Kaktüsler telaşla kendilerinden heybetli, insanların güzel dedikleri çiçeklere doğru bağırdı: “Neden bize uzun süredir kimse su vermiyor?” O ana kadar güzel çiçekler Fûlyan’ın eksikliğini hissetmemişti. Aldıkları sular onlara hayda hayda yeterdi.

Güzel çiçekler bencildi. Fûlyan onlara su verse yeterdi. Halbuki kaktüslerin tükenmez sabrı, neredeyse hiç beklentisi yoktu. Yine de Fûlyan’ın eksikliğini kaktüsler hissetmişti, her gün öpüp kokladığı güzel çiçekler değil!

Kapıyı gören çiçekler Fûlyan’ın her zaman dışarı çıkarken giydiği taşlı beyaz pabuçların yerinde olmadığını fark etti. “Gitmiş” dediler “Nereye gittiği belli değil! Evden hiç uzun süre ayrılmazdı ki bizi bırakıp? Şimdi ne değişti?”

Kaktüslerden biri eve gelen bir yabancıyı hatırladı. Fûlyan’la epey süredir tanıştıkları ama ne zamandır görüşmedikleri; yeniden eski samimiyetle bir araya geldikleri konuşmalarından anlaşılıyordu. Hep birlikte “sebebi o yabancı” diye bağırdılar. Bitkilerin hafızasını kimse küçümsemesin! Konuşamazlar ama her şeyi görür, duyar, hissederler; özellikle de sevgiyi… İnsanların çoğunda olmayan iyi ve kötü niyeti de hissetme özellikleri vardır.

Whatsapp Image 2026 09 13 At 20.05.51

Fûlyan’ın yalnızlığı

Fûlyan kardeşleri, çocukları, arkadaşları vardıysa da kendini çoğunlukla yalnızlıkla baş başa hissederdi. Olduğu yaş ve ruhu arasında uçurumlar olan, hep çocuk kalan, insanları her şeye rağmen hala sevmeyi sürdüren, hayvanlara, çocuklara, çiçeklere ise bayılan duygusal bir yapısı vardı. Tilda’yla yaklaşık 30 yıl sonra tekrar karşılaşmışlar, ilk günkü gibi sevgi ve anlayış dolu bir yoldaşlığı baştan inşa etmişlerdi.

On parmağında bin marifet olan Fûlyan’ın üretkenliği yalnız yaşayan Tilda’ya da iyi gelmiş, iki eski dost kaldıkları yerden dayanışmayla ilişkilerini büyütmüş, incir çekirdeğini doldurmayan şeylere gülmeyi huy edinmiş, birbirlerini oldukları gibi sevmeyi ve kabul etmeyi öğrenmişlerdi.

Tilde ve Fûlyan’ın ortak unutuşları

Tilda yalnız yaşadığı için Fûlyan gibi muhteşem bir kız kardeşi hep evinde istedi. Sık sık birlikte kalmaya, ayrı kaldıkları bir günde bile birbirlerini özlemeye başlamışlardı. İleri yaşta iki kadının anlamlı dostluğu, Tilda’nın deniz ve dağ manzaralı evinde sanattan, hayattan, gelecek yılların umudundan, çiçeklerin ne güzel büyümesinden, arada aile sorunlarından konuşmakla geçiyordu.

Tilda ile Fûlyan’ın ortak unutuşlarının olduğu bir gün Fûlyan’ın birden aklına geldi: “Ben kaktüsleri sulamadım!”