İlk maçtan puan kaybetmek dünyanın sonu değil. Tabi eklemeliyim, Lig için Avrupa, Avrupa için Lig feda edilmez! İkisini aynı güçle sürdürmek önemli. Nitekim Şampiyonlar Liginden elenirseniz aynı fikstürle Avrupa Ligine devam edeceksiniz!

Hatta Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam edecekseniz, ligin ilk haftasında yaşanan bu kaybı bir kenara bile koyabilirsiniz. Fakat Şampiyonlar Ligi’nden de elenirseniz, işte o zaman dün Gençlerbirliği karşısında kaybedilen üç puanın değeri çok daha farklı olur.

Çünkü mesele sadece bir maç kaybetmek değil.

Mesele, Fenerbahçe’nin yıllardır çözemediği bazı problemlerin daha ilk haftadan yeniden ortaya çıkması.

İsmail Kartal’ın yaptığı geniş rotasyonun Fenerbahçe’ye mağlubiyeti getirdiğini söylemek kolaycılık olur. Çünkü Fenerbahçe, bu kadar değişikliğe rağmen 3.32 xG üretti, topa yüzde 70’ler civarında sahip oldu ve rakip kalede çok sayıda pozisyon buldu.

Yani oyun anlamında “hiçbir şey yapmadı” diyebileceğimiz bir Fenerbahçe yoktu.

Ama topu içeri atamıyorsanız bütün o istatistiklerin bir noktadan sonra anlamı kalmıyor.

Geçen sezonun en büyük problemlerinden biri buydu. Bu sezon da daha ilk maçtan aynı hastalık karşımıza çıktı.

İnsan ister istemez soruyor:

Lukaku neden kadroda değil?

Çünkü Fenerbahçe’nin bugün ihtiyacı olan şeylerden biri, yakaladığı fırsatları gole çevirecek, rakip savunmanın dengesini değiştirecek bir santrfor. Hele ki şampiyonluk hedefliyorsanız ben hazırım diyen Lukaku kadroda olsa ve oyuna girse karambollerdeki topların birini gol yapabilirdi.

Herkes şampiyonluğu biraz fazla kolay zannediyor.

“Galatasaray kötü başladı, yapısal problemleri var, Fenerbahçe bu yıl şampiyon olur.”

Öyle bir dünya yok.

Dün Fenerbahçe, şampiyonluk yarışındaki en büyük rakibine adeta yeniden nefes verdi.

Galatasaray camiasının bütün umutlarını kaybettiği, “Bu sezon ne olacak?” diye düşündüğü bir ortam vardı. Fenerbahçe’nin yapması gereken, rakibinin puan kaybını fırsata çevirmek ve ligin daha ilk haftasından güçlü bir mesaj vermekti.

“Ben bu ligin sonunu getireceğim” demeliydi.

Bunun yerine rakibine tutunacak bir dal verdi.

İşte asıl tehlike burada.

Gelelim İsmail Kartal’a…

Fred’in gönderilmesini İsmail Kartal’ın istemediğini biliyoruz. Yönetim, yabancı kuralı nedeniyle böyle bir karar almak zorunda kaldı.

Peki dün İrfan Can Kahveci’nin ısrarla sahada tutulmasını nasıl okuyacağız?

“Ben istediğimi oynatırım” mesajı mıydı?

Çünkü İrfan Can maça o kadar kötü başladı ki, o kadar kötü devam etti ki ilk yarının sonunda oyundan çıkması gerekiyordu.

Çıkmadı.

Ve İrfan Can’ın kaçırdığı oyuncunun yaptığı ortanın devamında gol geldi.

Burada teknik direktöre eleştiri yapmak zorundayız.

İsmail Kartal’ın değişiklikleri gecikti. Maçı çevirecek fırsat da geldi ama Fenerbahçe o fırsatı değerlendiremedi.

Asensio gibi game changer isimin sahada daha uzun kalması gerekir, Talisca atıyor, şutu kafası da var kabul, ama Asensio rolüne geçince tıkanıyor. Yani karmaşık bir durum ve bu durumu idare etmek için ciddi bir iletişim gerekir. İsmail hocada bu yön biraz zayıf gibi sanki.

Bazı hatalar futbolcunun hatasıdır.

Bazıları teknik direktörün.

Bazıları da yönetimin.

Dünkü mağlubiyet ise bana göre üçünün birleşimiydi.

İsmail Kartal’ın hatası, bu kadar geniş bir rotasyona gitmesiydi.

Ama diğer taraftan şu soruyu da sormak zorundayız:

Transfer penceresi daha iki gün önce açılmış, kadro yapılanması devam eden Gençlerbirliği’ni Fenerbahçe, hangi kadroyla çıkarsa çıksın yenmek zorunda değil miydi?

Evet, zorundaydı.

İşte burada da yönetim devreye giriyor.

Daha iki gün sonra rakibiniz olabilecek bir takıma kalecinizi gönderiyorsanız, dün yaşananları da hesaba katmak zorundasınız.

İrfan Can Eğribayat dün beş tane net top çıkardı.

Beş!

