Euvatandas uluslararası hukukçusundan notlar: Türk kitlenin göç sorusu değişti, “Nereye?” değil, “Hangi hakla?”

Her gün Türk başvuru sahipleriyle çalışıyorum ve bu değişimleri istatistiklerde değil, ilk görüşmede insanların konuşma biçiminde görüyorum. Kelimeler, vurgular, hatta sorular arasındaki duraksamalar bile değişti. Eskiden konuşma daha çok rota etrafında dönerdi: “hangi ülke”, “hangi program”, “ne kadar sürer.” Bugün ise Türk hedef kitle, neredeyse hazır bir yaşam modeliyle danışmaya geliyor — ve bunun Avrupa hukukuna göre ayakta durup durmayacağını soruyor.

Bunu açıkça söyleyeyim: talep hukuki açıdan olgunlaştı. Ve bu, muhtemelen son yılların en büyük gelişmesi.

1.ARTIK DANIŞAN “BİR ÇIKIŞ YOLU ARAMIYOR” — GELECEKTEKİ YAPIYI KORUYOR

Geçmişte birçok aile, daha çok tepkisel bir modda gelirdi: haber akışına, kısıtlamalardan duyulan yorgunluğa ya da “yedek bir planımız olmalı” hissine cevap vererek. Hukuki açıdan hedef kısa vadeli olurdu: ne pahasına olursa olsun ve mümkün olan en hızlı şekilde statü almak.

Şimdi tablo farklı. Türkiye’den gelen tipik bir başvuru sahibi görüşmeye şöyle başlıyor: “Türkiye’de bir işimiz var, çocuklarımız iki yıl sonra üniversiteye başlayacak ve biz ülkeler arasında yaşayabilmek istiyoruz. Bunu doğru şekilde nasıl yapacağımızı anlatın ki beş yıl sonra bankalarla, çocuklarımızın ikamet statüsüyle ya da vergi pozisyonumuzla ilgili sorunlarla karşılaşmayalım.”

Bir avukat olarak bu kaymayı çok net görüyorum: insanlar artık “taşınıp gitmek” üzerinden düşünmüyor — yaşam senaryolarının hukuken sürdürülebilir olması üzerinden düşünüyor.Euvatandas uluslararası hukukçusundan notlar: Türk kitlenin göç sorusu değişti, “Nereye?” değil, “Hangi hakla?”’ta buna “proje bazlı talep” diyoruz: aile sistemi baştan kuruyor, biz de bunun Avrupa normlarıyla uyumunu kontrol ediyoruz.

2. “NERESİ?” SORUSUNUN YERİNİ “HANGİ HUKUKİ DAYANAKLA?” SORUSU ALDI

Bu farkı küçümsememek gerekir.

Bir kişi “neresi daha iyi?” diye sorduğunda, aslında tavsiye arıyordur. “Hangi hukuki gerekçelerle statü alma hakkım var?” diye sorduğunda ise, zaten Avrupa’nın hukuki mantığı içinde düşünmeye başlamıştır.

Türk hedef kitle, hukuki dayanaklara daha dikkatli yaklaşır hale geldi. Danışmanlıklarda giderek daha sık şunları duyuyoruz:

● “Bu rotaya hukuken hakkımız var mı?

● Hangi belgeler yeterli kanıt sayılır?

● Çocukların ve eşin hukuki statüsü ne olacak?

● Bu karar ileride yapılacak bir denetimde nasıl görünecek?”

Bu, üç-dört yıl önce gördüğümüz iletişim tarzı değildi. AB’nin duyguları ya da koşulları değil, hukuki hak sahipliğini ve bunun kanıtını değerlendirdiğine dair farkındalık belirgin şekilde artıyor.

3.AİLE HAREKETLİLİĞİ BAĞIMSIZ BİR HUKUKİ GÖREV HÂLİNE GELDİ

Türk girişimci aileler, nadiren Türkiye’den “kopmak” ister. Onların gerçeği; işin bir ülkede, eğitimin başka bir ülkede, projelerin ise üçüncü bir ülkede olduğu çok merkezli bir yaşam. Soruları da, bir avukatın bu yapbozu bir araya getirmesini ister gibi geliyor:

● “Çocuklarımızın Avrupa’da yerel öğrenciler gibi okumasını istiyoruz.

● Vize günlerini saymadan özgürce hareket etmek istiyoruz.

● Yılın bir kısmını orada, bir kısmını burada yaşamak istiyoruz.

● Ve tüm ailenin tek bir hukuki ritim içinde kalması bizim için önemli.”

