Bir dönem hikâye anlatıcılığına meraklandım. İSMEK’in şahane kursları var tahmin edemediğiniz alanlarda. Kişisel gelişim atölyeleri kategorisine giriyor yazarlık, hikâye anlatıcılığı, metin çözümleme, şiir, drama vs. vs.

Hepsi birbirinden enfes hocalardan alınabiliyor. Benim gibi yazmaya meraklı bir sürü insan orada. Ben o kadar fazlasına gitmişim ki hocalar bile bana artık hocam diyordu ve siz de artık ders verseniz burada.

Bürokrasi zor iş bizlik değil!

Ben öğrenci olup muhalifliği tercih ederim. Bürokrasi insanın yaratıcılığını kısıtlar. Söylediğin her kelimeye dikkat edeceksin ki 70 yaşa kadar her cinsiyetten öğrencin olacak ve kimseyi kırmayacaksın.

Zor iş!

Profesyonel İSMEK öğrencilik maceramın son durağı “Hikâye Anlatıcılığı” atölyesi oldu. Ümit Deniz diye şahane bir hocamız vardı ki Şiir Atölyesini de ondan almıştım.

Böyle atölyelerin benim gibi tembel tenekeler için bitirme ödevleri başa beladır. Çok azını zevkle yapmışlığım var. Ama konu hikâye anlatıcılığına gelince durum değişmişti.

Kaypak kahramanlar şahane anti kahramanlar

Hikâye anlatıcılığının ucu bucağı yok binlerce yıllık mevzuya dayanıyor. Bitirme ödevi için ben, ezelden beri beni en çok etkileyen, insanın mutlak ihaneti öyküsü Şahmaran (ya da Şahmeran)’ı seçmiştim.

Herkesin bir kahramanı ve antikahramanı vardır.

Bilirsiniz belki ama ben yine de iki kavrama değineyim; antikahraman (ingilizce: antihero) günümüzün popüler kültüründe idealleri, amaçları ve kişiliği alışılageldik kahramanlardan farklı olan baş karakterleri tanımlıyor. İçlerinden birini sevdiğinizi tahmin ettiğim antikahramanlara örnek Leon, Natural Born Killers’ın baş karakterleri, Star Wars’taki Darth Vader, V for Vendetta’daki V, Kuzuların Sessizliğindeki Dr. Hannibal Lecter olabilir.

Carl Jung’a göre kahraman tanımı

Carl Jung ve sonrasındaki teorisyenlere göre kahraman arketipi şu karakteristik özellikleri taşıyor:

Amacı: Değerini cesur ve yürekli eylemlerle kanıtlamak.

Korkusu: Zayıf, çaresiz, korkak veya kırılgan olmak.

Stratejisi: Fiziksel veya zihinsel olarak güçlü ve yetenekli hale gelmek.

Gölge (karanlık) yönü: Güç zehirlenmesi yaşayarak kibre kapılmak veya aşırı hırs yüzünden kendi içsel değerlerinden kopmak.

Edebiyatta ve psikolojide kahramanın üç aşamalı yolculuğu

Bu arketip, Joseph Campbell'ın "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" kavramıyla da doğrudan bağlantılı. Yolculuk genellikle üç ana aşamadan oluşuyor:

Ayrılış: Kahramanın konfor alanından çıkıp maceraya çağrılması.

Erginlenme: Yol boyunca engellerle yüzleşmesi, canavarları yenmesi ve içsel bilgeliğe (iksire) ulaşması.

Dönüş: Kazandığı deneyim ve ödülle topluluğuna hizmet etmek üzere kendi dünyasına geri dönmesi.

Jung felsefesinde ise bu arketip, kişinin hayatın zorluklarıyla başa çıkma motivasyonunu, özgüvenini ve bireyleşme (kendini gerçekleştirme) sürecindeki iradesini yansıtıyor. Kahramanın en iyi örneği olarak Hamlet’i tekrar okumanızı tavsiye ederim.