İrfan Can olmasaydı skorun nerelere gideceğini kimse bilmiyor.

Fenerbahçe yönetimi kaleci planlamasını bu kadar belirsiz bırakmamalıydı.

Ederson gelecek mi, gelmeyecek mi?

Livakovic’in durumu ne olacak?

Elde kim kaldı?

Tarık Çetin…

100 milyonlarca Euro harcanan bir takımın kale planlaması bu kadar muğlak olmamalı.

Bir de hakem meselesi var.

Ve burada artık “ilk hafta, olur böyle şeyler” diyerek geçiştirebileceğimiz bir durum yok.

Fenerbahçe’nin dün iki net penaltısı verilmedi.

Öyle gri, tartışmalı, “hakem yorumu” denilebilecek pozisyonlardan bahsetmiyorum.

İki pozisyon da o kadar netti ki, ekran başındaki herkes “Şimdi nasıl penaltı vermeyecek?” diye bekledi.

Üstelik VAR’da yabancı hakem vardı.

Fenerbahçe yönetimi geldiğinde bize ne söylendi?

“Biz geldiğimizde hakem hataları olmayacak.”

Daha ilk haftadan iki penaltı verilmedi.

Mahmut Uslu maç sonunda açıklamalar yaptı. Ancak açık söyleyeyim, bu açıklamaların benim açımdan şu anda çok büyük bir karşılığı yok.

Hafta içerisinde somut bir hamle yapılırsa, o açıklamalar anlam kazanır.

Yoksa mikrofon karşısında söylenen sözlerin Türk futbolunda artık çok fazla karşılığı olmadığını hepimiz biliyoruz.

Bir başka gariplik de Fenerbahçe yedek kulübesindeydi.

Mert Müldür ve Talisca’nın penaltı pozisyonlarında neredeyse hiçbir tepki göstermemesi gerçekten şaşırtıcı.

Böyle pozisyonlarda kulübenin görevi sadece oturmak değildir.

Gerekirse teknik ekipten bir kişinin kart görme riskini göze alarak hakemin dikkatini pozisyona çekmesi gerekir.

Çünkü biz geçen sezon da benzerlerini gördük.

Bir pozisyonun VAR ekranına gelip gelmediği tartışmalarını yaşadık.

Bugün de benzer bir şey oldu.

Pozisyon ekrana gelse, o penaltıların verilme ihtimali çok yüksekti.

Ve burada yayıncı kuruluşa da birkaç soru sormak gerekiyor.

Talisca’nın penaltı pozisyonundaki elle oynama görüntüsü neden dakikalar sonra ekrana getirildi?

Bir pozisyondan beş dakika sonra görüntüyü yayınlamak, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi midir?

Bana “Bütün görüntüler VAR odasına gidiyor” demeyin.

Bu ülkede futbol kamuoyu VAR odasına giden görüntülerle değil, ekrana gelen görüntülerle karar veriyor.

Pozisyonun hemen ardından doğru açı yayınlanırsa hem kamuoyu doğru bilgilendirilir hem de tartışmanın önü kesilir.

Aksi durumda insanın aklına ister istemez başka sorular geliyor.

Şimdi önümüzde Lyon maçı var.

Ben açıkçası iki gün sonra çok farklı bir Fenerbahçe bekliyorum.

Atmosfer farklı olacak.

Oyunun temposu farklı olacak.

Rakibin seviyesi farklı olacak.

Ve umuyorum ki İsmail Kartal da dün yaşananlardan gerekli dersi çıkarmıştır.

Bu takımın artık gereksiz rotasyon yapma lüksü yok.

Fenerbahçe’nin sezon başında yaşadığı bazı sıkıntıların da tamamen teknik direktör üzerinden okunmaması gerekiyor. Çünkü bazı planlamalar geçmiş yıllardan kalan zorunluluklar nedeniyle yapılamıyor.

Kalede yalnızca Tarık’ın kalması…

Ederson’un satılıp satılmayacağı konusundaki belirsizlik…

Livakovic’in geleceğinin net olmaması…

Bunların hepsi takımın planlamasını doğrudan etkiliyor.

Ama bütün bunlar bir an önce çözülmek zorunda.

Çünkü Fenerbahçe artık “sezonu kurtarmaya” çalışan bir takım değil.

Şampiyonluk hedefleyen, Avrupa’da ilerlemek isteyen ve bunun için yüz milyonlarca Euro harcamış bir takım.

Böyle bir takımın kadro mühendisliği daha dikkatli yapılmalı.

Dünkü mağlubiyet felaket değil.

Ama ciddi bir uyarıdır.

Ve bazen şampiyonluklar da tam olarak böyle uyarıların ciddiye alınıp alınmamasıyla kazanılır veya kaybedilir.

Fenerbahçe’nin önünde hâlâ çok uzun bir yol var.

Ama o yolun ilk virajında alınması gereken mesaj çok net:

Rakiplerinizin puan kaybetmesini beklemeyin. Rakiplerinize umut vermeyin. Çünkü bu lig sandığınız kadar kolay değil.

Maçın Üçlüsü

Kanté – Talisca – Levent Mercan