Fenerbahçe, çalkantılı bir gündemin ardından Gaziantep deplasmanına gelirken hedef belliydi: Buradan üç puanla çıkmak, camianın yeniden kenetlenmesini sağlamak ve milli araya kadar kayıpsız ilerlemek…
Ama beklenen olmadı.
İsmail Kartal’ın istifası, ardından yeniden göreve döndürülmesi sonrasında Fenerbahçelilerin önünde iki farklı senaryo vardı. Ya takım hocasına sahip çıkacak, sahaya karakter koyacak ve Gaziantep’ten farklı bir görüntüyle çıkacaktı ya da yaşananların moral ve motivasyon üzerindeki etkisi sahaya yansıyacaktı.
Ne yazık ki ikinci ihtimali gördük.
Özellikle ilk yarıda sahada ne yaptığını tam olarak bilmeyen, oyunun hiçbir bölümünde ağırlığını hissettiremeyen bir Fenerbahçe vardı. Bunun yanında çok fazla top kaybı yapıldı. Bu top kayıpları da ilk yarıdaki kötü oyunun en önemli nedenlerinden biri oldu. Fenerbahçe topu ayağında tutamadığı gibi yaptığı basit hatalarla Gaziantep’e geçiş fırsatları verdi.
Gaziantep, savunma arkasına attığı toplarla önemli fırsatlar yakaladı. Ev sahibi ekip bu pozisyonları değerlendiremedi ama Fenerbahçe’nin verdiği görüntü başlı başına alarm vericiydi.
Fenerbahçe adına ilk yarının en hareketli ismi yine Kerem Aktürkoğlu’ydu. Kerem’in çabasıyla hazırlanan pozisyonda Matteo Guendouzi’ye çıkarılan top, Fransız oyuncunun vuruşuyla sonuçlandı ancak top dışarı gitti. Böylece ilk 45 dakika golsüz tamamlandı.
İkinci yarıda biraz daha toparlanan bir Fenerbahçe izledik. Kerem ve Guendouzi üzerinden pozisyonlar üretildi. Kerem’in karşı karşıya kaldığı pozisyonda kaleci Dreyer gole izin vermedi.
Oyuncu değişiklikleriyle birlikte Fenerbahçe’nin oyuna yeni bir ivme kazandırması bekleniyordu. Lukaku’nun yerine Vedat’ın, Kerem’in yerine Oğuz Aydın’ın girmesi anlaşılabilir değişikliklerdi.
Ancak gole ihtiyacı olan Fenerbahçe’de kenarda Nene varken Bartuğ Elmaz’ın oyuna alınması bana göre maçın en tartışmalı tercihlerinden biriydi.
Fenerbahçe’nin o dakikalarda ihtiyacı olan şey orta sahaya bir oyuncu daha eklemekten ziyade ön tarafı hareketlendirmekti. Nene’nin oyuna girmesi, hücum hattına dinamizm kazandırabilirdi. Böyle bir hamleyle Greenwood da daha serbest bir rolde oynayabilir, kenara sıkışmadan hücumun içerisinde daha fazla etkili olabilirdi.
Zaten Fenerbahçe maça İsmail Yüksek, N’Golo Kanté ve Guendouzi’den oluşan bir orta sahayla başlamıştı. Bu kadar savunma ağırlıklı bir orta saha tercihiyle rakibe bu kadar fazla pozisyon verilmesi, yapılan planlamanın ne kadar sağlıklı olduğunu da sorgulatıyor.
Son bölümde Greenwood’un serbest vuruşunda topun direkten dönmesi de Fenerbahçe’nin aradığı golü bulamamasının özeti gibiydi.
Ve mutlak kazanılması gereken bir maç daha iki puan kaybıyla geride kaldı.
Fenerbahçe, ilk beş haftada sekiz puan kaybetti. Daha da önemlisi, takımın enerjisi, düzeni ve isteğiyle birlikte taraftarın da heyecanı ciddi şekilde kırılmış durumda.
