Araştırmaları seviyorum. Genel itibarıyla bir istikamet veriyor hayatıma. Önemsiyorum.

Onlardan biri: Peking University araştırmacıları iki ayrı deneyde toplam 551 kişiyi inceledi. Katılımcılar, ödül kazanmak veya kayıptan kaçınmak için seçenekler arasında tekrar tekrar karar verdi.

Sonuç olarak depresif özellikler arttıkça insanların yeni sonuçlardan öğrenme hızı düşerken, kaygı özellikleri arttıkça öğrenme hızı yükseldi. Özellikle depresyondaki haz alamama ve bedensel belirtiler, düşük öğrenme hızıyla ilişkiliydi. Kaygıyla bağlantılı bilişsel belirtiler ve olumsuz duygular ise ters yönde ilişki gösterdi.

Zihin aşırı biçimde kendi içine yöneldiğinde, dışarıdan gelen yeni bilgiyi işlemek için daha az bilişsel kaynak kalıyor olabilir. Buna karşılık kaygılı zihin, çevrede olup bitenleri ve sonuçları daha yakından takip ettiği için geri bildirimlere daha hızlı tepki verebiliyor. Yani depresyon ve kaygı dışarıdan birbirine benzeyen ruh halleri gibi görünse de beynin çevreden öğrenme biçiminde birbirinin tersi izler bırakabiliyor.


Burada klinik olarak “depresyon hastaları öğrenemez, kaygılı insanlar daha iyi öğrenir” sonucu çıkarmamak gerekir. Araştırma psikiyatrik belirti ölçekleri ile kontrollü bir olasılıksal öğrenme görevi arasındaki ilişkiyi gösteriyor; nedensellik kanıtlamıyor. Üstelik “daha yüksek öğrenme hızı” her durumda daha iyi karar vermek anlamına gelmiyor.

Kaygılı olduğunuz bir ana gidin şimdi. Ne yapıyorsunuz? Bir yere girdiğinizde insanların yüzüne daha fazla bakıyorsunuz, küçük bir ses dikkatinizi çekiyor, yaptığınız bir hareketin sonucunu daha fazla düşünüyorsunuz. Çünkü beyniniz adeta “Bir şey olacak mı?” diye sürekli çevreyi kontrol ediyor. Yeni araştırma, bu durumun öğrenme biçimimizi de etkileyebileceğini gösteriyor.

Araştırmacılar toplam 551 kişiye, seçimler yaparak ödül kazanmaya veya kaybetmekten kaçınmaya çalıştıkları oyunlar oynattı. İnsanların yaptıkları seçimlerden sonra, “Bu işe yaradı, demek ki bir dahaki sefere bunu yapmalıyım” bilgisini ne kadar hızlı kullandıklarına baktılar. Sonra bu sonuçları kişilerin kaygı ve depresyon belirtileriyle karşılaştırdılar.

Ortaya ilginç bir fark çıktı. Kaygı belirtileri yüksek olan insanlar, yaptıkları seçimin sonucuna daha hızlı tepki veriyordu. Bir seçim kötü sonuçlandıysa, bir sonraki sefer davranışlarını daha hızlı değiştirebiliyorlardı. Depresif belirtileri yüksek kişilerde ise bunun tersi görüldü; yeni gelen bilgiyi davranışa dönüştürme hızı daha düşüktü.

Şöyle düşünelim mesela:
İki kişi aynı restorana gidiyor ve kötü bir yemek yiyor. Kaygılı zihin, “Geçen sefer bunu söyledim, kötü çıktı; bir daha söylemeyeyim” diye hemen not alabilir. Depresif belirtilerin ağır bastığı bir zihinde ise kişinin dikkati daha fazla kendi düşüncelerine ve duygularına yöneldiğinden, dışarıdan gelen bu yeni bilgi davranışı aynı hızda değiştirmeyebilir. Araştırmacıların üzerinde durduğu açıklamalardan biri bu.

Ama burada “Kaygı iyidir” sonucu çıkarmamak gerekiyor. Olabilir mi böyle birşey? Olamaz. Araştırmada ölçülen şey zekâ veya öğrenme başarısı değil, yeni bir sonuca göre fikrimizi ne kadar hızlı değiştirdiğimiz. Hatta bazen çok hızlı ders çıkarmak da sorun olabilir. Bir kez kötü bir şey yaşayıp hemen “Demek ki burası tehlikeli” sonucuna varmak, kaygının kendisini besleyebilir.

Depresif zihin bazen yeni bilgiye daha yavaş tepki verirken, kaygılı zihin fazla tetikte olduğu için her yeni bilgiyi gereğinden fazla önemseyebilir. İkisi de dışarıdan “moral bozukluğu” gibi görünebilir ama beynin öğrenme sisteminde aynı şekilde çalışmıyor.

Kaygılı zihin, sürekli kötü bir şey düşünen zihin değildir; çoğu zaman sürekli ‘Bir şeyi gözden kaçırıyor muyum?’ diye etrafı tarayan zihindir.

Tabii bu bir araştırma, tanı değil.Bu tarz haberleri verirken , durduk yere insanların kendinde bu belirtileri bulmasını ve tanı koymasını istemem. Kaygı bozukluğunu sıradan gözlemle teşhis etmek mümkün değildir; bunun için belirtilerin süresi, şiddeti ve kişinin günlük yaşamını ne kadar etkilediği önemlidir.

Fakat şunu da belirtiyor uzmanlar; kaygılı insan mutlaka çekingen veya sessiz görünmez. Bazıları tam tersine çok konuşkan, kontrolcü, aşırı planlı veya her ayrıntıyı önceden hesaplayan biri gibi görünebilir. Hatta çevresindekiler onu “çok titiz” veya “her şeyi düşünüyor” diye tanımlarken, içeride bunun çıkış noktası kaygı olabilir. Dolayısıyla şüphelendiğiniz durumlarda, her şey kötüleşmeden uzmanın yolunu tutun…

Tekrar görüşelim
Didem Dede