Ekranların parlak ışığı altında kaybolup gidiyoruz bazen. Her şeyin "bir tık" ötemizde olduğu bu çağda, hayatımız kolaylaştı derken, aslında görünmez tuzaklarla çevriliyoruz. Ve bu tuzakların en sinsi, en yıkıcı olanlarından biri sanal kumar.

Evet, bugün sizlerle konuşmak istediğim şey, hepimizin telefonunda, bilgisayarında gizlenen bu dijital canavar. Bir davranış bozukluğu olarak tanımlanmasına rağmen, Dünya Sağlık Örgütü'nün uyarıları sanki havada kayboluyor. Çünkü karşımızda 300 milyar dolarlık bir endüstri var. Ve bu endüstri, her yıl milyonlarca insanı, özellikle de gençleri, dijital ağlarına çekiyor.

Türkiye'deki tablo ise içler acısı. 120 milyar dolarlık bir yasa dışı pazar. Rakamlar o kadar büyük ki, aklım almıyor. Geçen yıl 42 bin site kapatılmış. 42 bin! Peki ya açılanlar? Kapattıkça yenisi çıkıyor. Çünkü bu sistem, tıpkı mitolojideki Hydra gibi; bir başını kesiyorsunuz, yerine iki yenisi çıkıyor.

Fiziksel kumarhanelerin önünden geçerken içimiz cız ederdi. O kapıların ardında hayatların karardığını bilirdik. Şimdi o kumarhaneler ceplerimizde. Bir aile akşam yemeğinde, otobüs yolculuğunda, hatta ders arasında. Ekranın ardındaki o görünmez dünya, bir çocuğun tüm geleceğini sömürebiliyor.

Ve en acı tarafı, bunun "oyun" gibi sunulması. "Eğlenceli bahis", "şans oyunu", "küçük riskler" diye pazarlanan bu sistem, önce cebimizdeki küçük parayla başlıyor. Sonra borçlar, kayıplar, yalanlar... En sonunda da paramız, ailemiz, geleceğimiz elimizden kayıp gidiyor.

Bu yalnızca bireysel bir sorun değil. Toplumsal bir kanser bu. Aileleri parçalayan, gençlerin potansiyelini çalan, insanları umutsuzluğa sürükleyen bir tehlike. Ve en kötüsü, önlenebilir olması.

Ne yapmalı o zaman? Önce farkındalık. Bu yazıyı okuyan herkes, lütfen çevrenize bakın. Çocuğunuz, kardeşiniz, öğrenciniz ekran karşısında saatler geçiriyorsa, sadece oyun oynadığını düşünmeyin. Dijital dünyanın derin sularında neler olduğunu anlamaya çalışın.

Yetkililere sesleniyorum: Site kapatmak yetmiyor. Bu dijital akıntıya karşı, köklü, kalıcı, eğitim temelli önlemler şart. Gençleri spora, sanata, gerçek hayatın içindeki başarılara yönlendirecek sistemler kurmalıyız.

Kendimize soralım: Bu dijital çağda, gerçekten özgür müyüz yoksa görünmez zincirlerle mi bağlıyız? Ekranlar bize hizmet etmeli, biz onlara değil.

Unutmayalım, kaybettiğimizde geri alamayacağımız tek şey, aslında hayatımızın kendisi. Ve o hayat, ekranlardaki sanal bahislere değil, bu gerçek dünyadaki emeğimize, sevgimize, umutlarımıza bağlı.