Tüm Türkiye ekran başına kilitlenmiş, meydanları doldurmuş; genç, yaşlı, çocuk demeden milli bir zafer bekliyordu. Ancak beklentiler, sahada ortaya konan futbol ve teknik direktör Vincenzo Montella’nın tercihleri nedeniyle büyük bir hayal kırıklığına dönüştü. A Milli Takım, maça çok iyi hazırlanmış Avustralya karşısında 2-0’lık net bir mağlubiyet aldı.

İşin en dikkat çekici yanı ise rakibin, aslında bizim uyguladığımız oyun planını kusursuz şekilde sahaya yansıtmasıydı. Avustralya savunmada sağlam durdu, geçiş hücumlarını kovaladı ve yakaladığı fırsatları iki golle sonuçlandırarak galibiyete ulaştı.

Türkiye ise yine Montella’nın vazgeçmediği, ısrarla uyguladığı oyun anlayışına mahkûm kaldı. Kendimizden daha güçlü rakiplere karşı savunma güvenliğini ön planda tutan, geçiş hücumlarını hedefleyen ve uzaktan şutlarla sonuca gitmeye çalışan bir plan anlaşılabilir olabilir.

Ancak bizden daha zayıf veya denk seviyedeki takımlara karşı aynı anlayışın işlemediği artık açıkça görülüyor.

Bu tür maçlarda oyunun ceza yayı çevresine değil, doğrudan ceza sahasının içine yıkılması gerekiyor. Bunun için de merkezde servis alabilecek, rakip stoperlerle mücadele edebilecek bir santrfora ihtiyaç var.

Ne var ki Montella’nın bu konuda bir B planı olduğu hâlâ görülmüş değil. Varsa bile bugüne kadar sahada hiç denenmedi.

Avustralya’nın 1.94, 1.90 ve 1.98 boylarındaki fizik gücü yüksek savunmacılarından oluşan savunma hattına karşı 1.70 boyundaki Kerem Aktürkoğlu ve sonradan oyuna giren 1.65’lik Yunus Akgün üzerinden gol aramak da soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Rakibin fizik üstünlüğü ortadayken farklı çözümler üretilmesi beklenirdi. Bunun için dahi olmaya gerek yok sanırım!

Bir diğer merak edilen konu ise Kenan Yıldız oldu. Eğer herhangi bir sakatlığı yoksa böylesine önemli bir maçta neden ilk 11’de başlamadığı açıklanmaya muhtaç.

Görünen o ki teknik ekip rakibi yeterince analiz edemedi ve bunun bedelini de güneşli bir pazar gününde milyonlarca Türk futbolsever moral bozukluğuyla ödedi.

Peki bundan sonra ne olacak?

Milli Takım’ın önünde artık hata yapma lüksü bulunmuyor. Kalan iki maçın kazanılması gerekiyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri karşılaşması büyük önem taşıyor. Orada yaşanabilecek bir puan kaybı, hatta olası bir mağlubiyet, takımı ve Türk halkını çok üzer.

Öte yandan artık Can Uzun ve Deniz Gül gibi genç isimlerin daha fazla süre alması gerektiği gerçeği de göz ardı edilmemeli. Milli takımın hücumda farklı çözümlere, farklı profillere ihtiyacı olduğu açıkça görülüyor.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında futbolseverlerin dile getirdiği ortak bir görüş var:

Bu takım sadece uzaktan şutlarla sonuca gitmeye çalışan bir ekip olmamalı. Daha üretken, daha cesur ve rakip ceza sahasına daha fazla yerleşen bir oyun anlayışı benimsenmeli.

Montella’nın önünde önemli bir süre var. Umut edilir ki bu süreçte eleştirileri doğru okuyup gerekli dersleri çıkarır. Çünkü bu milli takımın potansiyeli, sahada gördüğümüzden çok daha fazlasını vaat ediyor.

26 orta 28 şut ve 2 gol pozisyonu ve 2-0 kaybedilen maç. Yani İstatistik bazen hiç bir şey.

Paraguay maçını kazanacağımızı umuyorum. Benim hedef maçım ABD maçı ve ordan galibiyet alarak kırılan umutları sevinçlere çevirebiliriz.

Maçın Üçlüsü

Arda Güler - Kenan Yıldız - Montella