Tanıdığım bir sürü duyarsız, kendine has yaşayan insanın kitaplığı saçma sapan “kişisel gelişim” kitaplarıyla dolu! Bu tür insanların bir de sürekli akıl öğretmek gibi özellikleri var. Ömrü boyu bencil yaşamış bundan sonra da aman bana kimse dokunmasın diyen pozitivizm peşinde koşmaya devam ediyor ama sadece kendine. Artık kötülük yapmamak bile iyilikten sayılıyor. Vay halimize!

Hiçbir istediğini yapamamış bir arkadaşım kavram ilk çıktığı yıllarda kendini yaşam koçu ilan etmişti. Dedim ne yapıyorsun adama? Şöyle giyin, şunları ye iç akıllı ol diyormuş. Yani adam hiç yaşamamış demek ki ömrü boyu! Anası, karısı dese yapmaz! İş adamı bunun için bir de para ödemiş ona. Ne ala memleket!

Toplumu cahillikle yaftalayan bir sürü beyaz yakalının bilimsellikten uzak saçma sapan yeni moda fikirlerin ardına kapılması asıl cahillik bence.

Whatsapp Image 2026 07 22 At 10.07.42 (1)

Duygusal zekâ dedikleri odun olmamaktan sebep

Bu tarz birtakım insanlar sadece kendi incinmelerini dert eder. Mümkün olsa doktora hiç gitmemeyi hatta ölümsüzlüğü dilerler. Aşırı sağlıklı beslenirler, salatadan başka bir şey yemezler, bolca geviş getirirler. Kendilerince dünyaya çok faydaları vardır ama her nasılsa sadece sığ sohbetlerle yaşarlar. Vizörleri balık gibi görmek değil at gözlüğünden ibaret olduğu için tek bir hedefe koşarlar. O da tabi sadece kendi iyilikleri için. Genelde aşk acısı dedikleri durumdan mustariplerdir. Savaşlar, ölümler, göç travmaları, ayrımcılık onların asla radarında olmaz.

Whatsapp Image 2026 07 22 At 10.07.43 (1)

Bakmayı, görmeyi, anlamayı önemsemezler başkalarını. Sende bunu gördüklerinde de adına duygusal zekâ diye bir şey uydururlar. Kimseye faydası olmayan onlar bir şekilde seni kılıfa sokarlar. Hayır canım benim duygusal zekâm yok; asıl sen odun ve bencilsin!

Whatsapp Image 2026 07 22 At 10.07.43

Önyargının yüreğe dönen tekmesi

Şimdi size bu kadar ahkam kestikten sonra kendi yaşadığım ve asla ön yargım olamaz dediğim ama olduğuna dank ettiğim bir anımı anlatsam dinler misiniz?

Önyargının nasıl herkes için var olabileceğini anlatmak istiyorum aslında biz de içinde…

Marketten elim kolu dolu çıktığımda köpeğin kıçını dürtükleyen çocuğu fark ettim. Üzerine “oğlum yapmasana” diye yürüdüğümde gördüm ki aslında küçük bir kediyi köpeğin boğmasından kurtarıyordu.

Mahallenin köpeği Şirin imiş fail. “Abla kaç kedi boğdu bu Şirin” dedi. Bu sefer birlikte beklemeye başladık Şirin’in başında kediyi kurtaralım diye.

Şirin de inatla kediye geri dönüyor hoşt, puşt kâr etmiyor. HAYDİ uygulamasından ihbarda bulundum, tam o sırada belediyenin veteriner işlerini aradım, velhasıl kimseye ulaşamadım. Suratı kir pas içindeki oğlan aradın mı abla baskısı yapıyor; “arıyorum oğlum!”

Bu arada arkadaş olduk. Önce çenemdeki pearcing’i sordu acımadı mı diye, sonra elimdeki eldivenleri nerden aldın dedi? (Pandemiydi ve hepimiz eldivenliydik!)

Dedim marketten, sen de git al! Markete girmesiyle kovulması bir oldu. (Çünkü o özgür ruhlu bir sokak çocuğuydu.) Ben de alabilirdim onun için ama Şirin ve yavru kediyi beklemek zorundaydım biri diğerini yemesin diye.

Göz göze muhabbetimiz “abla bir liran var mı” ile bölündü. Ne yapacağını sordum; “cips almak için para biriktiriyorum” dedi. Gir al dedim marketten istediğin kadar. Birkaç paket aldı; yanıma geldi.

“Ben artık gitmek zorundayım” dedim. “Abla hadi birlikte yiyelim” diyerek yırttı paketi telaşla. Yok dedim oğlum sağ ol sen ye!

Sonradan fark ettim asıl niyetini; biz nasıl dostlarla karşılıklı bir içki masasını paylaşıyorsak iki cipsi de birlikte paylaşalımdı derdi. Benim derdim de hepsini o yesin! Ettiğim salakça lafı şimdi hatırlamak bile istemiyorum, “oğlum o sana zararlı değil mi?”

Dedim ki ben artık gitmeliyim.

Abla arayacaksın değil mi Şirin için, söz dedi.

Whatsapp Image 2026 07 22 At 10.07.42

Bense kimseye ulaşamayacağımı bildiğim halde, sadece poşetlerin ağırlığından bileğim acıdığı için kaypaklıkla “söz” dedim.

Vicdanlı ve ön yargısız günlerimiz olsun dileğiyle…