Ticaret Bakanlığı'nın açıkladığı ve şimdiden toplumu ikiye bölen bir karar: Yurt dışından getirilen kişisel gönderilerdeki 30 Euro (dolar bazında benzer) gümrük muafiyetinin kaldırılması.
Kararın bir yüzünde, “yerli üretici ve esnafı korumak” söylemiyle destek veren odalar, diğer yüzünde ise artan hayat pahalılığında alternatif arayan, “neden ben kazıklanıyorum?” diye soran milyonlar var. Bu, basit bir gümrük düzenlemesinden çok daha derin bir ekonomik ve sosyal gerilimi gözler önüne seriyor.
Esnaf odalarının memnuniyeti anlaşılır bir perspektif. Yıllardır, düşük maliyetli, vergisiz ve çoğu zaman denetimsiz yurtdışı kaynaklı ürünlerle rekabet etmek zorunda kaldılar. Aynı ürün, bir tedarikçiye, kira, elektrik, personel ve vergilerle yüz yüze kalan yerel bir esnafın rafında kaçınılmaz olarak daha pahalı olacaktır. “Haksız rekabet” tanımı burada devreye giriyor. Yerel ekonomik dokuyu korumak, istihdamı sürdürmek elbette kritik bir devlet politikası olmalı. Peki, bu koruma, müdahalenin bedelini sadece son tüketiciye ödeterek sağlanabilir mi?
İşte tam da bu noktada, markette 5-6 dolara satılan bir ürünü, Temu veya benzeri platformlardan 2 dolara getiren vatandaşın isyanı haklılık payı taşıyor. Bu isyan, sadece “ucuzluk” peşinde koşmanın ötesinde, derin bir adaletsizlik algısını yansıtıyor. Tüketici şu soruyu soruyor: “Ben neden aracısız, daha ucuza ulaşabildiğim bir ürüne, iç pazardaki yüksek fiyatlar nedeniyle ek vergi ödemek zorunda kalayım? Sorun benim birkaç dolar tasarruf etmem değil, buradaki fiyatların neden bu kadar yüksek olduğu değil mi?”
Aslında bu durum, yerli üretim ve perakende sektörünün kronikleşmiş maliyet yapısına ve rekabet gücü eksikliğine dair acı bir aynadır. Koruma, geçici bir soluk alma sağlayabilir, ancak kalıcı çözüm, maliyetleri düşürecek, verimliliği artıracak, inovasyonu teşvik edecek ve nihayetinde tüketiciye daha kaliteli ve makul fiyatlı ürün sunacak yapısal reformlardan geçer. “Kapıyı kapatmak” yerine “daha çekici hale gelmek” zorunludur. Nitekim bir vatandaşın yapay zeka Grok'a sorduğu konu üzerine verilen cevap ta olumsuz olmuştur. Grok'un cevabını da buraya bırakıyorum: "Söz konusu düzenlemenin yerli üretimi artırmayacağı açıktır. Rekabeti bitiren bu durum son kullanıcıya daha düşük kaliteli ürünlerin daha yüksek fiyattan satılmasına sebep olacaktır. Bu tür uygulamalar hep son tüketiciyi vurmuş ve bu montaj sanayicilerine rant sağlamıştır."
Öte yandan, bu karar, enflasyonla boğuşan, alım gücü eriyen dar ve orta gelirli kesim için ağır bir yük getiriyor. İnternet, onlar için sadece konfor değil, çoğu zaman bir “hayat memat meselesi”, bütçelerini denkleştirebildikleri bir mecraydı. Bu adım, onları iç pazardaki yüksek fiyatlara mahkum ederken, sosyo-ekonomik eşitsizliği daha da derinleştirme riski taşıyor.
Bu gümrük muafiyetinin kaldırılması, geçici bir müdahaledir. Gerçek sorun, vatandaşın “kazıklandığını” hissettiği yerel fiyatlandırma dinamikleri ve üretim maliyetleridir. Esnafı korumak hedefi kutsal olsa da, yöntem sürdürülebilir olmayabilir. Uzun vadede kazanan, ne vatandaşı cezalandıran, ne de esnafı rekabetsizliğe mahkum eden değil; verimliliği, kaliteyi ve adil fiyatı teşvik eden akıllı, bütüncül politikalar olacaktır. Devlet, koruyucu hekimlik yapmalı; hastayı karantinaya almak yerine, hastalığın kök nedenini iyileştirmeye odaklanmalıdır. Yoksa, bir kesimi memnun ederken, diğerinde biriken öfke, ekonomiden çok daha büyük alanlarda tahribata yol açabilir.