Dönelim Şahmaran (Şahmeran) destanına

Destan, mitoloji, söylence, efsane ne derseniz deyin; bir ihanet öyküsü Şahmaran… Farsçada maran ya da meran yılan demekken şah-ı meran "yılanların şahı" anlamına geliyor. Üstü olan insan şekline ise maran adı veriliyor. Destanın bazı versiyonlarında Şahmaran erkek, çoğunda da kadın. Yılanların şahı maran öldükten sonra ruhunun kızına geçtiğine de inanılıyor.

İnsanın hayvanlara ebedi eziyetinin öyküsü

Barış içinde yaşayan yılanlar akıllı, şefkatli kraliçeleri Şahmaran, türünün insanlardan gördüğü eziyete dayanamayıp yer altına iniyor ve orada yaşamaya başlıyor. Yılanların hükümdarı olan bu motif gömülere bekçilik ediyor, soluğu ve bakışı ile öldürüyor. Burada hangi efsaneyi hatırlıyoruz; evet Medusa!

Fakir oduncu bir gencimiz var, Cemşab. Günün birinde arkadaşlarıyla ormanda yürürken tesadüfen mermer bir taş buluyorlar. Taşı kaldırınca altından içi bal dolu bir kuyu çıkıyor. Aralarındaki en safı olan Cemşab’ı kuyuya indiren arkadaşları daha fazla balı kendilerine almak için onu kuyuda bırakmaya karar veriyor.

Burası bize hangi ünlü masalı anımsatıyor?

Evet aynen öyle; Alaaddin’in Sihirli Lambası… Cemşab adeta bir cennet bahçesine düşüyor. Bir süre sonra güzel bir ses duyarak sesi takip edince bakıyor ki bahçenin ortasında bir havuz, havuzun yanında bir taht, üzerinde altı yılan ve yüzü muhteşem güzellikte bir kadın.

Şahmaran insanların ihanetinden korktuğu için başta Cemşab’ı cennetine istemiyor. Ancak sonrasında ona “acıyarak” o güzel yerde yaşamasına izin veriyor. Yılanların şahı her ilme hâkim; kaldığı sürece bütün otları, sırlarını, neye yaradıklarını Cemşab’a sürekli fısıldıyor.

Cennette bir yere kadar âdemoğlu evini özlüyor

Aradan yıllar geçiyor, Cemşab orada çok mutlu olsa da ailesini özlüyor ve gitmek için Şahmarana yalvarıyor. Cemşab’ın yeryüzüne dönmesine, Şahmaran ve cennetteki yılanlar için sonun başlangıcı olacağı için önce izin çıkmıyor. Cemşab’ın yalvarmalarına dayanamayan yılanların şahı yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz verdirerek sonunda onu yeryüzüne gönderiyor. Cemşab ise bu sözünü ancak yedi yıl tutabiliyor!

Şahmaran insanlara kurban olurum demiyor ama oluyor

Bir gün ülkenin padişahı hastalanıyor. Vezir, hastalığın çaresinin Şahmaran'ın etini yemek olduğunu söylediğinde her yere haber salınıyor. Dönüp dolaşıp olay bizim Cemşab’ın başına patlıyor! Baskıyla kuyunun yerini söylemeye zorlanan Cemşab yerini gösterince Şahmaran bulunup dışarı çıkarılıyor.

Bakınız şimdi şu fedakarlığa; Şahmaran ölürken bile Cemşab'a yardım ediyor. "Beni toprak çanakta kaynatıp suyumu vezire içir, etimi de padişaha yedir. Sonraki kaynayan suyumu da sen iç!" diyor. Böylece vezir ölüyor, padişah iyileşip Cemşab'ı vezir yapıyor, Cemşab ise Şahmaran'ın tüm bilgeliğine ve doğanın sırlarına vakıf oluyor.

Bizim saf Cemşab oldu mu sana Lokman Hekim

Efsaneye göre Şahmaran'ın öldürüldüğünü bilmeyen yılanlar, bunu öğrenirse Tarsus'u istila edecek.

Diğer bir söylenti, Şahmaran'dan tıp bilimi ile ilgili birçok bilgi edinen Cemşab’ın aslında ölümsüzlüğü bulan Lokman Hekim olması!

Kıssadan hisse güvenmediğiniz suları içmeyin, kimseye güvenmeyin dostlar; bana bile!