Hayat pahalılığının her alanda kendini hissettirdiği bir dönemdeyiz. Fiyat etiketlerinde sürekli değişen rakamlar, cebimizi olduğu kadar moralimizi de zorluyor.
Asgari ücret ve emekli maaşlarına yapılan, enflasyon karşısında yetersiz kalan zamlar, derdimize dert katıyor. Gelir ile gider arasındaki makas, korkutucu bir hızla açılıyor. Bu zorlu tabloda, özellikle kira ödeyen milyonlar için bir de "site aidatı" gerçeği var. Öyle ki, aidat rakamları artık bir kira bedelini aratmayacak boyutlara ulaştı. Yöneticiler tarafından tek taraflı olarak belirlenen bu tutarlar, pek çok kiracı ve ev sahibi için kabusa dönüşmüş durumda.
Ancak, meclise sunulan yeni bir düzenleme bu karanlık tabloya küçük de olsa bir ışık tutuyor. Getirilmek istenen değişiklik, özünde demokratik bir katılımı öngörüyor: Yöneticinin toplayacağı aidat miktarının, kat malikleri kurulu tarafından onaylanması şartı getiriliyor. Aidat artırma yetkisi artık doğrudan yöneticide değil, binada yaşayanların temsil ettiği kurulda olacak. Ayrıca, sitenin işletme projesinin de genel kurulda onaylanması zorunluluğu öngörülüyor.
Bu düzenleme, önemli bir zihniyet değişiminin habercisi. Çünkü "aidat" kavramı, uzun süredir katılımcılıktan uzak, keyfi bir uygulama alanı haline gelmişti. Oysa bir sitenin ortak alanları ve hizmetleri, orada yaşayanların ortak sorumluluğudur. Bu sorumluluğun mali boyutunun belirlenmesinde de söz sahibi olmak, vatandaşlık hakkının bir parçasıdır. Yeni düzenleme, "aidat"ı sadece ödenmesi gereken bir borç olmaktan çıkarıp, üzerinde konuşulabilen, denetlenebilen ve kolektif akılla şekillendirilebilen bir ortaklık payına dönüştürme potansiyeli taşıyor.
Ancak iş, yasada yapılacak değişiklikle bitmiyor. Asıl mesele, bu hakkın sahada nasıl işleyeceği. Kat malikleri kurullarının ne kadar aktif ve bilinçli olacağı, toplantı yeter sayılarına ulaşılıp ulaşılamayacağı, tartışmaların nasıl yönetileceği gibi pratik sorunlar, bu demokratik adımın başarısını belirleyecek. Yöneticilerin "kayyum" zihniyetinden vazgeçip, "hizmet sağlayıcı" anlayışına geçmesi de bir o kadar önemli.
Özetle, hayat pahalılığının her şeyimize zam getirdiği bu dönemde, en azından kendi yaşadığımız yuvada söz sahibi olabilmek, küçük ama değerli bir rahatlama sağlayabilir. Meclisten geçecek bu düzenleme, sadece aidatları değil, aynı zamanda komşuluk ilişkilerini, ortak yaşam kültürünü ve tüketici olarak haklarımızı da düzenlemeye aday. Umudumuz, bu değişikliğin kağıt üzerinde kalmayıp, vatandaşın cebini ve ruhunu ferahlatan gerçek bir demokratik adıma dönüşmesidir. Çünkü zor zamanlarda, en çok da söz hakkımızın olmasına ihtiyacımız var.