Thomas Edison küçük bir çocukken bir gün okuldan eve bir zarfla gelir. Öğretmeni annesine verilmek üzere bir not göndermiştir.
Annesi kağıdı açar…
Bir süre sessiz kalır…
Sonra oğluna dönüp notu okur:
“Oğlunuz bir dahi. Bu okulda onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.”
O günden sonra Edison’un öğretmeni annesi olur.
Yıllar geçer…
O küçük çocuk büyür ve tarihe geçen bir bilim insanına dönüşür.
Annesi öldükten sonra bir gün eski eşyaları karıştırırken o notu tekrar bulur.
Kağıdı açtığında yazan gerçek cümle şudur:
“Oğlunuz şaşkın ve akıl hastası bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz.”
Edison saatlerce ağlar ve günlüğüne şu satırı yazar:
“Thomas Edison kahraman bir anne tarafından yüzyılın dahisi haline getirilmiş şaşkın bir çocuktu.”
Aslında bu hikâye yalnızca bir bilim insanının hikâyesi değildir.
Bu hikâye, insanın kendisi hakkında neye inandırıldığıyla hayatının nasıl şekillendiğinin hikâyesidir.
Çünkü insan çoğu zaman gerçeklerle değil, inandıklarıyla yaşar.
Ve bu durum sadece çocuklukta değil, hayatın her alanında geçerlidir.
İş hayatında da böyledir.
Bir iş kurmak isteyen birine çoğu zaman ilk söylenen cümle şudur:
“Olmaz.”
“Bu iş tutmaz.”
“Boşuna uğraşma.”
Bir proje anlatırsınız…
İnsanlar önce neden olmayacağını anlatır.
Bir hedef koyarsınız…
Çevreniz size neden başaramayacağınızı sıralar.
Birçok insanın hayalleri, daha başlamadan bu cümlelerin altında kalır.
Oysa başarı hikâyelerine baktığınızda ortak bir şey görürsünüz:
Başaran insanların çoğu önce kendilerine inanmıştır.
Henüz ortada hiçbir şey yokken…
Henüz kimse onları ciddiye almazken…
Henüz herkes “olmaz” derken…
Onlar içlerinden bir sesle şunu söylemiştir:
“Ben yapabilirim.”
Bugün iş dünyasında da, ticarette de, girişimcilikte de en çok duyduğumuz cümlelerden biri vardır:
“İnanmak başarmanın yarısıdır.”
Bu söz aslında sadece bir motivasyon cümlesi değildir.
Bir gerçeğin özetidir.
Çünkü insan kendisine inanmadığı bir işi zaten başlatamaz.
Başlatamadığı bir işi de başaramaz.
Bir girişimcinin sermayesinden önce cesareti,
bir yöneticinin unvanından önce özgüveni,
bir insanın yeteneğinden önce inancı gerekir.
Edison’un hayatındaki asıl mucize ampul değildi.
Annesinin ona söylediği o cümleydi.
Çünkü bazen bir insanın hayatı,
ona söylenen bir sözle değişir.
Bazen de insanın kaderi,
kendi kendine söylediği bir cümleyle.
Ve belki de hayatın en basit ama en güçlü gerçeği şudur:
İnsan kendisi hakkında neye inanırsa,
zamanla ona dönüşür.
Bu yüzden hayatta en önemli şey bazen şudur:
Önce kendine inanmak.
Çünkü bazen dünyayı değiştiren şey bir icat değil…
bir insanın kendine duyduğu inançtır.