Hukuki açıdan bakıldığında bu, göçü bireysel bir mesele olmaktan çıkarıp aileyi bir sistem olarak ele alan bir göreve dönüştürüyor. Bu yüzden Euvatandas’ta önce yaşam senaryolarını konuşuyoruz: çocuklar fiilen nerede yaşıyor, “hayati çıkarların merkezi” neresi olacak, aile bütçesi nasıl kurgulanıyor, kim nerede çalışıyor ve hangi yargı alanında. Hukuki rotayı ancak bundan sonra seçiyoruz.

4. “GRİ ALANLARDAN KORKMA” ORTAYA ÇIKTI — VE BU SAĞLIKLI BİR İŞARET

Türk pazarı oldukça rekabetçi ve Avrupa statülerine dair yüksek sesli vaatler çok fazla. Ama danışanlar bu tür vaatlere karşı daha “soğukkanlı” hale geldi. Yani statüyü almadan önce bile Avrupa’nın hukuki kültürüne adım atıyorlar.

Düzenli olarak duyduğum tipik bir cümle şu: “Hızlı olmasına gerek yok. Sonradan kimsenin itiraz edemeyeceği şekilde olmasını istiyoruz.”

Bir avukat olarak söyleyebilirim ki bu doğru bir içgüdü. Avrupa hukuku hızla ilgili değildir. Belgesel açıklık, hukuki mantık ve usule uygunlukla ilgilidir. Türk başvuru sahipleri bunu hissediyor. Bu yüzden de avukatın “bir rota satmadığı”, aksine hukuki modelin sorumluluğunu üstlendiği profesyonel desteğe olan talep artıyor.

5. DANIŞANLAR ARTIK KUŞAKLAR ÜZERİNDEN DÜŞÜNÜYOR

Geçmişte plan başvuru sahibinin etrafında kurulurdu: “Çalışma/seyahat/yaşama hakkına ihtiyacım var.” Şimdi ise plan çocuklar ve onların gelecekteki özgürlüğü etrafında şekilleniyor.

Girişimci çevreden Türk ebeveynler, miras ve kariyer rotası perspektifiyle düşünen insanların sorduğu türden sorular soruyor:

● “Çocuklarımız AB’de hangi haklara sahip olacak?

● Statü, üniversiteye kabul ve işe yerleşme süreçlerini nasıl etkiler?

● Reşit olduklarında ne değişecek?

● Bu karar 10–15 yıl sonra nasıl işleyecek?”

Bu, kuşaklar arası bir ufuk. Aileleri yalnızca “mümkün bir yolu” değil, en sağlam hukuki temeli seçmeye zorlayan şey de bu.

6.BU NEDENLE, EN YÜKSEK UZUN VADELİ İSTİKRARA SAHİP HUKUKİ DAYANAKLARA İLGİ ARTIYOR

Teknik ayrıntılara girmeyeceğim, ama genel mantık şu: Bir aile Türkiye ile Avrupa arasında ne kadar uzun süre yaşamayı planlıyorsa, şu özellikleri taşıyan çözümlere o kadar fazla değer veriyor:

● her yıl yenilemeye bağlı olmayan;

● tüm aileye azami hareket özgürlüğü sağlayan;

● Avrupa hukuk sistemi için “doğal” görünen.

Bu yüzden, doğrulanmış dayanaklar olduğunda bazı Türk aileleri Avrupa vatandaşlığını rasyonel yollardan biri olarak değerlendiriyor. Avrupa, bu tür dayanakları normal ve yasal bir mekanizma olarak kabul eder — yeter ki kanıt zemini doğru kurulsun. Euvatandas’ta biz her zaman hukuki hakkın doğrulanmasıyla başlıyoruz; çünkü bu herkes için geçerli bir seçenek değil, tamamen hukuki bir konudur.

SONUÇ OLARAK DURUM HUKUKİ AÇIDAN NASIL GÖRÜNMEMEKTEDİR

Türk hedef kitle artık “Avrupa’yı aramıyor.” Uluslararası, hukuken sürdürülebilir bir yaşam düzeni kurmaya başladı.

Bugünün danışanı zaten bir Avrupa başvuru sahibi gibi düşünüyor: hukuki hak sahipliğine dayanmak istiyor, şüpheli çözümlerden kaçınmak istiyor ve statüyü bir formalite olarak değil; ailesinin ve işinin geleceği için almak istiyor.

Bu anlamda Türkiye’den gelen göç talebi öngörülebilir şekilde olgunlaştı: daha az romantizm, daha fazla sorumluluk. Pazar açısından bunun tek bir anlamı var: kazananlar, gerçekten Avrupa usulü çalışan rotalar ve şirketler olacak — sıkı, sağlam belgelendirmeyle ve uzun vadeli bakışla.

Kaynak: HABER MERKEZİ