Tavanda küçük bir çatlak var. Ne zaman oluştu, bilmiyorum. Ama en son baktığımda yoktu. Zaten ne zaman bakmasanız, bunlar ortaya çıkar.

Tavandaki çatlak canımı sıkacak büyüklükte değil ama biliyorum ki ilgilenmezsem, büyür. Ve çok daha büyük problemlere yol açar. Bu, tecrübeyle sabit.

Çatlak, tavanın en köşesinde. Dikkatli bakmazsanız görünmüyor. Yarın yağmur yağabilir. Ve tavandaki bu küçük çatlak, onunla yeterince ilgilenmezsem; yağmur suyunu engellemekte başarısız olur gibi geliyor. Ya da rüzgarı, soğuğu tutmakta zorlanabilir. O küçük çatlak.

Yapısal bir sorun muydu bu çatlak? Yoksa çatıda yapılabilecek küçük onarımlar, aşağıda bu sorunların çıkmasını engeller miydi? Epeyden beri çatıda onarım yapmadık. Gittiği yere kadar gitsin, bakarız dedik. Çatı katında oturanlar bilirler ki, bu sözler; son sözler olabilir. Gittiği yere kadar gitsin demek, “gitmesin” demekle eş değerdir. Umurumda değil, seninle ilgilenemem, zamanım yok, o kadarına değmezsin manasına gelir. Ki çatı için bunlar korkunç durumlar.

Zamanında gerekli onarımları yapmalıydım. Yazın tüm güneşi çeken çatı malzemesinin; güneşten, sıcaktan kuruyup çatlamasına izin vermemem lazımdı. Kışın da karlar üzerindeyken, o soğukla mücadele edebilir mi? Bunu düşünmeliydim. Belki eksik kalan, hasar almış çatı malzemelerini zamanında değiştirmeliydim. Küçük parçalar değiştirilse, özen gösterilse idi, şimdi bu çatlakla karşılaşmayacaktım.

Aslında kendini belli etmişti. Arada sırada çıkan sesler, nerden geldiğini bir türlü bulamadığımız çıtırtılar; aslında hep kendini belli edermiş. Biz bilememişiz.

Halbuki bu yaza kadar yaptırmak istiyorduk. Belki bir boya, belki bir kartonpiyer.. Ama sonra farkettik ki; sadece dışını güzelleştirmeye yarayacaktı. İçindeki çatlak, biz görmesek de orda kalmaya devam edecekti.

Şimdilik küçük bir çatlak. Ama bir usta çağırıp, o çatlağı kazımadan; başımızın ne kadar belada olduğunu bilemiyoruz. O küçük çatlak için, çatıda büyük bir kazıma işlemi yapılacak. Gürültüsü ayrı, tozu toprağı ayrı bela. İşin aslı, gerçek problemin de bulunacağının garantisi yok. Ama bu işin ustası, her şeye hazırlıklı olun dedi. Büyük masraf çıkabilir, sonrasında sorunu çözemeyebiliriz bile.

Bu riske değer mi? Ele güne rezil olacağız. Tam misafir ağırlayacağımız günlerde, şimdi bu tozun toprağın içine girmeye gerek var mı? Ama ya insanların tepelerine yağmur yağarsa? Ya bir parça kopup, tepelerine düşerse? Bu risk de var dedi usta. Ve elinizi çabuk tutmalısınız dedi. Çok yoğunum, sizi araya sıkıştırmaya çalışacağım dedi.

Hem işimiz zor,henüz ikna olmadık. Hem de azar işittik iyi mi? Henüz buna hazır mıyım? Etraf toz dumana kapılacak. Ve onu temizlemek de bana kalacak. Kimse bunun altından kalkamaz. Tek başıma halletmeliyim.

Televizyonda haberler var… kulağıma çalınıyor. Fırtına geliyormuş, çatı zaten fazlasıyla zayıf. Gelecek fırtınayı kaldıramayız. Büyük bir parça kopup gidebilir. Ya da bizi sular içinde bırakabilir. Ya da bu fırtınayı hasarsız atlatabiliriz. Ama bu zayıf bir
İhtimal olarak görülüyor.

Fırtına, koca bir evi nasıl yıkabilir ki? Yeterince hazırlıklı değilsen, bu olabilir. İlk kez böyle bir rüzgarla karşı karşıya kalınca da; hiçbir şey öngöremiyorsun. Ne kadar zarar verebilir, bilmiyorsun. Çatına güvenmekten başka çaren yok.

Yel, kayadan sadece toz alır. Ya tozun her bir zerresi kıymetliyse….

Tekrar görüşelim