İstanbul’un taşları konuşur derler. Kimi zaman bir fetih anlatır, kimi zaman bir yangını, kimi zaman da görünmez bir nöbeti… İşte o taşlardan biri de bugün Fatih’te, Cerrahpaşa ile Haseki arasında mütevazı ama vakur bir şekilde yükselen Kıztaşı, yani Marcianus Anıtıdır. Evliya Çelebi’ye kulak verirsek, bu sütun yalnızca bir anıt değil, aynı zamanda İstanbul’un üçüncü tılsımıdır.
Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde İstanbul’u anlatırken sadece sokakları, camileri, sarayları değil; şehrin metafizik haritasını da çizer. Ona göre Konstantiniyye, yalnız surlarla değil, tılsımlarla korunmuştur. Kıztaşı da bu tılsımlar zincirinin önemli halkalarından biridir. Evliya, bu sütunun Bizans İmparatoru Marcianus tarafından diktirildiğini söylerken, asıl dikkat çekici olanı ekler:
“Bu sütun tılsım-ı azîmdir; belde-i İstanbul’u belâlardan muhafaza eder.”
Bugün üzerinden bin beş yüz yıla yakın zaman geçmiş bu sütun, hâlâ ayakta. Üzerindeki kartal kabartması artık silik, mermerindeki yaralar derin… Ama Evliya’nın gözünde bu taş, görünmeyen bir muhafızdır. Rivayete göre Kıztaşı dikildiği günden sonra şehirde veba salgınları azalmış, yer altından gelen uğursuzluklar bu noktada durdurulmuştur. Evliya Çelebi, halk arasında bu yüzden sütuna “Kıztaşı” denildiğini, masumiyet ve korunma sembolü olarak görüldüğünü aktarır.
İlginçtir, Evliya Çelebi İstanbul’un tılsımlarını sayarken Ayasofya’nın altındaki tılsımlardan, Yılanlı Sütun’dan, Çemberlitaş’tan söz eder; fakat Kıztaşı’nı ayrı bir yere koyar. Çünkü bu tılsım sessizdir, gösterişsizdir, kalabalıklardan uzaktadır. Bugün de öyledir. Yanından geçen binlerce insan, belki bir otobüse yetişme telaşında, belki gündelik hayatın yüküyle, başlarını kaldırıp bakmaz bile.
Ama İstanbul biraz da böyledir. En güçlü hikâyelerini en sakin köşelerde saklar.
Evliya Çelebi’nin diliyle söylersek, Kıztaşı “nice fitneleri def etmiş, nice belâları men etmiştir.” Belki artık tılsımların varlığına inanmak zor geliyor modern akla. Fakat şu kesin: Bu şehir, hafızasını taşlar üzerinden korur. Kıztaşı da bu hafızanın en sessiz ama en dirençli tanıklarından biridir.
Belki de mesele, tılsımın gerçekten işe yarayıp yaramadığı değil; İstanbul’un hâlâ ayakta oluşunu anlamlandırma çabamızdır. Evliya Çelebi bunu bir sütuna yüklemişti. Biz ise çoğu zaman fark etmeden yanından geçip gidiyoruz.
Bir gün yolunuz Fatih’e düşerse, Kıztaşı’nın önünde bir an durun. Elinizi soğuk mermerine koyun. Evliya’nın dediği gibi, belki hâlâ nöbettedir.