Fenerbahçe’nin Avrupa arenasında bir Polonya temsilcisi karşısında zorlanarak turu geçmesi, aslında soyunma odasında sıkça dile getirilen “bizim oyun felsefemiz” söylemi ile sahaya yansıyan görüntü arasındaki devasa uçurumu bir kez daha gözler önüne serdi.
İsmail Kartal’ın her fırsatta vurguladığı bu anlayışın, sahada bir karşılık bulduğunu söylemek maalesef pek mümkün değil.
Karşılaşmanın istatistiklerine şöyle bir göz attığımızda, en dikkat çekici veri takımın en yüksek istatistiklerini stoperler Nathan Ake ve Milan Skriniar’ın vermesiydi. Bu durum, oyunun doğal akışında hücum hattının ne kadar etkisiz kaldığının ve topun rakip sahada tutulamadığının açık bir itirafıdır. Oyun felsefesi denilen şey, savunma oyuncularının ön plana çıktığı bir sistem değil; bilakis topa sahip olmayı, üçüncü bölgede etkinliği ve takım olarak rakibi sahasında boğmayı gerektirir. Oysa dün gece, bu felsefenin zerresini dahi göremedik.
Kaleci Mert Günok’un maç boyu yaptığı 5 kritik kurtarış, belki de Fenerbahçe’nin turu geçmesindeki en büyük etkendi. Ancak bu durum sarı-lacivertliler adına bir başarıdan çok, bir uyarı ışığı olarak okunmalı. Bütçesi Fenerbahçe’nin belki tek bir oyuncusunun maliyetine denk bile gelmeyen Gornik Zabrze karşısında böyle bir sınav vermek, takımın savunmadan hücuma kadar uzanan kronik sorunlarını yeniden gün yüzüne çıkardı. Turu geçmek elbette güzel ancak bu geçiş, sağlam bir sistemin değil, bireysel çabaların ve tecrübenin ürünü oldu.
Bireysel performanslara baktığımızda ise durum daha da vahim. Kerem’in dün sahada kaldığı 70 dakikada tam 19 top kaybetmesi ve ilk maçtaki 15 kaybın üzerine ekleme yapması, oyuncunun hem fiziksel hem de mental anlamda ne kadar yıprandığını gösteriyor. En kritik an ise kuşkusuz kaleciyle karşı karşıya kaldığı o meşhur pozisyondu. Eski çabukluğundan, özgüveninden ve o keskin bitiricilik özelliğinden eser kalmayan Kerem’in o kaçan golün hemen ardından takımının golü yemesi, adeta bir trajedinin özetiydi. Maalesef söylemek zorundayım; bu formuyla Kerem’in oyunda kalmasını sağlayacak ne fiziksel ne de psikolojik bir argüman kalmış gözüküyor.
Daha düşündürücü olan ise, piyasa değeri sadece 20 milyon euro olan Gornik Zabrze takımının, Fenerbahçe’nin ileri üçlüsü olan İrfan, Talisca ve Kerem’i istemeyeceği gerçeğidir. Bu, acı bir tespit ama futbolun gerçekleri buna işaret ediyor. Hücum hattındaki bu verimsizlik ve top kayıpları, takımın oyun kurulumunu tamamen felç ediyor.
Takımın yeni transferi ve dünya yıldızı Greenwood’un dün geceki görüntüsü ise umutları daha başlangıçta törpüledi. Sahaya yansıttığı uyumsuzluk ve hazır olmayışı, onun da bu karmaşık sistem içinde henüz kaybolduğunu gösteriyor. Fenerbahçe, kaliteli oyunculara sahip ancak bu oyuncuları doğru konumlandıracak, onlara görev ve sorumluluk verecek net bir oyun felsefesinden yoksun. “Bizim oyun felsefemiz” söyleminin sahada bir karşılığı yoksa, bu ifade sadece kağıt üzerinde kalan boş bir laftan ibarettir.
Özetle; Fenerbahçe turu geçti ama bu geçiş, beraberinde getirdiği soru işaretlerini silemedi. Savunmanın kaleye kilitlendiği, kalecinin yıldızlaştığı ve forvetlerin kaybolduğu bir takım, ne kadar ileri giderse gitsin, gerçek kimliğini bulana kadar kendi gölgesinde boğulmaya mahkumdur. Artık bu 'felsefe' soyunma odasında değil, sahada inşa edilmeli. Aksi halde, Gornik gibi takımlar karşısında yaşanan bu dram, önümüzdeki daha büyük maçlarda bir kabusa dönüşebilir.