Aynı yaşta iki insan düşünün. İkisi de 50 yaşında. Fakat birinin beyni MR görüntülerine göre biyolojik olarak diğerinden daha yaşlı görünebiliyor. Bilim insanları uzun zamandır bunun genetik, tansiyon, beslenme, uyku ve yaşam tarzıyla ilişkisini araştırıyordu. Yeni çalışma ise çok ilginç başka bir soruyu soruyor:

Oturduğumuz mahalle de beynimizin yaşlanma hızında rol oynuyor olabilir mi?

Wisconsin Üniversitesi araştırmacıları, yaşları 18 ile 96 arasında değişen 2.826 kişinin beyin MR’larını inceledi. Daha sonra insanların yaşadığı bölgeleri gelir, eğitim, işsizlik ve konut koşulları dahil 17 farklı göstergeyi inceledi.

Sonuç dikkat çekici. Sosyoekonomik açıdan en dezavantajlı yüzde 20’lik mahallelerde yaşayanların beyinleri, gerçek yaşlarından ortalama iki yıldan fazla daha yaşlı görünüyordu. Ayrıca toplam beyin hacimleri daha küçüktü ve beyinlerindeki küçük damar hasarının göstergesi sayılan beyaz madde lekeleri daha fazlaydı.

Peki mahalle beyne ne yapıyor?

Burada “fakir bir mahallede oturmak beyni doğrudan küçültüyor” gibi bir sonuç çıkarmak saçma olur. Araştırmacıların üzerinde durduğu mesele, yıllarca biriken çevresel yük.

Sürekli gürültü, kronik stres, kötü uyku, yüksek tansiyon, hava kirliliği, sağlıklı gıdaya ve sağlık hizmetlerine daha zor erişim, güvenlik kaygısı veya dinlenip hareket edilebilecek alanların yetersizliği gibi etkenler üst üste gelebilir.
Hatta geçen gün konuşuyorduk, bir hastanenin yakınında oturuyor olsam; muhtemelen bunun verdiği psikolojik rahatlıkla, daha az rahatsızlanırdım. Bu da araştırılması gereken hadiselerden bence. Hastaneye yakın olmak, ambulans sesi v.s. daha mı stres yapar bizi? Yoksa nasılsa yakınım diye rahat mı olurum? Beni muhtemelen rahatlatan bir unsur olurdu. Ki hastane yakınındaki emlak fiyatları da bence bunu destekleyecektir.

Araştırmacı Dr. John-Paul Yu özellikle kronik stres, yüksek tansiyon ve kötü uykunun beyin damarlarını etkileyebileceğini belirtiyor. Zaman içinde küçük damar hasarlarının MR’da “beyaz madde hiperintensiteleri” denilen parlak alanlar olarak görülebildiğini söylüyor. Bunların fazlalığı da bilişsel sorunlar, hafıza kaybı ve demans riskiyle ilişkilendiriliyor.

Üstelik araştırmada mahalle dezavantajı, damar hasarı ile karar verme, motivasyon ve ödül sisteminde görev alan prefrontal korteks, kaudat ve nucleus accumbens gibi bölgelerdeki hacim kaybı arasındaki ilişkiyi de güçlendiriyordu. Burası bilimsel kanıt olsun diye eklendi.

Daha basit anlatırsak…

Beynimiz yalnızca kafatasımızın içinde yaşlanmıyor. Uyuduğumuz ev, yürüdüğümüz sokak, maruz kaldığımız stres, soluduğumuz hava ve içinde yaşadığımız sosyal çevre de yıllar boyunca beynimizin üzerinde iz bırakıyor olabilir. Hep söylüyorum, üst komşunun benim pencereme çarşaf sallandırması bile stres sebebi.

Size hangi mahallede oturduğunuzu sorsalar ne cevap verirdiniz? Çünkü yeni bir araştırmaya göre, aynı yaştaki iki insanın beyni farklı hızlarda yaşlanabiliyor ve bu farkın bir bölümü yaşadıkları çevreyle ilişkili olabilir.

İnsan yaşlandıkça yalnızca yüzü, bedeni, saçları yaşlanmıyor. Beynimiz de yaşlanıyor. Fakat ilginç olan şu: Aynı yaşta iki insanın beyni aynı yaşta görünmeyebiliyor. Örneğin iki kişi de 60 yaşında olabilir ama birinin beyni diğerine göre daha genç ve sağlıklı görünebilir.

Aslında mesele mahallenin kendisi değil, o mahallede yıllarca nasıl yaşadığımız. Mesela çok gürültülü bir yerde oturuyorsunuz. Geceleri iyi uyuyamıyorsunuz. Sürekli trafik var. Hava daha kirli. Yeşil alan az. Kendinizi güvende hissetmiyorsunuz. Sağlıklı yiyeceğe veya sağlık hizmetine ulaşmak daha zor. Bir de geçim sıkıntısı ve sürekli stres ekleniyor.

Bunların hiçbiri tek başına “beyni yaşlandırıyor” diyebileceğimiz şeyler değil. Ama 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl boyunca üst üste geldiklerinde, tansiyonumuzu, uykumuzu, damarlarımızı ve genel sağlığımızı etkileyebilirler. Beyin de bütün bunlardan bağımsız değil.

Bunu şöyle düşünün: İki tane aynı model otomobiliniz var. Birini temiz, sakin bir yerde kullanıyorsunuz. Diğeri her gün bozuk yolda, yoğun trafikte, tozun ve sıcağın içinde çalışıyor. İkisinin üretim tarihi aynı olsa bile yıllar sonra yıpranma miktarları aynı olmayabilir.

Araştırmanın söylediği de kabaca bu: Nüfus cüzdanındaki yaşımız aynı olabilir ama beynimizin yaşlanma hızı, hayatımız boyunca maruz kaldığımız koşullarla ilişkili olabilir. Nasıl insanlarla yaşadığınız, nasıl insanlarla karşılaştığınız…

Ama önemli bir nokta var. Bu araştırma, “Yoksul mahallede yaşayan insanın beyni mutlaka erken yaşlanır” demiyor. Sadece binlerce insan incelendiğinde, yaşanılan çevrenin koşulları ile beynin yaşlanma belirtileri arasında bir bağlantı görüldüğünü söylüyor.

O yüzden bugün geldiğimiz noktada insanlar apartman hayatından kaçıyor. Eskiden yaşadığımız o müstakil ev hayatına özlem duyuyor. Kendine ait bir yaşam alanı. Çevredekilerin daha uzak olduğu… bahçenin, ağaçların olduğu kendine ait bir yaşam alanı. Pencereden baktığında, kendi seçtiğin manzarayı görmenin verdiği keyif. Bugün bu bir lüks. Allah herkese nasip etsin.

Tekrar görüşelim
Didem Dede