Uzun süre gazetecilikle geçinince, bir de üstüne yaratıcı yazarlık çalışınca her şeyi gözlemleme ve not alma laneti üzerine çöküyor insanın. Şişlide yaşayınca da malzeme bollaşıyor doğalında. İki adımda bir manyaklarda inecek ver demek gelir şoföre içinden insanın.

İşin en hayatla eğitim kısmı açık havada çalışanlardan gelir. Yaz kış demeden hava şartlarına karşı mücadeleyle ekmek parası için çabalarlar. Çöpçüler, bağ bahçe müdürlüğü çalışanları, dilenciler, (ki bence para kazanılan her şey meslektir) elektrik-su-doğalgaz vs. işçileri açık hava emekçilerini oluşturur.

Aralarında gözetlemeye ve sohbete en uygun olanlar ise çöpçülerdir.

Alçaktan uçan adamlar

Arabalardan sarkan çöpçülerin uzaktan hedefi saniyelerde görebilme yeteneğine hayranım. Küçükken apartmandaki merdiven korkuluklarından döne-uçarak alt kata konma zevkini getirir hep aklıma. Bir nevi onlar da alçaktan uçan adamlar. Çöpçülerin bireysel ya da arabayla çalışması arasında makam farkı var mıdır acaba?

Islak çöpçü

Çalıştığım yıllarda herkes işe ya da okula giderken pencere pervasına memelerini koyarak sarkan, gelen geçeni dikizleyen teyzelere özenirdim. Bir nevi emeklilik düşüydü benim için.

Pervazsız emekliliğe geçtiğimde ise bu işi kafayı balkondan sarkıtmak suretiyle yapmaya başlamıştım. Sabahın köründe işe, okula gidenler bitince çöpçüler çıkar ortaya.

Günün birinde dünyanın en ıslak çöpçüsüne rastladım. Sağanak yağmur altındaki çöpçü, kamyondan şemsiyelileri gözetliyordu. Şemsiyelilerin saçları evlerinin çatıları başlarında gibi kupkuruydu.

Islanmak herkese romantik değil. Alın terine karışır bazen yağmur taneleri. Çöpçünün gözü boynu arkaya dönene kadar birine takıldı. Hem şemsiyeli hem kadın hem de güzeldi.

Çöpçünün kendini kadından yüksek görmesinin tek imkânı, çöp arabasının üstünde olmasıydı…

Kahvehane çöpçüsü

Bireysel çöpçüler vardır bir de. İş saatini kendileri ayarlar. Tanıdığım bir beyaz yakalı sırf rahat ve paralı diye düşünüp fabrikadan sokak temizliği işçiliğine geçiş yapmıştı.

Bizim mahallenin bireysel çöpçüsü mis gibi kokan ayazda sabah düşleri kurardı hep. Erken saat süpürmeleri en iyi hayal kurduğu anlardı belki de. Tam karşımızda yaşlı amcalarla sürekli dikiz yöntemi ile neredeyse akraba olduğumuz bir kahvehane var. O da Şişlide!

Yan sokaktaki kahve müşterilerini çardakta ağırlarken bizimki cesareti kendinden büyük adamları, Kadıköy’deki barlara öykünen tarzıyla sokaklara yayar. Bir sürü kart teke sokaklarda meler durur sabaha kadar. Boş konuşmaları evlerimizin içine kadar siner kara bela gibi!

Mahallemizin çöpçüsü ise sabah 9 gibi kahve dolmaya başlayacak diye sevinir. Gelenlere emeklilik düşlerinden bahsedebilecek; adamlar ise yeni süpürdüğü sokağı izmaritle dolduracaktır. Daha çok süpürsün, süpürsün, bir sonraki çöpçüye hayallerini devredebilsin diye!

Bayramsız seyransız adamlar

Ali’nin kahvesi yaşlı amcaların buluşma noktasıdır yaz kış. Bayram seyran demezler, sabah namazına gitmezler, her bayram kapalı kapılarının önünde Ali’yi bekleyip dururlar. Aile bayramlaşmalarını sevmezler. O kahve nedense mabettir hepsi için. Karılarından sıkılır, birbirlerinden asla sıkılmazlar.

Bayramlarda bile kurtulamadığımız “karşı apartmanı sakinleri” olarak her bayram duamızı Ali’nin kahvesi kentsel dönüşüme girsin ya da kart tekelerden biri eksilsin diye dua etmekle geçiririz.

O sen olsan bari

İnanmıyormuşum ama kalbim çok temizmiş der inançlı arkadaşlarım. Onların gül suyu hürmetine mi nedir bir ara bizim mahalle camiinde üst üste selalar okunmaya başladı; ben de her selada kahvehaneden biri eksilmiştir belki diye ümitlenmeye.

Her selada onları aklıma getirip hala şöyle derim; “o sen olan bari!”