Bazı haberler vardır, insanı susturur. Dün Burçin Baykal’ın, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden atlayarak hayatına son verdiğini öğrendiğimde tam olarak bunu hissettim. Üzüldüm.

Gerçekten, içten bir üzüntü duydum.

Genç bir insanın, hele ki aynı ailede bir yıl arayla ikinci kez yaşanan bir intiharın ardından, bu dünyadan böyle ayrılması insanın yüreğini parçalıyor.

Ardında sorular, acılar ve yarım kalmış hayatlar bırakarak bu dünyadan ayrıldı Burçin Baykal.

Allah rahmet eylesin.

Bu sadece bir intihar haberi değil.

Bu, hayatın ne kadar acımasızca yön değiştirebildiğinin de bir göstergesi.

Bir dönem Avcılar’da adı çok geçen, ulaşılması zor, güçlü bir figürdü Burçin Baykal.

Handan Toprak döneminde belediye başkan yardımcılığı yaptı.

Kalabalıkların içinde, makam odalarında, telefonların susmadığı günlerin merkezindeydi.

Kimi zaman “fazla güçlü”, kimi zaman “ego timsali” diye anıldı.

Ama insanın iç dünyasında neler yaşadığını, kaç kişinin gerçekten bildiğini kim söyleyebilir?

Sonrasında tutukluluk süreci…

Kısa ama yıpratıcı.

Ardından serbest kalma…

Ve yakınlarının anlattığı o cümle:

“Psikolojisi iyi değildi.”

İnsanı asıl yoran da bu zaten.

İnsanın içinde kopan fırtınaları çoğu zaman kimse görmez.

Kalabalıkların ortasında yalnız kalınır.

Güçlü görünenlerin en kırılgan olduğu gerçeği, genellikle çok geç fark edilir.

Bir de bu hikâyenin daha ağır bir yanı var.

Aynı aileden iki kardeş…

Aynı kader…

Aynı sessiz çığlık…

İşte burada insan ister istemez duruyor.

Ve şu soruyu soruyor:

Bu dünya ne kadar gerçek?

Dün zirvede olanın bugün yerle bir olmayacağının garantisi var mı?

Bugün her şey yolunda diye yarının da öyle olacağına dair bir söz verilmiş mi kimseye?

Hayır.

Makamlar geçici.

Güç geçici.

Şöhret geçici.

Alkışlar geçici.

Kalıcı olan tek şey, insanın iç dünyası…

Ve orada biriken yükler.

Belki de bu acı kayıp bize bir kez daha şunu hatırlattı:

Dünya sandığımız kadar sağlam bir yer değil.

Tutunduğumuz dallar, bir gün elimizde kalabiliyor.

O yüzden ne çok büyümeli insan gözünde…

Ne de kendini kaybedecek kadar dünyaya kapılmalı.

Burçin Baykal’ın ardından konuşurken ne yargılamaya ne de hüküm vermeye hakkımız var.

Sadece üzülmek var.

Ve ders almak.

Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu,

İnsanın ne kadar yalnız kalabildiğini,

Ve hiçbir şeyin sanıldığı kadar “kalıcı” olmadığını hatırlamak var.

Allah rahmet eylesin.

Geride kalanlara sabır versin.

Ve bize de…

Biraz daha merhamet,

Biraz daha farkındalık,

Biraz daha “insan” kalabilme gücü.

Mesleğin Onuru ve Dayanışma

Aynı günün akşamında bambaşka bir duygunun içindeydim.

Bir ödül töreninde…

Mesleğimizin belki de en zor dönemlerinden geçtiği bir zamanda, Altın Başarı Ödülleri kapsamında “Yılın En İyi Kadın Köşe Yazarı” ödülüne layık görüldüm.

Bu ödül, sadece bana verilen bir plaket değil; kelimenin, kalemin ve direncin ödülüydü.

TGRT, ATV, Lider Haber, Habertürk, Kanal 7 gibi birçok ulusal kanaldan gazeteciler, sunucular, programcılar…

Farklı dallarda, aynı salonda bir araya geldik.

Rekabetten çok dayanışmayı, yorgunluktan çok umudu konuştuk.

Gazetecilik zor bir meslek.

Yalnız yürünüyor çoğu zaman.

Eleştiriliyorsun, hedef alınıyorsun, yanlış anlaşılıyorsun.

Ama böylesi gecelerde şunu hissediyorsun:

Yalnız değilsin.

Bu vesileyle başta Şok Gazetesi’nin sahibi Taner Altun olmak üzere;

Gazetenin mutfağında emek veren tüm meslektaşlarıma, editörlere, internet sitesi ekibine, sahada çalışan muhabir arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bu ödül aynı zamanda Hayat Kırmızı Türk Dergisi tarafından verildi.

Derginin sahibi Cengizhan Kaya’ya ve emeği geçen tüm ekibe de ayrıca teşekkür borçluyum.

Whatsapp Image 2026 01 21 At 14.01.56 (1)

Dün bir insanın hayatla vedasını yazarken,

Bugün mesleğin hâlâ yaşadığını yazıyorum.

Hayat bazen bir köprüden düşüş kadar sert,

Bazen bir sahnede alınan alkış kadar umutlu.

Önemli olan, bu iki uç arasında insan kalabilmek.

Ve kalemi, her şeye rağmen, hakikatin yanında tutabilmek.

İşte tam da bunun için yazmaya devam edeceğiz.