Bunu yalnızca Gaziantep maçına bakarak söylemiyorum. Sezon başındaki planlamaya baktığımızda bazı önemli eksikler daha şimdiden kendisini gösteriyor.
Talisca ve Fred ayrıldıktan sonra orta sahaya 8-10 numara oynayabilecek, top rakipteyken değil top Fenerbahçe’deyken oyunun sorumluluğunu alabilecek yaratıcı bir oyuncu alınmaması önemli bir eksiklikti.
Forvette ise Lukaku yerine daha hazır, daha hareketli ve takımın oyununa daha fazla katkı sağlayabilecek bir alternatif düşünülebilirdi.
Dördüncü yabancı forvet alınmayacaksa Sidiki Cherif’in gönderilip Mimovic’in kadroda tutulması da bana göre kritik hatalardan biriydi. Mimovic kalacaksa Semedo’dan çıkılarak orta sahaya bir takviye yapılması daha doğru bir tercih olabilirdi.
Elbette Marco Asensio’nun sakatlığı da bütün planları etkileyen önemli bir gelişme oldu. Fakat Fenerbahçe gibi hedefleri büyük bir takımın, kilit bir oyuncunun sakatlanma ihtimalini de hesaba katarak alternatif plan oluşturması gerekiyor.
Yıllardır konuştuğumuz o klasik problem yine karşımızda: Doğru kadro mühendisliği yapılamadığı zaman teknik direktörün elindeki malzeme de sınırlanıyor.
Bu sezon iyi oynadığı maçlarda bile Fenerbahçe’nin topu rakibe bırakarak geçiş hücumlarını tercih etmesi bunun en net göstergelerinden biri. Elindeki kadro, rakip yarı sahada topa sahip olup set hücumu oynayacak yaratıcılığı yeterince taşımıyor.
Bu da doğrudan kadro planlamasıyla ilgili.
Fenerbahçe’nin bu sezon doğru yaptığı ve camiayı gerçekten mutlu ettiği en önemli iş ise Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kalmak oldu. Bunun dışında lig başlangıcı beklentilerin çok uzağında.
Şimdi yapılması gereken çok net.
Öncelikle Eyüpspor maçını kazanmak ve milli araya moralli girmek. Ardından milli arayı iyi değerlendirmek, takıma fiziksel olarak ciddi bir yükleme yapmak ve özellikle maçların 60. dakikasından sonra yaşanan düşüşü ortadan kaldırmak gerekiyor.
Fenerbahçe’nin fiziksel problemi sahada artık fazlasıyla görülüyor.
İsmail Kartal’ın bu saatten sonra yapması gereken ilk işlerden biri takıma ciddi anlamda kondisyon kazandırmak. Bunun ne kadar önemli olduğunu Sidiki Cherif örneğinde de gördük. Genç oyuncunun yeni takımında hâlâ A takımla idmanlara çıkamamasının temel nedenlerinden biri kondisyon seviyesinin yetersiz olması.
Bir başka problem ise yaratıcılık.
Fenerbahçe topa sahip olduğunda rakip savunmayı bozacak, kilidi açacak, oyunun yönünü değiştirecek oyuncu sayısı çok az. Bu nedenle Asensio’nun dönüşü artık sadece bir futbolcunun takıma katılması anlamına gelmiyor. Fenerbahçe’nin hücum organizasyonundaki en önemli eksiklerden birinin tamamlanması anlamına geliyor.
Kısacası…
Fenerbahçe Gaziantep’te sadece iki puan bırakmadı. Sezon başından bu yana biriken sorunların da yeniden görünür hale gelmesine neden oldu.
Şimdi Eyüpspor maçında alınacak üç puan belki her şeyi çözmeyecek ama en azından yeniden ayağa kalkmak için Fenerbahçe’ye bir nefes aldıracaktır.
Çünkü bu takımın önce kondisyonunu, sonra oyununu, en önemlisi de kaybettiği enerjisini geri kazanması gerekiyor.
Maçın Üçlüsü
Archie Brown – Kerem Aktürkoğlu – Kozlovski