İnsan olası eski yaşamlarında kendini hep yüceltmek istermiş. Bir yerde okumuştum, herkes kendini ya kral, kraliçe ya da önemli bir kahramanın bedeninde yaşamış varsayarmış. Onca köle, soytarı, evsiz, serseri, katil, boşta gezen kimin geçmişi olacak peki reenkarnasyon gerçekse?

Son cümlemde Bertolt Brecht’in “Okumuş Bir İşçi Soruyor” şiirinin izi var:

Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?

Kitaplar yalnız kralların adını yazar.

Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?

Bir de Babil varmış, boyuna yıkılan,

kim yapmış Babil'i her seferinde?

Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar

altınlar içinde yüzen Lima'nın?

Ne oldular dersin duvarcılar Çin Seddi bitince?

Yüce Roma'da zafer anıtı ne kadar çok!

Kimler acaba bu anıtları diken?

Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?

Yok muydu saraylardan başka oturacak yer

dillere destan olmuş koca Bizans'ta?

Rüya da gerçektir bazen

Rüyayla gerçek, doğa üstü ile doğal birbiri yerine geçebiliyor sık sık. Rüyasında yaşayanlardan, inanılmaz geniş bir hayal gücüne sahip olan ama gerçek hayatta bu yanı hep baskılananlardanım. Baskılanmayı unuttuğum bir gün rüyamı gazetedeki en yakın arkadaşıma anlatmıştım. O benden de uçuk akıllı olduğu için rüyayı gerçeğe çevirip bir de üzerine daha uçuk bir hikâye eklemesin mi? Aklım çıktı. O gazla şüphelendim “varsa” geçmiş yaşantımda erkek bir Yahudi olduğuma.

Reenkarnasyon var mı?

Herkesin etkilendiği hikayeler vardır. Bir dönem reenkarnasyona takmıştım kafayı. Örümceklere tapıyorum, yobazların yaktıkları sözde cadıların hikayeleri beni derinden etkiliyor, malum Yahudi soykırımı öykülerini dinledikçe mideme yumruklar atılıyordu. Dedim sen eskiden yaşam yolculuğuna örümcek olarak çıktın, sonra bir ara cadı oldun yakıldın, yüzün gülmedi şu hayatta bir de üzerine beynine kurşun sıkıldı. İnsan çok azmederse inanabiliyor böyle şeylere.

Kadeh sesli kantolu bir gece

Döneyim rüyalı güne. Gazetede o gün Filizle ikimiz kalmıştık tembellikten. Filiz’in üç, benim iki haber yazmam gerekiyordu ve içimden zerre kadar gelmiyordu. Canım arkadaşım kıyamadı bana kalk dedi oradan, kendininki dururken başladı benimkileri yazmaya. Sofistike, derin bir kızdır Filiz. Bir kez beni basın danışmanlığını yürüttüğü bir opera sanatçısının kostümlü yılbaşı partisine götürmüştü. Beyoğlu’ndaki eski binadan içeri girdiğimizde, 60 yaş üstü şık hanımlar ve beylerle 1920’li yıllara yolculuk etmiş, kadeh sesleri arasında valsler, kantolar, kibar selamlaşmalarla ömrüm boyunca uyurken bile göremeyeceğim bir düşe kahramanlık etmiştim.

Tembel İlknur, iyiliksever Filiz

Gazetede vakit geceye ilerledi; ben tembellik yaparken Filiz benim ikinci haberi yazmaya başlamıştı bile. Filiz dedim acayip bir rüya gördüm ve resmen gerçek gibiydi. Hayırdır deyince başladım anlatmaya. Rüyamda ben ve birkaç kişiyi altı uçurum olan bir tepeye dizmişlerdi. Hepimizin elleri kafasının arkasında birleşmiş, askerler sırayla kafasına kurşun sıktığı esiri teklemeyle uçurumdan atıyordu. Ben nasıl olduysa bir cesaret yanımdaki kadının elinden tuttum başladık olanca gücümüzle koşmaya. Kamp gibi bir yerdi ve önüme çıkan siyah, dev arabadan anladım ki bunlar Nazilerdi. Arabaya kadınla kendimi attım ve kontağın üstündeki anahtarı çevirerek son hızla, Arnavut kaldırımlı sokaklarda kaçmaya başladım. Kovalamaca benim için çok zordu, çünkü sokaklar o kadar dardı ki arabayla dönmek sıyırarak ancak mümkün oluyordu. Sonunda bir sokağın ucunda elleri tüfekli birkaç SS’le burun buruna gelince özgürlüğe kaçışımız kısa sürdü. Kendimi görmedim sonuçta bu bir rüya ancak sanırım ben bir erkektim ve ikimizi kurtarmaya çalıştığım kadın karımdı.

Tanrı cevap verdi

Detaylara girdikçe Filiz her zamanki derinliğiyle şaşırmayarak, hikâyenin kendi yaşadığı devamını getirdi. Anlattığına göre tarif ettiğim yer Auschwitz’e benziyordu. Filiz gezi için gitmişti yıllar evvel Polonya’ya Auschwitz’e. “Nasıl olduysa sanki her yeri ezberimdeydi. Kamptan çıktım ve sokağın birinde yürürken birden solumda bir antikacı fark ettim” dedi Filiz. İçeri girip dükkânı incelemeye başladığında yaşlı satıcı kafasını kaldırıp dikkatlice Filiz’i süzmüş ve başlamış tebessüm etmeye. “Neden bu kadar geciktin” dedikten sonra da Filiz’e bir sandıktan çıkardığı eski, yanık bir oyuncak bebek uzatmış. Filiz o an anlamış ki bebek onun ve adam yıllarca onun emanetini saklamış sandıkta.

Dönelim şu reenkarnasyon işine. Ben rüyayı gerçek gibi yaşadım Filiz desen keza anlattıklarını gerçekten yaşamış. İster misin dedim o an Filiz’e, geçmiş yaşantımızda ben Moshe, karım Eliana sen de kızımız Hannah olasın?

*Eliana İbranice “Tanrı cevap verdi” anlamını taşıyor.