Çok güzel bir kasabamız var. Öylesine sessiz. Herkesin, önünden geçerken gıpta ile baktığı… hatta orda yaşamak için can attığı.
Sokaklar temiz… herkesin kapısının önünü süpürdüğü, imecenin olduğu, havası mis, suyu lezzetli.
Kasabamız güzel, şehre uzak. Ortasından bir nehir geçer. Sesi, kuşları çeker. Manzara hep mavi yeşildir. Ahırları bile özgür. Koyunlar ve inekler yemyeşil çayırda, mutlulukla gezer. Tavşanlar, kaplumbağalarla yarışmaz. Havucu paylaşır.
Kasabamızın meydanında çok güzel bir kafemiz var, modern. Kıraathane gibi değil de, herkesin gidebildiği bir yer. Kadınlar da gidebilir, erkekler de. Üstelik sadece çay kahve de yok. Tatlıları da var ki, çok lezzetli; damak çatlatan cinsten.
Ama gösterişten uzaktır. Öyle ışıltılı tabelası yoktur. 20 yıllık dekorasyonu vardır, koltuklar biraz yıpranmıştır. Ama bu yaşanmışlık katıyor diye düşünülür. Boyası biraz döküldü ama dert eden birini görmedim.
Çok iyi müşterilerimiz var. Gelip kahvesini alan ve dersini hevesle çalışanı mı dersiniz? Çayını alıp altın gününe katılanı mı? Limonatasıyla günlük gazetesini okuyanı mı? Hepsi burda.
Bazı müşterilerimiz var ki, düzenli gelirler. Her gün burda olanlar var. Biliriz, kahvesini nasıl içer. Kaç taneden sonra “dur” der. Yanına ne ister, biliriz. Onlar daha kıymetlidir. Hizmeti daha şevkle yaparız. Müşteri gibi değildir artık.
Mutlu etmek kolaydır çünkü rahatlık isterler sürekli müşteriler. Huzur ararlar, istikrar ararlar. Aynı lezzeti ararlar. Aynı hizmeti, memnuniyeti ararlar. Ve bulurlar. Hep bulacaklarına olan inançları tamdır. Her gün açık mı diye sormazlar. Her gün açıktır, bilirler.
Geçenlerde arka sokağa bir kafe açıldı. Sessizce açıldı. Merhaba bile etmeden açıldı. Siftahınız benden olsun ritüelini yapmadan açıldı.
Hani esnaf, yan dükkanın kapısından içeri 50 kuruş yuvarlar ya her sabah. İşte bu, esnafı birbirine bağlar. Sana da bana da bol kazançlar demektir bu. Senin kazancında gözüm yok demektir bu.
İşte bunu yapmadan, bir selam etmeden açıldı. Çok ışıltılı, şık şıkıdım bir tabelası vardı. Vitrini en parlak olanlarından seçilmişti. Biraz KÜÇÜKTÜ. Zamanla parası olunca vitrini de büyütürdü, öyle demişti çünkü sağ sola.
Şıkır şıkır giyinirdi arka sokağın kafesi. Her gün yeni model, biraz da dikkat çekici. Dikkat de çekmişti sonunda.
Yeni açılan arka sokağın kafesi, zamanla dolmaya başladı. Kalabalıklaşmaya başladı.
Müşterilere “yok” dememesiyle ünlü olmaya başladı. Kimseye hayır demiyordu. Mesela kahve bitti, bi koşu yan marketten alıp işine devam ediyordu. Kimseyi boş çevirmiyordu. Yoruluyordu ama buna değerdi. Durma zamanı değildi, biraz alışsınlar o zaman yavaşlarız diyordu. Şimdi tam gaz çalışma zamanı.
Bizim kafenin müşterileri azalmaya başlamıştı. Sürekli masaları dolduranlar, artık kısa vakitlerde kalıyorlardı. Çok meşgulüz, işimiz var derlerdi hep. Öyle sanılırdı.
Sonra bir baktık ki bu arka sokağın kafesi, promosyonlar dağıtmaya başlamış alışveriş yapanlara. Kiminin arabasına ruj bırakıyormuş, kimine kahve rengi gömlek. Bunları bırakırmış ki, bilinsin burda artık arka sokağın kafesi var.
Sonra bilindi tabii. Fark edildi arka sokağın kafesi. Gidenler bir bir kendini belli etti utanarak. Ne yapılabilir ki? Hiç bir şey. Hayat devam ediyor. Müşteriye yalvaracak değilsin ki, nolur bizde kalın.
Bizim kafe işlere devam etti. Üzüldü tabii üzülmez mi? Eski müşterileri, arka sokağın kafesine gitti. Olsun dedi. Hayatına devam etti. Çalışmaya, daha çok çalışmaya, en iyisini yapmaya devam etti. Neyi biliyorsa, onu yapma devam etti. Doğru bildiği yolda devam etti. Ne bir eksik ne bir fazla. Doğruca, dürüstçe.
Sonra bir gün…
Eski müşteriler bir bir geri dönmeye başladı. Masalar dolmaya başladı. Kahveler, kurabiyeler havalarda uçuştu. Şen kahkahalar geri geldi. Masaların neşesi, tüm kafeyi sardı.
Mırıltılar geliyor, kahve tam hatırladığımız gibi. Koltukları bile özledik. Bir hevesle gittik ama içi boş çıktı. Gereksiz bir maceraydı. Bizim yerimiz burası. Bir daha bizi hiçbir yere bırakma.
Arabalara promosyon bırakan arka sokağın kafesi, ilk heyecandan sonra kapatıp gitti. Küçük gelen vitrini büyütecek parayı kazanamadı. Başkalarından çaldıklarının, kendisinden de kolayca çalınabileceğini fark etti.
Arka sokağın kafesi, kapandı. Ya da belki başka bir yerde başkalarına açıldı.
Şimdi bu yazıyı tekrar oku.
Tekrar görüşelim
Didem Dede