Tarihler 10 Temmuz’u gösterdiğinde usta şair Ahmet Telli’yi kaybettik.

Onun yaşamını yitirmesiyle Türkiye, sadece önemli bir şairini değil, yakın tarihine tanıklık eden güçlü bir hafızasını da kaybetti. Ardında onlarca şiir kitabı, binlerce okur ve kuşaklar boyunca aktarılacak bir edebiyat mirası bıraktı.

Ben, onun ardından bu yazıyı hazırlarken şiirlerini tekrar okudum, röportajlarını izledim ve ulaşabildiğim diğer kaynaklardan edindiğim bilgilerle, Ahmet Telli’yi daha yakından tanımaya çalıştım. Elbette onu bu satırlara sığdıramam, çünkü bazı insanlar sadece şiir yazmaz, Ahmet Telli gibi, yaşadıkları çağın hafızasına dönüşür. Araştırmalarım sonucunda görüyorum ki, onun dizeleri, Türkiye'nin yakın tarihinin acılarını, direncini ve umudunu taşıyan bir belleğe dönüşmüş durumda. Onun şiirinde hep kırılmış ama teslim olmamış insanların sesi var. Şimdi o ses sustu. Ama ardında bıraktığı şiirler, yaşamaya devam edecek.

1946 yılında Çankırı'nın Eskipazar ilçesinde dünyaya gelen Ahmet Telli, sadece edebiyatın değil, aynı zamanda toplumsal mücadelenin de önemli isimlerinden biri. Öğretmen olarak başladığı meslek hayatı, 12 Eylül askeri darbesinin ardından kurulan sıkıyönetim tarafından 1981 yılında sonlandırıldı. Böylelikle Telli, o dönem sadece öğretmenlik görevinden edilmedi. Aynı zamanda düşünceleri, yazdıkları ve yaşam biçimi nedeniyle dönemin pek çok aydını gibi ağır bir baskının da içine itildi.

Ancak Ahmet Telli için yazmanın hiçbir zaman sadece edebi bir uğraş olmadığını görebiliyorum. Kendi sözleriyle, "dünyayı değiştirmeye yönelik bir tavırla" Türkiye Gençlik Hareketi içinde yer almış, şiirini de bu toplumsal sorumluluğun bir uzantısı olarak kurmuş biri. Onun dizelerinde aşk ve isyan, yalnızlık ve dayanışma, bireyin kırgınlığı ve toplumun ortak vicdanı aynı potada buluşuyor.

1970'lerden itibaren yayımladığı şiir kitapları, özellikle darbe kuşağının başucu eserleri arasında yer alması tabii ki kaçınılmaz. Çünkü o, "Su Çürüdü", "Yangın Yılları", "Belki Yine Gelirim" ve daha birçok kitabında olduğu gibi sadece bireysel acıları değil, ülkenin ortak yaralarını da dile getiriyor. Şiirinde, sloganın kolaycılığına düşmeden toplumsal belleği diri tutmayı başarıyor. Bu yüzden Ahmet Telli için, sadece şiir okurlarının değil, hak, özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren geniş kesimlerin de sesi demek yanlış olmaz.

Son yıllarda sağlık sorunlarıyla mücadele eden Telli için edebiyat dünyası da sessiz kalmadı. Usta şairin tedavi sürecinde, İBB Kültür'ün Kadıköy Müze Gazhane'de 10 Mayıs tarihinde düzenlediği, "Ahmet Telli'ye Selam" başlıklı anlamlı bir buluşma gerçekleştirildi. Türkiye'nin önemli şairleri, yazarları, sanatçıları ve dostları aynı sahnede bir araya gelerek hem onun şiirlerini okudu hem de yaşamına tanıklık eden anılarını paylaştı. Ben, yaşayan bir şair için böyle bir etkinlik düzenlendiğini daha önce duymadım. Bana göre bu etkinlik, sadece yaşayan bir şaire duyulan saygının değil, onun üzerinden, bir kuşağın vicdanına duyulan vefanın da simgesi sayılır.

Ve evet, "bu ülkeden Ahmet Telli geçti."

Bazı şiirler sadece okunmaz, aynı zamanda bir ülkenin vicdanına dönüşür. Ahmet Telli de o vicdanın en güçlü seslerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyacak.

‘Şairler ölmez’ diye bir söz vardır, bilirsiniz. Ahmet Telli de bundan sonra dizelerinde yaşamaya devam edecek.