Ülkemiz, tarımsal üretimin birçok dalında olduğu gibi yumurta üretiminde de önemli bir potansiyele ve güçlü bir altyapıya sahip. Sofralarımızın temel gıda maddelerinden olan yumurtada arz güvenliği açısından şu an için bir krizden söz etmek mümkün değil.

Ancak bir sektörün ayakta kalması, sadece bugünü kurtarmakla değil, yarını inşa edebilmekle mümkün. İşte tam da bu noktada, sektörün son dönemde sıkça dile getirdiği maliyet-fiyat-pazar dengesi sorunu, üzerinde ciddiyetle durmamız gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor.

Sektör temsilcilerinin de vurguladığı gibi, yumurta üretiminde maliyetlerin büyük kısmını yem hammaddeleri oluşturuyor. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve girdi enflasyonu, üreticinin maliyetlerini sürekli olarak yukarı çekiyor. Üretici, artan maliyetler karşısında ürününe hak ettiği fiyatı bulamadığında ise zincirin halkaları tek tek kopmaya başlıyor. Peki bu dengenin sağlanmasında en kritik rolü hangi unsur oynuyor? Cevap: İhracat.

Unutulmamalıdır ki, güçlü üretim altyapımızın devamlılığı için ihracat, bir "tercih" olmaktan çıkmış, piyasa dengesini sağlayan "temel bir unsur" haline gelmiştir. İç piyasanın tüketim alışkanlıkları ve nüfus büyüklüğü, bu güçlü üretim kapasitesini her zaman absorbe edecek esnekliğe sahip olmayabiliyor. İhracat kanallarının daraldığı, dış pazarın küçüldüğü dönemlerde, iç piyasaya yönelen arz fazlası, fiyatların hızla aşağı çekilmesine neden oluyor. İlk bakışta tüketici için avantaj gibi görünen bu durum, aslında bir "yanılsama"dır.

Kısa vadede soframıza daha uygun fiyatlı yumurta olarak yansıyan bu tablo, orta ve uzun vadede üreticiyi maliyetlerini dahi karşılayamaz hale getiriyor. Bu ise sektörde üretimden çekilmeleri, küçülmeyi ve nihayetinde arz güvenliğimizin zayıflamasını beraberinde getiriyor. Bir başka deyişle, bugün cebimizde kalan birkaç kuruş, yarın soframızda yumurta bulamama riskini taşıyor.

Bu kısır döngüden çıkışın yolu, üretim, ihracat ve iç piyasa dengesini gözeten daha bütüncül, daha stratejik bir yaklaşımı benimsemekten geçiyor. Peki bu nasıl mümkün olabilir?

Öncelikle, ihracatın önündeki engellerin kaldırılması ve ihracatçılarımızın rekabet gücünün artırılması için somut adımlar atılmalı. Yeni pazarlara açılmanın teşvik edilmesi, mevcut pazarlardaki varlığımızın korunması, sektörün nabzını tutan bir can simidi işlevi görecektir. İhracatın önünü açmak, iç piyasada oluşabilecek arz fazlasının yönetilebilmesi ve fiyat istikrarının sağlanması anlamına gelir.

İkinci olarak, maliyetleri aşağı çekecek kalıcı çözümler üretilmelidir. Yem hammaddesi tedarikinde dışa bağımlılığı azaltacak tarım politikaları, üreticiye doğrudan girdi desteği sağlanması gibi mekanizmalar, sektörün ayakta kalmasına doğrudan katkı sunacaktır.

Son olarak, sektörün tüm paydaşlarını (üretici, ihracatçı, perakendeci, kamu) bir araya getiren bir istişare ve planlama kültürü geliştirilmelidir. Anlık kararlarla değil, orta ve uzun vadeli projeksiyonlarla hareket eden, veriye dayalı bir yönetim anlayışı, bu hassas dengenin sürdürülebilir şekilde korunmasını sağlayacaktır.

Unutmayalım ki, güçlü bir tarım ve hayvancılık sektörü, güçlü bir ekonominin temelidir. Yumurta sektörünün sorunlarını görmezden gelmek, sadece bir sektörün değil, gelecekteki gıda arz güvenliğimizin de ipini çekmek anlamına gelir. Üretimin sürdürülebilirliği, hepimizin ortak sorumluluğudur.