Evliliğin bir kayığa benzetilmesi, enteresan bir metafor. En fazla 2 kişinin bindiği, bağımsız hareket edilemeyen bir şey. Kendi başına hareket edemezsin, edersin de zor. Tek başına kürek çekemezsin. Herkes ayrı ayrı yönlere kürek çekemez, uyum içinde birlikte çekilmeli. Biri ayağa kalkamaz, bir tarafa doğru eğilinemez, denge şart.

Evlilik bir ortak yolculuk. Biri kayığı salladığında, diğeri dengede durmalı. Ortak hareket etmek, fırtınalarda birlikte kürek çekmek önemli.

Aynı yöne bakmak, aynı yöne gidebilmek. Ya da biri gittiği yöne bakacak, diğerinin sırtı dönük. Kürek çekmeye devam edecek, komutlara güvenecek. Sırtınız dönük, bakmadan gidebilir misiniz?

Bir taraf öfkelenip kayığı salladığında, diğeri sandalın alabora olmasını önleyebilecek olmalı. Bu olgunluk, bu tecrübe, bu kendini bilirlik.

Yönü belirlemek, aynı yolda ilerlemeyi seçmek, aynı hızda. Aynı yol tamam da; aynı hız, aynı yöntem, aynı güç nasıl olacak?

Bugün önüme çıkan haberde diyor ki; ter koktuğu defalarca söylenmesine rağmen koca, bunun için hiçbir şey yapmamıştır. Kişisel temizliğini yapamayacak kadar zekâsı yok. Saygısı zaten yok. İnsan kendi kokusunu almaz mı? Burnu da yok! Boşanma gerçekleşmiş.

Kayınvalideye izinsiz verilmiş ev anahtarı; boşanma sebebi. Anneden kopamamış biri, yeni hayat da kuramaz. Kendine bekâr evi tutsun, otursun. Ne elin kızının başını belaya sokuyorsun.

Düğün için bekliyorlar. Peyderpey oturulacak ev döşeniyor. İçine çeyiz yerleştiriliyor. Bu arada kayınvalidenin akrabaları geliyormuş. Deniyor ki sizin evde kalsınlar, nasılsa ev boş.

Gelinlik modeli seçmişler. Kayınvalide, gelinin seçtiği modeli beğenmemiş. Bunu belirtmiş. Gelin de cevabı vermiş, o sizin görüşünüz demiş. Sonra düğün yaklaşırken, gelinlikçiden son rötuşlar için bilgi alınmış. Bir bakmışlar ki, gelinlik kayınvalidenin istediği şekilde revize edilmiş.

Bir başka örnek, evlilik gerçekleşmiş. Kayınvalide eve gelmiş. Gelinin görmediği bir zamanda eşyaların yerlerini değiştirmiş.

Akrabalar yeni evli çifti ziyarete gelmek istiyor. Oğlanın akrabaları arayıp geliyoruz diyor. Kadına kimse sormuyor. Hazırlığın var mı? Misafir istiyor musun?

Bunlar hep aslında hadsizlikle alakalı durumlar. Olabilir mi? Olur tabii ama koca figürü ortada yoksa olur. Daha beterleri de olur. Ortayı bulamayan, kendi ailesinin bağımsızlığını bildirmeyenlerin, kıymet bilmeyenlerin işinin zor olduğunu bilmek gerek.

Bir yerde kendine de saygısı yok. Bununla birlikte eşine de saygısı olmayan insanın ailesine de değer verilmiyor. Hep bir yan kapı, yan daire gibi değerlendirilmeye devam ediyor.

Kimse izin almıyor, adam yerine koymuyor. Kadın kendini dışlanmış hissediyor. Evi sahiplenemiyor, bağlanamıyor.

Oysaki evlilik kayığı, tek başına hareket ettirilen bir şey değildi. Zordu, yorucuydu. Ama iki kişilikti. Özveriydi, güvendi, adaletti. Kapasitesini aşarsa, batardı. Sorumlusu kimlerdi?

Tekrar görüşelim

Didem Dede