UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek final rövanşında İspanyol derbisi Atletico Madrid ile Barcelona, Madrid’in Riyadh Air Metropolitano Stadyumu’nda karşı karşıya geldi.

Futbolun doğasında vardır; bir maç asla diğerinin aynısı olmaz. Hele ki Şampiyonlar Ligi’nin çeyrek final rövanşında skor 2-0’ken sahaya çıkıyorsanız, işin reçetesi bellidir: erken gol, inanç ve biraz da kaderin size gülmesi. Barcelona, Metropolitano’da tam olarak bunu yapmaya başladı. Lamine Yamal daha 4. dakikada fileleri havalandırdığında, Simeone’nin öğrencilerinin yüzündeki ifadeyi hayal etmek zor değil.

Yamal’ın istatistiği ise sadece golün ötesinde: 18 yaş 275 günle, Devler Ligi’nde bir sezonda 10 gol katkısına ulaşan en genç oyuncu. Rakamlar çarpıcı ama asıl çarpıcı olan, bu çocuğun böyle bir gecede bile soğukkanlılığını koruyabilmesi. Barcelona’nın geleceği için umut verici bir tablo çiziyor Yamal. Ne var ki, futbolda bireysel parıltılar bazen takım hikâyesini değiştirmeye yetmiyor.

Ferran Torres’in 24’teki şık vuruşu dengeyi getirdiğinde, Katalanlar için her şey yeniden başlıyordu. 2-0’lık ilk maçın yükü hafiflemiş, tur umudu yeniden filizlenmişti. Ancak futbolun acımasız gerçeği 31. dakikada Lookman’la geldi. İlk yarının 2-1 bitmesi, Barcelona için yeterli değildi; çünkü bu skorla tur Atletico’nundu.

İkinci yarıya yine hızlı başlayan Barcelona’da Ferran Torres’in 55’teki golü VAR’a takıldı. İşte tam bu an, maçın kırılma noktasıydı. Hakemlerin kararları tartışılır elbette, ama Barcelona’nın asıl kaybı sahada yaşadığı düşüş değil, oyunu koparamamanın getirdiği panikti. 80’de Eric Garcia’nın direkt kırmızı görmesi ise işin tuzu biberi oldu.

Sonuç 2-1, toplamda 3-2 'ydi ve Atletico Madrid’in turu geçen taraftı. Barcelona’ya dair notlarım şu: Yamal gibi bir cevher var, Ferran Torres gibi skora dokunan isimler var, ama takım olarak büyük gecelerdeki olgunluk eksikliği hâlâ giderilebilmiş değil. Atletico ise bildiğimiz Atletico: belki sahadaki en parlak futbolu oynamıyor, ama rakibini kendi silahıyla vurmasını biliyor.

Bu gece Metropolitano’da kaybeden Barcelona değildi aslında. Kaybeden, turu 4. dakikada cebine koyduğunu düşünenlerin yanılgısıydı. Çünkü Şampiyonlar Ligi’nde hiçbir şey bitene kadar bitmez; ama bittiğinde de geriye sadece “keşkeler” kalır.