Fenerbahçe yine bir eşik maçını geçti. Öyle sıradan bir galibiyet değil; baskının, beklentinin ve mecburiyetin üst üste bindiği bir akşamda, sahadan hem sonuçla hem de oyunla güçlü çıkan bir takım izledik. Bu, sezonun kırılma anlarından biriydi ve sarı-lacivertliler “devam” dedi

Domenico Tedesco’nun son haftalarda inşa etmeye çalıştığı oyun artık daha net görünüyor. Topa sahip olan, oyunu rakip yarı sahaya yıkan ve orada sonuç arayan bir Fenerbahçe var. Sakatların dönüşüyle birlikte takımın omurgası yeniden güç kazanırken, oyun da doğal olarak eski ritmine yaklaşıyor. Özellikle Asensio’nun yokluğunda tercih edilen 4-2-3-1 dizilişi ve Kerem–Talisca–Nene hattının forvet arkasındaki üretkenliği bu maçın anahtarıydı.

Sidiki Cherif’in çabası, alan açma becerisi ve niyeti kıymetli. Ancak Fenerbahçe seviyesinde “birinci forvet” olmak için zamana ihtiyacı olduğu da açık. Bu bir eleştiri değil, bir gerçeklik tespiti.

Orta sahaya ayrı bir parantez açmak gerekiyor. N’Golo Kante ve Matteo Guendouzi… İki lider karakter, iki yüksek tempo, iki büyük direnç noktası. Hem savunma geçişlerinde hem de hücum başlangıçlarında takımın merkezini öyle sağlam tutuyorlar ki, rakiplerin nefes almasına izin vermiyorlar. Kazanılan ikinci toplar, kesilen kontralar ve doğru yönlendirilen ataklar bu ikilinin imzasını taşıyor.

Kante’nin attığı kilit açan goldü izleyip aklına Schalke’ye Appiah’ın golü gelenlerede selam olsun…

Son haftaların yükselen ismi Archie Brown da bu galibiyetin başrol oyuncularından biriydi. Performansını yukarı çekerken, Talisca’ya yaptığı asistle maçı doğrudan etkileyen isimlerden biri oldu.

Tedesco’nun hikâyesi ise ayrı bir başlık. Sezon başında kendisini göreve getiren başkanın seçimi kaybetmesi, yarım kalmış bir kadro mühendisliği, Süper Lig’de tartışmalı hakem performansları ve deplasmanlarda oyuncularına yönelik sert müdahaleler… Tüm bunlara rağmen ayakta kalan ve yarışın içinde kalan bir teknik adamdan bahsediyoruz. Üstelik ciddi bir hastalık süreci de geçirdi. Eğer o dönemde takımın başında olabilseydi, Kasımpaşa ve Antalyaspor maçlarından farklı sonuçlar çıkması kimseyi şaşırtmazdı. Dahası, kamuoyunun tamamının “net penaltı” dediği Mert Müldür ve Nene pozisyonlarında kararlar farklı çıksa, bugün bambaşka bir tablo konuşuyor olabilirdik.

Gelelim maçın hakemine Ali Yılmaz’a… Sahaya çıktığı andan itibaren ciddi bir standart problemi vardı. Kayserisporlu oyuncuların sertliğine gösterilen tolerans, Markov’un Guendouzi’ye yaptığı müdahalede çıkan yalnızca sarı kart ve VAR’ın bu pozisyonda devreye girmemesi… Bunlar kabul edilebilir değil. VAR sistemi, “görülmeyeni görmek” ve “bariz hatayı düzeltmek” için var. Bu pozisyonlar için değilse ne için var?

Dahası da var. Kırmızı vermediği pozisyonda Fenerbahçeli iki oyuncunun sarı kart gördüğü gerçeği bir şaka gibi yüzmğze boca ediliyor, Archie Brown’a ceza sahası içinde yapılan sert müdahalede cebine giden ama çıkmayan kart… Tüm bunlar maçın yönetiminde ciddi bir tutarsızlık olduğunu gösteriyor. İlk yarıda Kayserisporlu oyuncuların sertliği adeta sınır tanımadı ve buna yeterli karşılık verilmedi.

Bu sadece tek bir maçın hikâyesi değil. Göztepe–Galatasaray maçında Alper Akarsu’nun yönetimi de benzer tartışmaları doğurdu. Otoritelerin “en az 10 sarı kart çıkmalıydı” dediği bir maçın tek kartla bitmesi… Bugün Ali Yılmaz’ın en az beş sarı kartı es geçmesi… Türk futbolunda hakem standardı meselesi artık münferit değil, yapısal bir sorun ve dikkat edin çıkmayan kartlar Galatasaray’a ve diğer açıya geçtiğinizde tekme tokat oynayan Fenerbahçe’nin rakibi Kayserispor’a!

Kim hakemlerin artısını yaşıyor bu konuda dersiniz?

Oostervolde gördüğü kartla cezalı duruma düştü. Fenerbahçe’de 7 oyuncu sınırdaydı. Galatasaray’ın ise 1 oyuncusu sınırda! Çıkan çıkmayan kartları bir de böyle değerlendirin derim.

Fenerbahçe’ye dönersek… Kalan haftalarda hata payı yok. Tüm maçların kazanılması gerekiyor. Türkiye Kupası’nda ise en azından final görmek şart. Bu hedefler gerçekleşirse, tüm bu kaosun, tartışmaların, kongrelerin ve saha dışı gürültünün içinde geçen bir sezon için “iyi” demek mümkün olabilir.

Ama gerçek şu: Fenerbahçe için çıta her zaman kupadır. Kupasız geçen her sezon, adı ne olursa olsun, eksiktir. Yine de bu sezonun şartlarını düşündüğümüzde, bugün izlediğimiz direnç ve oyun, en azından umut veriyor. Bundan sonrası, bu çizgiyi ne kadar sürdürebildikleriyle ilgili.

MAÇIN ÜÇLÜSÜ

Archie Brown - Talisca - Kante