Futbol, bazen sahadaki oyuncuların değil, kulübelerdeki tercihlerin oyunudur. Gornik derinde, Fenerbahçe rakip ceza sahası önünde top çevirirken, aslında sahada iki farklı maç izledik.

İlki, Fenerbahçe’nin rakip savunmayı hareket ettirme çabası; ikincisi ise bu çabanın neden sonuçsuz kaldığının hikâyesiydi.

Rakip çıkmadıkça, yani ‘çıkamadıkça’ yapılan pas trafiği, ne yazık ki bir kısır döngüye dönüştü. Top ayakta kaldı, hız düşüktü ve bu, Fenerbahçe’nin oyunu durdurduğu yanılgısını yarattı. Halbuki asıl sorun, topu hızlı çevirememekten kaynaklanıyordu. Savunmayı yıpratmak için pas yapmak başka, pas yapmak için pas yapmak bambaşkadır. Bugün ikincisini izledik.

Maçın kırılma anı ise 70. dakikaya doğru geldi. Teknik direktörün maç önü kanaatine rağmen formda olduğunu sosyal medyadan ilan eden Marco Asensio ile Oğuz Aydın'ın oyuna girişi, bir umut ışığı yaktı. Ama bu ışık, kısa sürede sönümlendi. Değişikliklerin doğrusu ve yanlışı, maçın kaderini belirledi. Oğuz - Kerem değişikliği, kanatta tazelik adına anlamlıydı. Ancak Bartuğ - Asensio değişikliği, tam bir taktik intihar girişimiydi.

Bartuğ, dün sahanın en iyisiydi. Gole yakınlığı, fiziği ve en önemlisi yaptığı müthiş presle takımın hem enerjisi hem de ön alandaki ilk savunma hattıydı. O çıktığında, sahada sadece bir oyuncu eksilmedi; takımın nabzı durdu. Tempo düştü, pres organizasyonu çöktü ve rakip nefes aldı. Zaten mantık da bunu söylüyor: Eğer ana stratejiniz etkili hücum presi ise, Talisca ve Asensio’yu aynı anda sahada tutamazsınız. İkisi de yetenekli ama pres savunmasında zafiyet yaratan isimler. Bir araya geldiklerinde, ön alan baskısı bir hayalden ibaret kalıyor. Bartuğ’un yerine Asensio’nun girmesi, satrançta şahı vezirle değiştirmek gibiydi; gösterişli ama kaybetmeye mahkûm.

Pozitif bir notla devam edelim: Semedo’nun sağ kanattaki bindirmeleri, maçın karanlık tablosunda bir ışık hüzmesiydi. Bu başarının iki ana nedeni var: Birincisi, İrfan Can’ın kanat forveti olarak ona alan açması; ikincisi ise Semedo’nun Portekiz Milli Takımı’ndaki kamp sürecinin ona kazandırdığı ritim. Bu ikili, Fenerbahçe’nin en tehlikeli silahı olmaya aday. Ama ne yazık ki, bu silah tek başına savaşı kazanmaya yetmedi.

Maçın hakemine de bir parantez açmak gerek. Talisca’nın frikikten attığı gol öncesindeki faul düdüğü, belki de 90 dakikanın en isabetli kararıydı. Oyunun gidişatını değiştirebilecek o tek kritik pozisyonda hakem, doğru değerlendirme yaptı. Bu, en azından maçın tartışma konularından birini rafa kaldırdı.

Sonuç olarak, Fenerbahçe dün akşam bir ders aldı: Pres futbolu oynayacaksanız, pres yapabilen oyuncularla sahaya çıkmalısınız. Yetenek tek başına yetmez; koşu, istek ve stratejik hamleler şarttır. Bartuğ gibi bir oyuncuyu, maçın en iyisiyken kenara almak, sadece o anı değil, maçın kalanını da kaybetmektir. Bu maç, Fenerbahçe'nin oyun felsefesindeki çelişkiyi net bir şekilde gözler önüne serdi. Ya pres yapacaksınız ya da yeteneklerinizle oyunu kuracaksınız. Bugün, ikisi arasında gidip gelen bir takım izledik ve ortaya ne tam bir pres ne de tam bir oyun kuran takım çıktı. Çıkmaz sokakta kaybolmamak için, rotayı bir an önce belirlemek şart.