Tutuklu bulunan avukat Ece Güner, yayımladığı mektupta hem kişisel geçmişini hem de Haluk Levent ile yaşadığı borç ilişkisini ayrıntılarıyla anlattı. Güner, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirterek kendisini "mağdur" olarak nitelendirdi.
"TÜM GELİRLERİM YASAL"
Mektubunda yaklaşık 30 yıllık meslek hayatına değinen Güner, geçmişte uluslararası alanda faaliyet gösteren büyük bir hukuk bürosunun sahibi olduğunu, sağlık sorunları ve kanser tedavisi nedeniyle ofisini küçültmek zorunda kaldığını ifade etti.
Tüm gelirlerinin yasal olduğunu vurgulayan Güner, yüksek miktarda vergi ödediğini ve tüm mali kayıtlarını resmi makamlara sunduğunu belirtti.
"BORÇ İLİŞKİSİ HALUK LEVENT İLE"
Ece Güner, yaptığı tüm para transferlerinin banka üzerinden "borç" açıklamasıyla gerçekleştirildiğini, geri ödemelerin de aynı şekilde "borç iadesi" ibaresiyle hesabına gönderildiğini kaydetti. Haluk Levent'e kişisel olarak borç verdiğini ifade eden Güner, söz konusu paranın AHBAP üzerinden değil, yine ödeme yaptığı aynı IBAN'lardan kendisine geri ödendiğini söyledi.
"AHBAP'TAN HESABIMA 1 LİRA GELMEDİ"
Mektubunda AHBAP Derneği ile bağışçı olmasının dışında hiçbir bağının bulunmadığını belirten Güner, dernekten hesabına herhangi bir ödeme yapılmadığını dile getirdi. Kendisine göre borç ilişkisinin tamamen Haluk Levent ile kişisel bir ilişki olduğunu ifade eden Güner, derneğin avukatı ya da danışmanı olmadığını, yöneticilerini de tanımadığını aktardı.
"HALUK LEVENT İLE TANIŞIKLIĞIM BİR YIL SÜRDÜ"
Ece Güner, Haluk Levent ile tanışmasının Kahramanmaraş depremlerinin ardından gerçekleştiğini belirterek, tanışıklıklarının yaklaşık bir yıl sürdüğünü ifade etti.
Borç verdiği parayı geri alabilmek için uzun süre görüşmeler yaptığını söyleyen Güner, alacağını tahsil ettikten sonra Haluk Levent ile iletişimini tamamen kestiğini kaydetti.
"BEN SUÇLU DEĞİL MAĞDURUM"
Mektubunun son bölümünde hakkındaki suçlamaları reddeden Güner, kendisini suçlu değil mağdur olarak gördüğünü belirtti. Kanser nedeniyle lenflerinin alındığını ve bağışıklık sisteminin zayıf olduğunu ifade eden Güner, cezaevi koşullarının sağlık durumu açısından ciddi risk oluşturduğunu savundu.
İşte Avukat Ece Güner’in yeni mektubu:
Dün biraz uzunca, biraz da duygusal bir şekilde yaşadığım süreci anlattım. Bugün ise daha kısa şekilde meseleyi hukuki açıdan özetlemek isterim:
1) 30 yıldır çalışıyorum. Son yıllara kadar ofisimde 60 avukat çalıştıran, uluslararası hukuk alanında Türkiye’nin en önde gelen hukuk bürolarından birinin sahibiydim.
Sonrasında, son yıllarda, dün anlattığım ağır sağlık sorunlarım, kanser ameliyatlarım ve tedavim sebebiyle, yavaş yavaş ofisimi küçülttüm ve sonunda tamamen kapatmak zorunda kaldım. Neticede 57 yaşındayım.
2) Bütün gelirlerim yasal: Yüksek vergiler ödedim. Hepsi %100 yasal ve kayıtlarını sunduğum gelirlerdir.
3) Tüm transferleri bankadan resmi şekilde “borç” kaydı yazarak yaptım. Borcun iadesi de yine bankadan, aynı kişilerden ve “borç iadesi” kaydı ile yapılmıştır. Borç verdiğim miktar, Resmi Gelir Beyannamelerime bakılırsa, kazandığım resmi avukatlık gelirlerimin kat be kat altındadır. Hatta borç verdiğim miktar, 25 yıldır devlete ödediğim vergiden bile 9 kat azdır.
4) Benim çok çalışarak kazandığım yasal gelirimi, vergisi ödenmiş gelirimi, nasıl harcayacağım benim kararımdır. İster “akıllıca” harcarım, ister “safça”. Devletime vergimi ödedikten sonra bu artık benim kararımdır.
