Geçenlerde güzel bir söze rastladım. Diyor ki; “Bir şeyin azlığına dayanamazsın da, yokluğuna dayanırsın”.
Enteresan bir söz. Doğruluk payı çok. Biraz araştırdım.
Bir şeyin azlığına dayanamayıp hiçliğine dayanabilmek", belirsizlik ve yetersizlik hissinin yarattığı duygusal yükü taşımaktansa, kesin bir yokluğu kabullenmenin daha kolay olduğunu ifade ediyor. Çok derin bir psikolojik tespit.
İnsan psikolojisi, hayatındaki kırıntılarla sürekli bir beklenti ve umut içinde. Bu durum zihni sürekli yoruyor. Hiçlik ise net bir son; yas süreci biter, kabulleniş başlar ve insan önüne bakabilir. Göğe bakalım sözü geldi aklıma.
Umut ve Beklenti açısından bakarsak;
Bir şey az olduğunda, insan hep daha fazlasını bekler.
Bu sürekli bekleyiş, insanı yıpratan amansız bir umut döngüsü yaratır.
Hiçlikte ise beklenti sıfırlanır.
Beklenti bitince, zihinsel ve ruhsal bir rahatlama gelir. Bir ohh çekersin. Yokluğun verdiği bir rahatlama hissi.
Belirsizliğin acısı;
Azlık, "var ama yetersiz" olduğu için sürekli bir yoksunluk hissi yaşatır.
Hayatınızda olan birinin veya bir duygunun azlığı, size her gün onun eksikliğini hatırlatır.
Kesin yokluk (hiçlik) ise en azından net bir durumdur.
İnsan zihni, en kötü netliği bile sürekli süren bir belirsizliğe tercih eder. Aynı şekilde kararsızlık da bir çeşit belirsizlik. Kararsız insanlar da bu döngünün içinde kalıyor. Kararsızlık… belirsizlik…

İnsan; olmayan bir şeye zamanla uyum sağlar ve onu hayatından tamamen çıkarır.
Yokluk zamanla kabullenilir ve normalleşir. Olmayacak duaya amin denmez. Kabullenilir.
Ancak sürekli az olan, sızlamaya devam eden kronik bir yara gibidir.
Bu yüzden bir ilişkiyi, sevgiyi ya da ilgiyi kırıntılarla sürdürmektense, tamamen bitirmek (hiçliğe dönüştürmek) çok daha makul.
Özetle bu söz; "Hayatımdayken yokluğunu çekmektense, tamamen yok olmana katlanırım" demenin bir başka yoludur.
İlişkilerde bu durum "duygusal kırıntılarla beslenmek" olarak adlandırılır. Ki bir çok insanın muzdarip olduğu bir konu; kırıntılar. Bir kişinin partnerinden azıcık ilgi, azıcık sevgi görmesi, onda sürekli "bir gün her şey düzelecek" umudunu canlı tutar. İnsanı tüketen bir şey.
Psikoloji bunu şöyle sınıflandırıyor;
Sürekli Tetikte Olma: Azlık, insanı her an bir ödül bekleyen bağımlı bir pozisyona sokar.
Kronik Yas: İlişki tam bitmediği için ayrılık acısı yaşanıp bitemez. İnsan her gün parça parça solar.
Hiçliğin Kurtarıcılığı: İlişki tamamen bittiğinde (hiçlik başladığında) beyin artık durumun geri dönülmez olduğunu anlar. Net bir bitiş, iyileşme sürecini (yas sürecini) başlatır.
Konu edebiyat dünyasında şöyle ele alınıyor;
Franz Kafka
Kafka, milimetrik umutların insanı nasıl mahvettiğini en iyi anlatan yazarlardan. Milenaya Mektuplar kitabında şöyle der:
"Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün."
Buradaki azlık (sadece bir kez yan yana yürümüş olmak), Kafka'ya ömür boyu sürecek bir hasret ve acı bırakmıştır. Hiç tanışmamış olmak (hiçlik), onun için çok daha katlanılır olabilirdi.
Friedrich Nietzsche (Nihilizm ve Netlik)
Felsefi açıdan bakıldığında, "hiçlik" (nihilizm) ilk başta korkutucu görünse de, yarım yamalak dogmalardan ve sahte umutlardan daha dürüsttür. Nietzsche, sahte umutların insanı köleleştirdiğini savunur. Azıcık verilen haklar veya azıcık gösterilen şefkat, insanı boyun eğmeye zorlar. Hiçlik ise insanı özgürleştirir; çünkü kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan insan, yeniden doğabilir. Kaybedecek bir şeyi olmayan insanın, nesini alabilirsin ki?
Stefan Zweig
Zweig’ın Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda şöyle özetler;
Kadın, adamın hayatında hep "azıcık" vardır. Adam onu hatırlar gibi olur, senede bir kez görür, sonra unutur. Kadın bu azlığın acısına dayanamaz ve mektubunda aslında şu mesajı verir: Senin için hiç olmak, senin hayatında bir detay olmaktan daha az acı verici.
Hayat içinde insan kendine konfor alanları açmaya çalışıyor. Bu, iyilik halinin devamı için gerekli şeylerden oluşuyor. Az mı? Hiç mi? Neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz? Daha azı sizi mutlu eder mi? Yoksa “ak ya da kara mı var?” sizin için. Zor …
Ama şu söz var ki;
Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek. Sıtma az mıdır?
Sıtmaya razı olduğunuzda, acı veren ama bitmeyen bir sürece boyun eğersiniz. Umut sizi köleleştirir.
Hiçliğe dayandığınızda ise kesin bir sonu kabul edersiniz. Umut biter ama özgürlük başlar.
Özetle; birileri sizi sıtmaya (azlığa) razı etmek için ölümü (hiçliği) kullanırken, siz hiçliğe dayanmayı seçerek sıtmanın zincirlerini kırarsınız.
Tekrar görüşelim
Didem Dede