Ömrüm gibi geçer gider….Bugün İstanbul’da hava gerçekten çok güzel. 30lu derecelerden 20li derecelere indik. Hava serin. Zemin, gezmeye uygun.
Ama gezmek deyince, dolanmak değil tabii ki. Kafa dağıtmak, enerji toplamak. Öyle avm dolaşanlardan değiliz biz. Rotamız genelde yeşillikler içinde sakin rotalar Ersoy’la. Gezmek lazım, yeni yerler görmek lazım. Vizyon kazanmak lazım.

Ehliyetimi 1998'de aldım. Son 20 senedir düzenli olarak araba kullanıyorum. Keyifli de kullanırım. Yanımda oturanlar mutlu ayrılır. Eğlenceli bir tipim. Trafikte kızınca; kendimce sinirlerimi alacak kelimeler üretirim. Mesela tehlikeli bir şekilde önüme kıran bir sürücü olduysa ona “ bıyık” diye bağırırım camı açıp. Bu onun “bıyıklı bir adam”olduğunu gösterir. Bazen de “gözlük” diye bağırırım ki bunun da ne anlama geldiğini anlamışsınızdır. Eğlenirim yani.
Farkettiyseniz kadınlara bir şey söylemiyorum. Zira kadınlar trafikte daha uyumlu. Sinir zıplatacak bir şey yapmıyorlar. Halden anlıyorlar. Kibarlar. Yer verirler, yol verirler. Stop eden arabaya anlayış gösterirler. Dörtlüler yanıyor, tamam. Park edemedin, bekleriz. Aynan kaplı, açarız. Farın kapalı, uyarırız.
Sürücü kursuna ilk yazıldığımda, dedim ben bu işi iyi öğreneceğim. Sıkı tutacağım ve dersleri iyi takip edeceğim. Hafta içi de, haftasonu da gittim ben kursa. Sürüş eğitmenim de Cevriye hoca idi. Cabbar bir kadın hoca. İşinin ehli. Özellikle kadın hoca istemiştim. Faydasını da gördüm. Sınavlarda çok başarılı oldum, iyi notlar aldım. Ehliyetime kavuştum. 20 yaşında en önemli başarılarımdan biri oldu. Kendi kendime yaptım, çalıştım ödedim. Aldım. Bu işi sevdim.
Sonraki dönemde hemen arabam olmadı. Bunun için biraz beklemem gerekti, herkes gibi. Sonra arabamız olduğunda, biraz da talim yapmamız icap etti. Pratiklerle ilerledik. Ersoy’un daha ehliyeti yoktu, arabamız vardı. Ben kullanıyordum, havam çok iyiydi. Sonra onu da ehliyet kursuna yazdırdım. Yazdırdım, evet. O da ehliyetini aldı.
Ama sonra benim araba kullanmam ona keyifli gelmiş olacak ki; bir çok defa o varken bile bana kullandırdı. O da işine gücüne baktı, keyifle yan koltukta işlerini halletti, telefon görüşmelerini, yazışmalarını yaptı. Arada beni uyardı; “yavaş git tatlım, hız yapma”.
Araba kullanmak, erkekler için bir ego işi olmadığı sürece; keyif almak mümkün. Eşlerinize; bilmiyorlarsa araba kullandırın. Ehliyeti yoksa bunun için yüreklendirin. Yorulduğunuzda, direksiyonu ona vermek; size de iyi gelecek. Hastalık var, sağlık var. Atar arabaya, hastaneye götürür. Acil bir durum olur, icabına bakar.
“Araba kullanırsa, beni saymaz” diye düşünmeyin. Saygı öyle bir şey değil. Saygı otomatik yüklenen bir şey değil, kazanılmalı.
Eşinize araba kullandırmak, sizin toplum içindeki saygınlığınıza zeval vermez, merak etmeyin. Aynı şey, kendi evinizin camlarını sildiğinizde de olmaz. Silin, silebilirsiniz.
Hayat, evlilik müşterektir. Hayatı paylaşın, arabayı da.
Tekrar görüşelim.
Didem Dede