5) Olay neden ibarettir: O dönem milyonların gözünde Türkiye’nin “iyilik meleği”, “en güvenilir insanı” olarak gösterilen Haluk Levent’e borçlar vermişim, verdiklerimi iki kere zamanında iade etmiş ve güvenimi kazanmış (tabii sonradan anladım ki bu güvenimi kazanmak için bir taktikmiş) devamında da büyük bir kişisel borç vermişim. Bunu da 1 ay içinde geri ödeyeceğine söz vermiş. Sonra da ancak 1 yıl boyunca bana kan kusturarak geri ödemiş. Üstelik, Dolar bazında aldığı miktarı Dolar bazında biraz altında geri ödemiştir. Geri ödemeyi de sadece ve sadece Avukat olan Dayımın ona “savcıya gidiyoruz” demesi üzerine yapmıştır.
6) Özetle, hukuken, bir kişiye borç verdim, bana gösterdiği IBAN’lara ödeme yaptım ve uzun uğraşlar sonucu paramı aynı IBAN’lardan geri alabildim.
7) AHBAP’tan 1 Lira bile hesabıma gelmemiştir. Borç ilişkisi Haluk Levent ile bir kişisel borç ilişkisidir.
Evet; beni bu kadar bir rakamı ona borç vermeye ikna etmek için tabii ki iyilik projelerinde kullanacağını söyledi. Yoksa kendisine hiç verir miydim bu kadar borç! Ancak ilk günden çok nettim.
Ben bu miktarda bir bağış yapacak kadar zengin değilim, bağış yapabileceğim miktarları zaten resmi olarak dernek hesabına yapmıştım.
Benim kişisel olarak Haluk Levent’e verdiğim borç para da ödeme yaptığım IBAN’lardan iade edildi: AHBAP’tan değil.
8) Basında dolaşan bilgilerden anladığım kadarıyla, AHBAP’ta iddia edilen usulsüzlükler, 2025’ten itibaren yapılmış. Benim borç iadem ise 2024 yazında yapılmıştır ve tekrar belirteyim, AHBAP’tan ödenmemiştir.
9) Haluk Levent ile kişisel tanışıklığım toplamda 1 yıl sürmüştür: 2023 bahar/yazından – 2024 yazına kadar. Maraş Depreminden 1-2 ay sonra, kendi ısrarı ile beni ziyarete gelmiştir.
Dün ayrıntılı anlattım: 5-6 yıldır zaten AHBAP’a ara sıra bağış yapıyordum ama Haluk Levent’in tanışma taleplerini hep nazikçe reddettim.
Maraş Depremi sonrası milyonlarca vatandaş gibi ben de AHBAP’a büyük bir bağış yaptım. Bunun üzerine Haluk Levent ısrarla tanışmak ve teşekkür etmek istediğini söyledi. Bu sefer kabul ettim.
Ofisime elinde çiçeklerle geldi ve o günden itibaren dün anlattığım borç isteme süreçleri başladı.
Haluk Levent ile 1 yıllık tanışıklığımın 9-10 ayı da zaten borç verdiğim parayı geri almak içindi. Bu dönemde Haluk Levent’ ile ara ara görüştüm, toplantılar yaptım.
Paramı tahsil ettikten sonra da zaten telefon numaralarını engelledim. 2024 yazından beri, yani tam 2 yıldır, 1 kez bile kendisini görmedim.
10) AHBAP Derneği ile hiçbir ilişkim yok; geçmişte ve Maraş Depreminde bağışçı olmak dışında.
Ne AHBAP’ın ne Haluk Levent’in, ne avukatıyım ne de danışmanıyım.
AHBAP’ın hiçbir yöneticisini tanımıyorum. Onlar da beni herhalde bir “hayırsever” olarak tanır. Bildiğim kadarıyla bunun aksine de hiçbir ifade yok.
Bugün AHBAP’ın bazı yöneticileri bile ev hapsindeyken, AHBAP’ın iş ve işlemleriyle hiç bağlantısı olmayan ben tutukluyum.
11) Şunu önemle söylemek istemiyorum: Eğer ki gerçekten ortada bir “çete” veya “örgüt” varsa, “ÖRGÜT ÜYELERİ” ve “MAĞDURLAR” (kandırılanlar) ayrıştırılmalı!
12) Ben suçlu değil, MAĞDURUM. Hiçbir suç işlemedim!
Zaten çok acı çektiğim bir hikâyede, tutuklanmamla birlikte mağduriyetim had safhasına ulaştı.
Kanserden dolayı lenflerim de alındığı için, bağışıklık sistemim normal bir insandan daha zayıftır.
Cezaevini zaten hiç hak etmiyorum, ama ayrıca bünyem bunu kaldırmaya müsait değil.
Benimle aynı durumda olan mağdurlara, hatta ve hatta bazı AHBAP yöneticilerine, adli kontrol tedbirleri veya ev hapsi verildi. Aslında bunlar bile olmamalı mağdurlar için; ancak hayatta kalabilmek adına ve ailemin daha fazla perişan olmaması adına buna da razıyım.
Eşitlik ilkesi de bunu gerektirir.
Bildiğim tek gerçek: masum ve dürüst bir insan olduğum. Adalet için dua ediyorum.
Ece GÜNER





