NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak zirvesi, sadece ittifakın geleceği için değil, Türkiye’nin uluslararası arenadaki manevra kabiliyeti için de bir dönüm noktası.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleşecek bu dev buluşmada, gözlerin odaklandığı tek isim ise şüphesiz ABD Başkanı Donald Trump.
Ancak bu görüşmeyi diğerlerinden ayıran en büyük faktör, Trump’ın değişken karakteri. Kendisi her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan için övgü dolu cümleler kuruyor, liderler arasındaki şahsi diyaloğu ön plana çıkarıyor. Ne var ki, iş masaya yatırılan dosyaların ağırlığına gelince, o dostane Trump bir anda kayboluyor; yerine tam bir iş adamı, hatta zaman zaman bir pazarlıkçı kesilen başka bir Trump geliyor. İşte bu ikilem, Ankara’daki zirveyi izleyen herkesin kafasını kurcalayan en büyük soru işareti.
Masada Hangi Başlıklar Var?
Zirvenin en sıcak gündem maddelerinden biri, aramızdaki F-35 krizi. Türkiye’nin S-400 alımı nedeniyle programdan çıkarılması, yıllardır ilişkileri geren bir yara. Ancak Türkiye’nin kendi milli muharip uçağı KAAN’ın motor sorunu, bu krizi daha da derinleştiriyor. ABD, KAAN’ın kalbi olan motor teknolojisini paylaşma konusunda isteksiz davranırken, Türkiye alternatif arayışlarını sürdürüyor. Trump, burada Türkiye’nin elini mi rahatlatacak, yoksa yeni bir pazarlık mı başlatacak? Bu sorunun cevabı, Türk savunma sanayisinin gelecek on yılını şekillendirecek.
Bir diğer ateşli başlık ise Filistin meselesi. Netanyahu yönetiminin Gazze’deki politikalarına ABD’nin verdiği koşulsuz destek, Türkiye ile ABD arasında derin bir uçurum oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki duruşu net; uluslararası hukuku hiçe sayan bu politikaları masada sert bir dille eleştirmesi bekleniyor. Trump ise muhtemelen bu konuyu geçiştirip ekonomik ve askeri iş birliklerine odaklanmaya çalışacaktır. Ama unutmayalım, Türkiye için bu sadece bir siyaset meselesi değil, aynı zamanda bir insanlık vicdanı meselesidir.
‘Trump Sendromu’ ve Türkiye’nin Stratejisi
Trump’ın bir öyle bir böyle giden üslubu, müttefiklerini bile sürekli diken üzerinde tutuyor. Bu görüşmede alınacak her karar, Trump’ın o anki ruh haline ve çevresindeki danışmanların yönlendirmesine bağlı olarak değişebilir. Ancak Türkiye’nin bu oyunda en büyük kozu, elindeki jeopolitik ağırlıktır. Ve Trump da bunu çok iyi biliyor.
Sonuç: Zirveden Ne Çıkacak?
Türkiye bu zirveden masaya somut bir kazançla dönmek istiyor. Ya F-35’lerin akıbeti netleşmeli ya da KAAN’ın motoru için ABD’den net bir taahhüt alınmalı. Ancak asıl mesele, Trump’ın bu taahhütlerinin ne kadar ömrü olacağıdır. Çünkü bugün söyledikleri, yarın attığı bir tweet'le unutulup gidebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu görüşmeden eli boş dönmeyeceği aşikar. Ancak asıl marifet, Trump’ın bu değişken karakterine rağmen, Türkiye’nin çıkarlarını koruyacak sağlam bir zemin oluşturabilmektir. Ankara’daki bu zirve, sadece bir NATO toplantısı değil; aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası sistemdeki gücünü, diplomasi masasında bir kez daha ispatlama mücadelesidir.
Bakalım 7 Temmuz’da sahneye hangi Trump çıkacak? Dost mu, yoksa pazarlıkçı mı? Bunu hep birlikte izleyeceğiz.