Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, Alzheimer hastalığında erken tanının, uygun tedavi ve destek seçeneklerine zamanında ulaşılması, kişinin bağımsızlığının mümkün olduğunca uzun süre korunması ve geleceğin planlanması açısından önem taşıdığını belirtti.
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, dünya genelinde 55 milyondan fazla kişi demansla yaşıyor. Bu sayının 2030'da 78 milyona, 2050'de ise 139 milyona ulaşması bekleniyor.
Türkiye'de ise yaklaşık 700 bin Alzheimer hastası bulunduğu öngörülüyor. Yaşlanan nüfusla birlikte Alzheimer hastalığının gelecek yıllarda daha büyük bir halk sağlığı sorunu haline gelmesi bekleniyor. Türkiye'de yaklaşık 700 bin Alzheimer hastası bulunduğuna ilişkin tahminler daha önce de uzmanlar tarafından paylaşılmıştı.
TÜRKİYE HIZLA YAŞLANIYOR
Korkmaz, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, Alzheimer hastalığının yaşla birlikte görülme sıklığının arttığına dikkati çekti.
Türkiye'nin hızla yaşlandığını belirten Korkmaz, 65 yaş üzerindeki nüfusun bugün yüzde 11'in üzerinde olduğunu, 2050'de ise bu oranın yüzde 23'e çıkmasının beklendiğini aktardı.
Korkmaz, yaşın Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu belirterek, demografik değişimin gelecek yıllarda daha fazla hasta ve bakım ihtiyacı anlamına geldiğini ifade etti.
HER UNUTKANLIK ALZHEİMER ANLAMINA GELMİYOR
Günlük yaşamda zaman zaman yaşanan unutkanlıkların tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmediğini vurgulayan Korkmaz, önemli olanın kişinin önceki zihinsel becerilerine kıyasla belirgin bir kötüleşme yaşaması ve bu durumun günlük yaşamını etkilemeye başlaması olduğunu kaydetti.
Korkmaz, aynı soruların tekrar sorulması, yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, daha önce kolaylıkla yapılan işlerde zorlanma ve yol-yön bulma güçlüğünün değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında bulunduğunu bildirdi.
Kelime bulma, planlama ve karar verme güçlüklerinin yanı sıra bazı davranış değişikliklerinin de hastalığın erken belirtileri arasında görülebileceğini belirten Korkmaz, bu tür değişikliklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.
ERKEN TANI TEDAVİ VE DESTEK SEÇENEKLERİNİ ARTIRIYOR
Erken tanının yalnızca hastalığa isim koymak anlamına gelmediğini belirten Korkmaz, öncelikle zihinsel sorunların altında Alzheimer dışında tedavi edilebilir başka bir neden bulunup bulunmadığının araştırılabildiğini aktardı.
Korkmaz, Alzheimer hastalığı söz konusu olduğunda erken tanının tedavinin zamanında planlanması, eşlik eden hastalıkların ve değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınması, kişinin bağımsızlığının mümkün olduğunca uzun süre korunması ve hastayla ailesinin geleceğe hazırlanması açısından önem taşıdığını vurguladı.
TANI KONULMASINDAKİ ENGELLERE DİKKAT ÇEKTİ
Demans olgularının yaklaşık yüzde 75'inin tanı almadığının tahmin edildiğini belirten Korkmaz, demansla yaşayan kişiler ve bakım verenlerin önemli bölümünün tanı korkusu ve damgalanmayı tanıya ulaşmanın önündeki engeller arasında gösterdiğini söyledi.
ALZHEİMER'I KESİN OLARAK ÖNLEYEN YÖNTEM BULUNMUYOR
Korkmaz, Alzheimer hastalığını kesin olarak önleyen bir yöntemin bulunmadığını, ancak demans riskini azaltmaya yönelik yaşam tarzı ve sağlık müdahalelerinin bulunduğunu ifade etti.
Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve obezitenin kontrol altında tutulmasının önemine işaret eden Korkmaz, sigara ve aşırı alkol kullanımından kaçınılması, düzenli fiziksel aktivite yapılması, işitme ve görme kayıplarının tedavi edilmesi ile sosyal ve zihinsel açıdan aktif bir yaşam sürdürülmesinin beyin sağlığı açısından önemli olduğunu kaydetti.
Korkmaz, tek bir besin, vitamin veya takviyeye odaklanmak yerine beslenmenin bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, herhangi bir eksiklik saptanmadığı sürece vitamin veya besin desteklerinin demanstan korunmak amacıyla rutin kullanımının kanıtlanmış bir yararı bulunmadığını ifade etti.
BAKIM VERENLERİN YÜKÜ DE ARTIYOR
Hastalık ilerledikçe bakım verenlerin fiziksel, psikolojik ve ekonomik yükünün artabildiğine dikkati çeken Korkmaz, sürekli sorumluluk hissi, uykunun bölünmesi, sosyal yaşamın kısıtlanması ve kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasının ciddi yorgunluğa yol açabileceğini belirtti.
Bakım verenlerin desteklenmesinin hasta bakımından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Korkmaz, bakım verenin kendisine zaman ayırmasının bakım sürecinin sürdürülebilmesi açısından gerekli olduğunu kaydetti.
Korkmaz, Alzheimer hastalığında geçmişe kıyasla daha fazla tedavi ve destek seçeneğinin bulunduğunu belirterek, belirtilerin göz ardı edilmemesi, değişikliklerin erken fark edilmesi ve zamanında hekime başvurulmasının önemini vurguladı.
Erken tanı, uygun tedavi ve destek seçeneklerine ulaşmanın hastanın bağımsızlığını mümkün olduğunca uzun süre korumaya ve hem hastanın hem de ailesinin geleceğini planlamasına katkı sağladığını ifade etti.





