Milli İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Dr. Hakkı Uygur, İran-İsrail ve ABD arasındaki savaşa Çin ve Rusya’nın yaklaşımını AA Analiz için değerlendirdi. 1979 devriminden bu yana ideolojik gerekçelerle ABD ve Batı dünyasına mesafeli duran İran, özellikle 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya ile ilişkilerini geliştirme yoluna gitti.

Yaklaşık iki asırlık Rus yayılmacılığı ve yetmiş yıl süren iç komünist parti (Tudeh) tehdidinin sona ermesi, Tahran açısından yeni bir dönemin kapısını araladı. SSCB’nin dağılması sonrasında Moskova’da yaşanan ekonomik krizden yararlanan İran, çok sayıda Rus bilim insanını ülkeye davet etti. Bu adımların, ilerleyen yıllarda nükleer ve balistik füze gibi stratejik alanlardaki gelişmelere katkı sağladığı değerlendiriliyor.

PUTİN DÖNEMİ VE SINIRLI YAKINLAŞMA

Buna karşın Vladimir Putin döneminde Rusya’nın ekonomik olarak toparlanması ve Batı ile siyasi, ekonomik ve enerji alanlarında güçlü iş birlikleri geliştirmesi, Tahran-Moskova ilişkilerinin hiçbir zaman ileri düzeyli ve kapsamlı bir stratejik ittifaka dönüşmemesine neden oldu. İki ülke arasındaki iş birliği belirli alanlarda ilerlese de yapısal ve derin bir ortaklık seviyesine ulaşmadı.

İSRAİL FAKTÖRÜ VE STRATEJİK SINIRLAR

Tahran-Moskova hattındaki en önemli sınırlayıcı unsurlardan biri ise İsrail faktörü oldu. İsrail’de yaşayan yaklaşık 2 milyon Rusya kökenli Yahudi nüfus ve Yahudi oligarkların Rus devlet sistemi içindeki etkili konumları, iki ülke ilişkilerinin klasik anlamda stratejik bir seviyeye çıkmasını zorlaştırdı.

Bu durum; Rusya’nın İran’a yönelik Birleşmiş Milletler yaptırımlarına uyması, Buşehr Nükleer Santrali’nin inşasının yaklaşık yirmi yıl sürmesi ve S-300 hava savunma sistemlerinin teslimatının on yıl gecikmesi gibi örneklerde somut şekilde görüldü.

Ayrıca İran’ın talep ettiği modern savaş uçakları konusunda da Moskova’nın ağırdan aldığı dikkat çekti. Rusya’nın Cezayir gibi ülkelere sattığı gelişmiş savaş uçaklarını İran’a satmaktan kaçınması, ilişkilerdeki mesafeli yaklaşımın bir başka göstergesi oldu. Bu tabloda, kritik dönemlerde gerçekleşen Netanyahu-Putin görüşmelerinin de etkili olduğu değerlendiriliyor.

İRAN-ÇİN İLİŞKİLERİ

İran ile Çin arasındaki ilişkiler, 1979’daki devrimden sonra ortak ABD karşıtlığı nedeniyle yeni bir döneme girdi. Ancak aynı dönemde Çin’in ABD liderliğindeki Batı dünyasıyla ilişkilerini geliştirmeye başlaması sebebiyle iki ülke arasındaki ilişkilerin sonraki yirmi yıl boyunca büyük ölçüde sembolik düzeyde kaldığı görüldü. Yüzyılın başında büyük bir ekonomik güç haline gelmeye başlayan Çin’in enerji ihtiyacını karşılayan İran’ın bu dönemde Çin’den yaptığı ithalat da artmaya başladı ve ülkenin en önemli ticari ortağı haline geldi.

Aynı dönemde Pekin, Batı, İsrail ve Körfez Arap ülkeleriyle de güçlü ve derin ilişkiler kurdu. Bununla beraber Çin, Tahran’ın ideolojik temelli dış politikasını destekleyen ya da buna açıkça yakın duran bir tutum benimsemekten özellikle kaçındı. Öte yandan Çin, 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasındaki anlaşmazlıkta arabulucu olarak devreye girene kadar, bölgeyi ilgilendiren temel siyasi meselelerde açık bir tutum almaktan da kaçındı.

