Ersoy’la yine bir yerlere gidiyoruz. Fonda saygı1 albümü çalıyor. Efsane şarkılar var. Hepsi bizim bebeklerimiz gibi. Her biri geçmişe yolculuk adeta. Yolculuğumu daha da keyifli hale getiriyor.

Ülkemizde “saygı albümü” adıyla geçiyor. Yurtdışında, uluslararası adıyla “tribute album”, bir sanatçının ya da grubun eserlerinin farklı müzisyenler tarafından yeniden yorumlandığı albümdür. Aslolan, o sanatçının müziğine ve mirasına bir “selam” göndermektir. Saygıyı ortaya koymaktır. Geçen zamanı, verilen emeği, sevenlerini, ortaya çıkan eserleri takdir etmektir.

Saygı albümleri neden yapılıyor derseniz, bir çok nedeni var.
İlk etapta sanatçıya vefa tabii ki. Sanatçının o zamana kadarki başarısı, emeği taçlandırılıyor, vefa gösteriliyor. Genelde yeni sanatçılar, saygı albümündeki şarkıyı kendi tarzıyla söylüyor.

Bir diğer neden eski şarkıları, yeni nesile anlatmak, öğretmek, tanıtmak. Ki benim için en önemlisi bu. Birçok genç dinleyici, 30-40 yıllık bir şarkıyı ilk kez bir pop ya da rock sanatçısından dinliyor. Sonra merak edip eserin aslına gidiyor.
Yani saygı albümü aynı zamanda müzikal mirası yeni nesle aktaran bir köprü işlevi görüyor.

Ticari bir kaygısı yok mu saygı albümlerinin? Elbette var.
Hazır herkesin bildiği bir şarkıyı yeniden yorumlamak, sıfırdan hit üretmeye göre çok daha düşük risklidir. Yapım şirketleri de bunu bilir.

Bu yüzden eleştirmenler, son yıllardaki birçok saygı albümünün aslında “saygı” kadar ticari bir proje olduğunu savunuyor. Özellikle aynı şirket bünyesindeki sanatçıların bir araya getirilmesi bu eleştirileri güçlendiriyor.

Bu kültür Türkiye’den çok önce ABD ve Avrupa’da vardı.

Örneğin; Bob Dylan, Johnny Cash, Metallica, The Beatles, Leonard Cohen gibi sanatçılar için onlarca tribute albümü yapıldı. Hatta bazen tek bir sanatçı değil, tek bir efsane albüm bile baştan sona farklı isimler tarafından yeniden kaydedildi.
Yeni nesli; eski şarkılara bağlayan, onlara hayran bırakan önemli işler de oldu. Kendi zamanları ile anne-babalarının zamanlarını karşılaştırma fırsatı buldular.

Son zamanlarda saygı albümleri bizde de arttı. Neden derseniz;

• 1980’ler ve 1990’ların şarkıları hâlâ çok seviliyor.
• Dijital platformlarda nostalji güçlü bir dinleyici kitlesi oluşturuyor.
• Yapım şirketleri, bilinen şarkılarla daha garanti dinlenme elde ediyor.
• Genç sanatçılar, ustalarla aynı projede yer alarak görünürlük kazanıyor.
Bir “kazan-kazan” işi yani.

İyi hazırlanmış bir saygı albümünde: şarkılar özenle seçilir, yorumcular eserle bağ kurar, düzenlemeler özgündür, sanatçının mirasına katkı sağlanır.

Ancak sadece gündem oluşturmak veya dijital platformlarda yüksek dinlenme elde etmek amacıyla hazırlanan projeler de vardır.
“Her tribute albümü saygı albümü değildir; bazısı sadece iyi pazarlanmış bir cover albümüdür” diyenler de azımsanmayacak sayıda.

Kısacası, saygı albümü hem kültürel bir vefa projesi hem de müzik endüstrisinin ticari araçlarından biri olabilir. Hangisi olduğu ise, albümün hazırlanışındaki niyet ve ortaya çıkan müzikal kaliteyle anlaşılır.

Beğenilmeyen Saygı albümü var mı derseniz, nerdeyse hepsine saygı duyulduğu, beğenildiği söylenebilir. Saygı albümlerine, saygı var ekseriyetle.

Her projede olduğu gibi, tek tük de olsa şu sesler mutlaka çıkar;
“o şarkı önce bana gelmişti”
Geldi ama söylemedin. O riski alamadın. Başarıyı öngöremedin.
Başarı bu riski göze alanın oldu.

Mutlaka her proje için bunlar yaşanır. Belki bir dizi, belki bir şarkı, belki bir kitap, belki bir iş. Sana kadar gelir ama sen onu değerlendiremezsin. Her şey kısmettir. Kısmet değilse lokma yiyemezsin.

“Her şey vaktini bekler.
Ne gül vaktinden önce açar,
Ne güneş vaktinden erken doğar.
Bekle senin olan sana gelecektir”

Tekrar görüşelim
Didem Dede