Futbolda en büyük hata, oyuncuları mevkilerine göre değil, popüleritelerine göre değerlendirmektir. Asensio ve Talisca örneğinde olduğu gibi...
İkisi de "on numara" başlığı altında toplanıp geçiştirilecek futbolcular değil. Biri topu ayağında seven, oyunu yönlendiren bir beynken, diğeri ceza sahası içinde etkili, bitirici bir forvet arkası oyuncusu. Bu ayrımı yapmazsanız, Fenerbahçe'nin Gençlerbirliği karşısında son yarım saatte topa sahip olup da net pozisyon bulamaması gibi tablolarla karşılaşırsınız.
İşte asıl mesele tam da burada başlıyor. İsmail Kartal, Gençlerbirliği maçının son bölümündeki oyunu beğenmiş olacak ki, aynı anlayışla Lyon karşısına çıktı. Oysa Lyon, Gençlerbirliği değil. Sahada iyi oyuncular var, evet, ama iyi oyuncular doğru kurgulanmadığında anlamını yitiriyor.
Şu gerçeği kabul etmek lazım: Fenerbahçe kadrosunda tek kreatif orta saha oyuncusu Asensio. Elinizde daha iyisi varsa, oturtursunuz. Ama yoksa, onu kenarda tutma lüksünüz yok. Bu basit bir denklem. Lyon karşısında Asensio'nun yokluğu, özellikle ilk yarıda, takımın üretim kanallarını tıkadı. Top ileri taşınamadı, pas opsiyonları daraldı, hücumcular topu beklerken çaresiz kaldı.
Maça iyi başlayan Fenerbahçe, ilk 15 dakikada sergilediği iştah ve baskıyla umut verdi. Vedat'ın kafası doğru yere gitse belki de her şey farklı olacaktı. Ama futbol "belki"ler üzerine kurulmaz. Ve Fenerbahçe birdenbire oyun planını değiştirdi. Topu Lyon'a verdi, geri çekildi, beklemeye başladı. Semedo'nun, Guendouzi'nin emeği havada kaldı. Önde üç oyuncuyla beklerken topu rakibe teslim etmek, stratejik olarak anlamlı değildi. Bu noktada başa dönüp "Neden Asensio yok?" sorusunu sormamak elde değil.
Neyse ki Greenwood'un kişisel becerisi beraberliği getirdi. O gol, sadece skoru düzeltmedi, Fenerbahçe'ye rövanş öncesi moral de verdi. Ancak bir oyuncunun yeteneğine sığınarak maç kurtarmak, sürdürülebilir bir strateji değil.
Gelelim Kerem'e... 73 dakika boyunca sahada kaldı, ayağına gelen her topu ezdi, hücum aksiyonlarını baltaladı ve büyük takım oyuncusuna yakışmayan bir pas isabetiyle oynadı. Maç öncesi basının karşısına geçip "baskıları iyi idare etmek gerekiyor" diyen oyuncu, sahada o baskının altında adeta ezildi. Bu, futbolun acımasız ironisi. Konuşmak kolay, sahada göstermek zor.
Fenerbahçe evindeki avantajı kullanamadı, iş rövanşa kaldı. Lyon dünyanın en güçlü takımı değil ama Fenerbahçe'nin daha önce karşılaştığı rakiplerin çok üstünde. Oturmuş bir sistemleri var ve fizik olarak iyi durumdalar. Bu tarz bir rakip karşısında oyuna sürekli hükmetmek, pozisyon zenginliği yakalamak elbette zor. Ama imkansız değil.
Rövanş için Fenerbahçe'nin yapması gereken net: Asensio'yu oynatmak, Kerem'in yerine daha dirençli bir isim tercih etmek ve oyun planını rakibe göre değil, kendi güçlü yönlerine göre şekillendirmek. Lyon deplasmanında topu rakibe bırakıp beklemekle olmaz. Orada ya kazanacaksın ya da eleneceksin. Ve bu tür maçlar, risk almayı gerektirir.
Fenerbahçe'nin kadrosu kaliteli, ama kalite tek başına yetmez. Doğru hamleler, doğru oyuncu tercihleri ve en önemlisi doğru oyun felsefesi gerekir. İsmail Kartal'ın bu maçtan çıkaracağı dersler, belki de sezonun kaderini belirleyecek.