Bununla birlikte, Çin’in 7 Ekim olaylarının ardından Filistin meselesine ilişkin daha aktif bir söylem benimsemesi ve Beşar Esad ile Çin hükümetinin son yıllarında geliştirdiği ilişkiler, Pekin’in bölgedeki siyasi konulara giderek daha fazla ilgi göstermeye başladığının ilk işaretleri olarak değerlendirilebilir.

İRAN SAVAŞI’NDA RUSYA VE ÇİN FAKTÖRLERİ

7 Ekim 2023 sonrası yaşanan gelişmelerde, gerek 12 Gün Savaşı gerekse 28 Şubat’ta başlayan son savaşta Moskova ve Pekin’in Tahran’ı yalnız bıraktığına dair çok sayıda yorum ve analize rastlamak mümkün. Bununla birlikte, İran’ın bu ülkelerle olan ilişkilerinin Batı menşeli stratejik raporlardaki tüm vurgulara rağmen henüz bir stratejik ittifak düzeyinde olmadığına dikkat çekilmelidir.

Her ne kadar İran son yıllarda Rusya ve Çin ile 20 ve 25’er yıllık stratejik işbirliği anlaşmaları imzalamış olsa da bu anlaşmaların yapısal taahhütleri, özellikle de güvenlik işbirliğinin çerçevesi belirgin değildir. Benzer şekilde, İran’ın 2023 yılında büyük beklentilerle katıldığı BRICS de üye ülkeler arasında güvenlik ve istihbarat alanında bağlayıcı ya da kurumsallaşmış mekanizmalar oluşturmamıştır.

Bu nedenle adı geçen ülkeler arasında kamuya açık işbirlikleri, donanmaların liman ziyaretleri ve ortak tatbikatlar seviyesinden ileri geçmemiştir. Nitekim Tahran da bu işbirliğini yeterli bulmamıştır. Özellikle İran’daki siyasi sistem içinde nispeten Batı’ya daha yakın olarak değerlendirilen bazı siyasetçiler ve gözlemciler, son yıllarda Rusya ve Çin’i, İran’a vadettikleri ekonomik yatırımları ve işbirliği projelerini hayata geçirmemekle sıkça eleştirmiştir.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Son dönemde Çin ve ABD arasında artan siyasi ve ekonomik gerginlik teknolojik gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde, özellikle Çin’in Rusya-Ukrayna Savaşı'nda olduğu gibi çift kullanımlı cihazların temini yoluyla İran’a destek sağlaması uzak bir ihtimal olarak görülmemelidir.

Beşinci gününe giren bu savaşta, İran’ın balistik füzelerinin 12 Gün Savaşı'ndan daha etkili olmasının Çin GPS sistemlerinin gelişmiş versiyonlarını kullanmasından kaynaklandığı ileri sürülmüştür. Yine İran’ın mezkûr füze sistemlerinde kullandığı yakıtların bir bölümünü Çin’den temin ettiği ve geçen aylarda bu sevkiyatların İran limanlarında saldırıya uğradığı da biliniyor.

Son olarak İran’ın Rusya ve Çin ile olan ilişkilerinin İsrail’in ABD ilişkileri gibi istisnai ilişkiler olmaması bir yana, son dönemde işlerliği sorgulansa da mezkur ülkeler arasında NATO benzeri yapısal bir bloktan dahi bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu çerçevede Rusya ya da Çin’in “İran’ı kurtarması” gibi bir beklenti gerçek değildir. Zaten üç ülke yöneticilerinden de bugüne kadar böyle bir iddia ya da beklenti dile getirilmemiştir.

Ancak bu bilgilere ek olarak, İran’ın Rusya-Ukrayna Savaşı esnasında Rusya’ya "Şahid-136" isimli kamikaze insansız hava araçları temin etmesi ya da Çin’in Rusya’ya ciddi miktarda çifte kullanımlı malzeme sağlaması örneklerinde görüldüğü üzere, savaşın uzaması halinde bu ülkeler arasında birbirlerinin direncini artırmaya yönelik adımlar gelebilir. Özellikle Çin’in sahip olduğu elektronik, uydu ve sinyal istihbaratı gibi yetenekleri arka planda İran’a sağlaması, İran’ın İsrail ve ABD karşısındaki saldırılarını daha etkili hale getirebilir. Başka bir ifadeyle savaş uzadıkça ve etkileri genişledikçe Çin ve Rusya'nın savaşa dair etkileri kendi çıkar alanlarından uzak tutmak için işbirliğini derinleştireceğini beklemek mümkündür.

Kaynak: AA