Dünya Kupası sona erdi ve kupa İspanya'nın oldu. Bu yıl ilk defa 48 takımın mücadele ettiği şampiyonada millî takımımız maalesef ilk iki maçını kaybederek turnuvaya en erken veda eden iki ülkeden biri oldu.
Ondan sonra bizim için turnuvanın tadı kaçsa da nihayetinde dünya yıldızlarıyla dolu bir organizasyonu izlememek olmazdı. Saat farkı nedeniyle bazı maçları kaçırmış olsam da iyi oranda bir maç izlediğimi düşünüyorum.
FIFA'nın Messi'yi kutsamak için elinden geleni yaptığı Yeşilburun Adaları maçı ile Mısır maçlarını izledikten sonra bu düşüncem daha da netleşti. Bana göre özellikle Mısır maçının hakemi adeta Arjantin kazansın diye elinden geleni yaptı. Nihayetinde o Arjantin, finalde İspanya karşısında şut çekemeden boyunun ölçüsünü aldı.
Kupanın İspanya'ya gitmesi, Trump açısından ayrı bir sürpriz oldu. Malum Trump, İran savaşı sırasında Avrupa'dan yeterince destek görmediğini belirttiğinde buna en çok İspanya Başbakanı karşı çıkmış ve "Orada bizim ne işimiz var?" demişti. Trump da buna cevaben İspanya'nın NATO'dan çıkarılabileceğini söylemişti. Ne acıdır ki, Trump NATO'dan çıkarmayı düşündüğü İspanya'nın millî takımına dünya kupasını verirken acaba neler düşünmüştür? Keza FIFA Başkanı Infantino, koruyup kolladığı Messi'ye kupayı veremediği için kim bilir nasıl üzülmüştür.
Dünya Kupası'nın siyasetle bu denli iç içe geçmiş olması, sporun safiyetine gölge düşüren bir tablo. Sahada kazanılan zaferler kadar, saha dışındaki hesaplaşmalar da turnuvanın unutulmazları arasında yerini aldı. Futbol, barışın ve kardeşliğin oyunu olmaktan çıkıp bir güç gösterisine dönüştüğünde, geriye izleyici olarak bizlere sadece soru işaretleri kalıyor. Umarım önümüzdeki turnuvalarda futbol yeniden asıl ruhuna kavuşur ve siyasetin gölgesinde kalmaz.
Büyük bir turnuva sona erdi ve bu uzun maratonda kupayı kazanan İspanya'yı tebrik ediyorum. Millî takımımızın da inşallah bir sonraki kupada daha başarılı olmasını diliyorum.