Geçenlerde, sosyal medya yine enteresan bir konuyu konuştu. Hanımefendi 2 haftalık bir tatile gidiyor ve eve geldiğinde her şeyin kocası tarafından harabe haline getirildiğini görüyor. Ve evin son halini kayda alıp, sosyal medyaya koyuyor.

Ev korkunç durumda bu arada. Evli çift, kaç yaşlarında bilemiyorum. Ama evlendiklerine göre makul bir yaştalar. Aklı selim yaştalar. Ne kadardır evli olduklarını da bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki; evlenme ve hatta yaşama olgunluğuna sahip değiller. Ergen bile diyebiliriz.

Banyoda kullandığı her şeyi, lavabo kenarına bırakmış. Yatak odasında yerde giysiler. Salonda, orda olmaması gereken şeyler. Böyle durumlarda aklımdan sadece şu geçiyor; annesi hiçbir şey öğretmemiş. Orda da suçu yine annelere atıyoruz. Oldu mu? Olmadı.

Öğrenmemiş adama da eşi; fazla bişey yapamaz. Bu konuda netim. Çok güzel bir söz vardır; erkekler eğitilmez, eğitimlisi alınır. Yani evlenecek yaşa geliniyor da, hâlâ eğitimsiz olunabiliyor mu? İnanılmaz.

İnsan yaşadığı yeri nasıl o hale getirebilir? Demek ki bir güvencesi var. Zamanında annesi topluyordu, şimdi karısı var. Bu tarz konularda cinsiyetçi düşünülmesini çok yadırgıyorum. Zira kadınlar olarak bizler de temizliği, derleyip toplamayı; anamızın karnında öğrenmiyoruz. Zamanla kendimizi bu konuda geliştiriyoruz.

Evlilik de önemli bir müessese. Kararlar beraber alınıyor, işler beraber yapılıyor. Sizde böyle değilse, bir yerde bir hata olduğunu düşünebilirsiniz. Baş kaldırmak için de geç değil.

Mesela bu “dağınık ev” meselesi, bizim evde yaşansaydı; o ev sittin sene temizlenip toplanmazdı. Ta ki kendileri pes edip düzeltene kadar. İnatçı bir yengeç burcu. Üstüne basar geçerdim muhtemelen. Kim dağıttıysa o toplar.

Evlilik, kadının hep başını eğip her şeyi kabul ettiği bir müessese değil. Kendi değerinizi bilin, bildirin. Ortak bir hayat kuruyoruz ve kurallar bazen esneyebiliyor. Kimin neye ihtiyacı varsa bazen görevler bile değişebiliyor. Hayat bu, biri hasta ise; cinsiyet farketmeksizin; biri diğerine hemşirelik yapabilir. Çorba yapıp içirebilir. Çok yorucudur, o yüzden bazen camları beyefendiler de silebilir. Evin mutluluğu refahı için ‘ el ne der’ diye düşünülmez.

Her evliliğin dinamikleri farklıdır, o yüzden kimseyi kimseyle karşılaştırmamak gerekir. Ama yuvayı dişi kuş yapar, bu doğru. Çok emek verdiği için de, bozulmasın diye insanüstü gayret gösterir.

Sosyal medyaki bu görüntüleri paylaşan hanımefendiye şunu söylemek isterim ki; eğer bu bir sosyal deney ya da kurgu değilse boşanmak da bir seçenek. Şaka şaka, o kadar uzun boylu değil. Ama daha gidecek çok yolu var, bu gerçek.

Bir kere saygı konusunda eksikleri var, hatta hijyen. Özel alan, yuva, sorumluluklar ve aidiyet konuları da bir eksik çalışılmış. Üzerinde derinlemesine durulmalı. Artık ses çıkarılmaya başlanmalı. Mesela bu hadisenin bir sorun olduğunun vurgulandığı, bir sohbet bile gerçekleştirilmeli. Belki de tiz sesle.

İşte bu noktadan sonra; erkeklerin “dırdırcılık” diye tabir ettiği konuma geçiliyor. Ama aslında şunu söylemek gerek, hiçbir kadın dırdırcı olmak istemiyor. Söylenmek, bizi de rahatsız ediyor. Ama mesajların, doğru şekilde algılandığı hiçbir tartışma asla boşa yapılmış değildir. Hepsi birer derstir, ünitedir. Hatta mevzuata, müfredata uygun her tartışma, çok makbuldür.

İşin özü, hatalar insanlar içindir. Hatasız kul yoktur. Ama sevdiğim bir söz vardır, şöyle der; bir sefer yapıldığında hatadır ama devam ederse o bir tercihtir. Tercihlerinizi dikkatli seçin çünkü hepimiz bu hayatı bir kere yaşıyoruz.

Tekrar görüşelim

Didem Dede