Kadıköy’de sahaya çıkan milliler, artık sadece bir takım değil, bir kulüp olgunluğunda ilerleyen bir yapıya dönüştü.

Dün gece bunun en net örneğini izledik. Birinci gole benzeyen işleyişte, asistini İrfan Can Kahveci’nin yaptığı golü Barış Alper Yılmaz kaydetti. Sadece gol değil, o golün doğuşu bile oyun disiplinimizi özetliyordu.

Evet, rakibimiz zayıftı. Bunu görmezden gelmek olmaz. Ancak Dünya Kupası gibi büyük bir hedefe yürürken önemli olan, zayıf rakam karşısında neyi doğru yaptığındır. Dün üç departmanda mükemmeldik: İyi pres yaptık, birçok pozisyonu rakibe dar alanda top kaptırarak bulduk. Karşı preste diri ve hazırdık, rakibin kendi yarı alanından çıkmasına izin vermedik. Kanat hücumlarında ise topu gereksiz yere havaya kaldırmadık, modern futbolun olmazsa olmazı cutback paslarla (geriye yerden kesmelerle) rakip ceza sahasını sürekli tehdit ettik.

Fotoğaf hayli olumlu görünüyor. Ancak unutmamak gerekir ki, turnuvadaki resmi rakiplerimiz de en az bizim milliler kadar işleri ciddiyetle ele alıyor. Daha alınacak çok yol var.

Peki beni asıl umutlandıran ne? Montella’nın yarattığı aile ortamı. Bir İtalyan olmasına rağmen adeta bir Türk gibi davranan, takımı kenetleyen teknik adamın varlığı. Bunun en somut kanıtını Kaptan Hakan Çalhanoğlu’nun sözlerinde görüyoruz: Roma ile görüşmeler yapan Montella’nın önüne geçip “Bizi bırakma, seni seviyoruz, seninle büyük başarılara imza atacağız” demiş kaptan. İşte bu, soyunma odasında faturadan fazlası olduğunu gösteriyor.

Vincenzo Montella idaresindeki milliler adımlarını emin ve güvenli atıyor. Ve şurası çok açık: Dünya Kupası’nda başarılı olacak oyuncular, sadece Türk futbol tarihine geçmekle kalmayacak, aynı zamanda transfer piyasasının vitrinine de çıkacaktır. Bu fotoğraf, gerçek bir başarının habercisi olabilir. Yeter ki bu aile atmosferini koruyalım ve geriye kalan yolda emin adımlarla yürümeye devam edelim.