arizona eyaleti gibi kurak bölgelerde veri merkezlerinin kurulmasına yönelik tepkiler artıyor. Bu bölgelerde su kaynakları zaten sınırlıyken, teknoloji devlerinin devasa merkezleri yerel su krizlerini daha da derinleştiriyor.
“Your Cloud is Drying Up My River – Bulutun Nehrimi Kurutuyor” gibi aktivist gruplar, veri merkezlerinin çevresel etkilerine dikkat çekiyor. Şili ve Uruguay’daki protestolar sonrası bazı projeler askıya alındı ya da rotası değiştirildi.
Ancak kurak bölgeler aynı zamanda enerji altyapısı, geniş arazi ve güneş/rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları açısından avantajlı görülüyor. Ayrıca daha esnek yasal düzenlemeler de bu bölgeleri teknoloji şirketleri için cazip kılıyor.
ALTERNATİF SOĞUTMA SİSTEMLERİ
Kapalı devre sistemler, deniz suyu kullanımı ya da atık su ile soğutma gibi yöntemler üzerine çalışmalar sürüyor. Microsoft, Meta ve Amazon gibi şirketler, buharlaşmayı önleyen yeni nesil soğutma teknolojileri geliştirdiklerini açıkladı. Ancak uzmanlar, bu teknolojilerin henüz yaygınlaşmadığını ve kurak bölgelerde hala su tüketiminin baskın olduğunu belirtiyor.
Buna karşın Almanya, Finlandiya ve Danimarka gibi ülkelerde, veri merkezlerinden çıkan ısı, konutların ısıtılmasında kullanılmaya başlandı.
Yapay zeka çevreye verdiği zararın yanında bazı çözümler de sunuyor. Metan gazı sızıntılarının tespiti, trafik düzenlemeleri, eğitim ve sağlık alanlarında kullanılan uygulamalar sayesinde küresel sorunlara müdahale edilebiliyor.
UNICEF’in Küresel İnovasyon Direktörü Thomas Davin, AI’ın doğru kullanıldığında özellikle iklim kriziyle mücadelede büyük fark yaratabileceğini belirtiyor. Ancak Davin'e göre sektörün “daha güçlü model yarışı” yerine “etkinlik ve şeffaflık” yarışına girmesi gerekiyor.
Google, Microsoft, Meta ve AWS gibi teknoloji devleri 2030 yılına kadar “su pozitif” olmayı hedefliyor. Yani kullandıklarından daha fazla suyu doğaya geri kazandırmayı amaçlıyorlar. Su yenileme projelerine yatırım yaptıklarını belirtiyorlar ancak uzmanlara göre bu hedeflere ulaşmak için hâlâ alınması gereken uzun bir yol var.
OpenAI ise enerji ve su kullanımını en aza indirmek için yoğun çaba harcadıklarını vurguluyor.
Ancak çevre bilimciler, bu şirketlerin şeffaflık konusunda hâlâ eksik olduğunu ve ortak, standart bir su kullanım raporlama sistemine ihtiyaç olduğunu söylüyor. Zira ölçülmeyen hiçbir kaynak etkin yönetilemez.