Yeni bir öğretim yılının zil sesi duyuldu. Odalarda yeni ders kitapları, masalarda çözülmeyi bekleyen testler ve havada asılı duran o tanıdık soru var: "Bu yıl ne olacak
Özellikle lise çağında çocuğu olan ebeveynler için bu soru, sadece bir eğitim yılı başlangıcını değil; yaklaşan üniversite sınavını, meslek tercihlerini ve belirsiz bir geleceğin getirdiği kaygıları simgeliyor. Uzmanların da dikkat çektiği gibi, ergenlik dönemindeki arkadaşlık ilişkileri ve kimlik arayışına bir de akademik performans baskısı eklendiğinde, gençler ağır bir yükün altına giriyor.
Ancak gözden kaçırmamamız gereken kritik bir nokta var: Ebeveynin kaygısı, çoğu zaman gencin yükünden daha hızlı büyüyor.
"Dersine çalıştı mı?", "Deneme sınavında kaç net yaptı?", "Rakiplerinin gerisinde mi kaldı?" soruları zihnimizi kapladıkça, evdeki iletişim dili bir ebeveyn-çocuk diyalogundan ziyade, bir performans takibine dönüşebiliyor. Akşam yemeklerinde konuşulan tek konu netler ve ders programları olduğunda, aile ilişkisi sağlıklı zemininden kaymaya başlar.
Burada kendimize sormamız gereken en temel soru şudur: Çocuğumuz, yalnızca başarılı olduğu sürece mi değerli?
Eğitim sürecinde başarıyı önemsemek, çocuk zorlandığında elinden tutmak ve ona rehberlik etmek elbette ebeveynliğin doğal bir parçasıdır. Ancak başarıyı aile sisteminin tam merkezine yerleştirmek, gençte "Ben sadece aldığım notlar kadar varım" hissi yaratır. Bu duygu, sınav stresinden çok daha yıkıcı bir akademik kaygıya yol açar.
Yeni ders yılında evlatlarımıza verebileceğimiz en büyük destek, notları ne olursa olsun arkalarında duran, onları başarılarıyla değil varlıklarıyla kabul eden bir sığınak olabilmektir. Başarı gelip geçer; ancak bu yıllarda kuracağınız bağ, bir ömür boyu onların en güçlü dayanağı kalacaktır.
Yeni eğitim-öğretim yılının tüm öğrencilere zihin açıklığı, ebeveynlere ise sabır ve anlayış getirmesi dileğiyle...