Bu yüzyılın daha başında, iletişim araçları inanılmaz derecede arttı. Posta güvercinleri, mektup, teleks, fax, telefon derken nerelere geldik. Bu hız inanılmaz. Teknolojinin çeşitlenmesinin hızı ve artık herkesin herkese ulaşma hızı, baş döndürücü.

Mesajlaşma uygulamaları ve sosyal mecraların artmasıyla; etik tartışmalar da baş gösterdi. Artık her şeyin olduğu gibi, “sosyal mesajlaşmalar”ın da etik kuralları var. Hem de yazılı olmayan, dededen toruna devam eden etik kurallar.

Sosyal mecraların ilki Facebook gibi görünse de chat uygulamaları bunun atası olabilir. Chat uygulamalarıyla beraber hayatımıza giren en önemli kural; YAZARAK BAĞIRDIĞIN DURUMLARDA BÜYÜK HARFLE YAZMAK. Klavye tuşunun takılı olduğu zamanlarda, büyük harf yazmak bir hata değil; daha çok bir tercih gibi duruyor. Büyük harfle yazdığınızda, bağırıyorsunuz anlamı çıkıyor, bunu belirtmek isterim. Ne zaman nerde ne yazıyorsanız yazın, büyük harfle yazmayın.

Didem Dede

Sosyal mecraların yazılı olmayan kuralları arasında, çok konuşulmasa da; doğru zamanda iletişime geçmek önemli bir yer tutuyor. Anksiyetesi olanlar için, rahatsız edilmek istemeyenler için bazı sosyal medya platformları, bildirimleri belirli saatlerde sessize almayı kullanıma sunuyor. Sosyal medyanın mesajlaşma bölümlerinin lüzumsuz yoğunluğundan, böylelikle kurtulabiliyorsunuz. Belirli saatlerden sonra, insanlara ulaşmaya çalışmanın ayıp olduğunun bilinmesi gerekir.

Sosyal mecraların etik kuralları arasında bağlamından koparmamak da var mesela. Yaptığınız paylaşımın önünü arkasını kestiğinizde, bambaşka bir anlam çıkabiliyor.

Özel hayat sınırına saygı göstermek de önemli. Kamu yararı taşımayan paylaşımlar, fotoğraflar da özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendiriliyor. Daha sonra şantaj olarak kullanılabilecek şekilde arşivlenmiş tüm belgeler, bilgiler suç niteliğinde. Başınız çok ağrıyabilir.

Empatiyi kaybetmemek önemli. Klavyenin diğer tarafında vicdanlı, duygusal insanların olduğunu bilerek yola devam etmek çok daha insani. Nasıl bir yıkıma uğratacağını bilerek yapılıyorsa, o zaten psikiyatrinin konusu. Bakınız Borderline.

Mahrem görüntüleri yayma, etik kurallar arasında. Ama zaten bu konu konuşuluyorsa insani bir vasıftan söz edilemez.

Sosyal mesajlaşma uygulamalarının belki de en önemli etik kurallarından bir diğeri de; buraya dikkat….

BAŞKASININ ELİNE GEÇEBİLECEĞİNİ, PAYLAŞILABİLECEĞİNİ BİLEREK YAZIŞIN.

Devir kötü. Yazıştığınız ekranların görüntüleri alınıp, şantaj malzemesi olarak kullanılabilir ki şantaj çok büyük bir suçtur.

Sosyal mecralar, gerçekten sosyal olmak için; yüzyılın yalnızlığını gidermek için harika yerler. Ama bir yandan da şeytani zevklerin bir ini. Yuvası, beşiği… var olmak cesaret ister, eğer yeterince akıllıysanız.

Kendini korumayı bilemeyeceklerin, sosyal medyadan zarar görmeden hayatına devam etmesi imkansız Kâh bir gün dolandırılabilirsiniz kâh bir gün manipüle edilebilirsiniz. Eğleneyim derken, bir bakmışsınız başınız belaya girmiş.

Demem o ki….

Yasaklı saatler gelmeden…

Diyeceğinizi deyin,

Yoksa mazallah…

Tekrar görüşelim