8 Mart gelince hep aynı tabloyla karşılaşıyorum. Bir yerde kadınlar için program düzenlenmiş.
Bir yerde karanfil dağıtılıyor.
Bir yerde uzun uzun konuşmalar yapılıyor.
Kadınların ne kadar değerli olduğu anlatılıyor.
Sonra fotoğraflar çekiliyor.
Sosyal medyada paylaşımlar yapılıyor.
Mesajlar yayınlanıyor.
Ama nedense bu konuşmaların çoğu 9 Mart sabahı unutuluyor.
Oysa 8 Mart’ın hikâyesi bir kutlama hikâyesi değildir.
8 Mart; bir direnişin, bir mücadelenin, bir hak arayışının tarihidir.
1857 yılında New York’ta tekstil fabrikasında çalışan kadın işçilerin daha insanca çalışma koşulları için başlattığı grev…
Kapıları kilitlenen bir fabrika…
Ve çıkan yangında hayatını kaybeden onlarca kadın…
Bugün dünyanın birçok yerinde 8 Mart’ın anılmasının nedeni işte o mücadeledir.
Ama yıllar geçtikçe bu günün anlamı yavaş yavaş değişti.
Bir direniş günü…
Bir farkındalık günü…
Bir hak arayışı günü…
Adeta bir kutlama gününe dönüştürüldü.
Oysa mesele çiçek değil.
Mesele eşitlik.
Çünkü bu ülkede kadınların büyük bir bölümü hâlâ görünmeyen bir emeğin taşıyıcısı.
Sabah erken saatlerde uyanan,
Çocuğunu hazırlayan,
Evini toparlayan,
Sonra işe giden…
Akşam eve geldiğinde ise ikinci mesaisi başlayan milyonlarca kadın var.
Yemek…
Çocuk…
Ev…
Sorumluluk…
Ama bu emeğin adı çoğu zaman “fedakârlık” oluyor.
Emek değil.
Kadınlar çalışıyor.
Üretiyor.
Ayakta duruyor.
Ama çoğu zaman verdikleri mücadele görünmüyor.
Siyasette daha azlar.
Yönetim kademelerinde daha azlar.
Karar mekanizmalarında daha azlar.
Ama sorumluluk söz konusu olduğunda ilk akla gelen yine kadın oluyor.
Toplumun omurgasını taşıyan ama çoğu zaman görünmeyen bir güç…
İşte 8 Mart aslında tam da bunu hatırlatmak için var.
Bir gün çiçek vermek için değil.
Kadınların eşitlik talebini konuşmak için.
Çünkü kadınlar bir gün hatırlanmak istemiyor.
Bir gün alkışlanmak da istemiyor.
Kadınlar sadece şunu istiyor:
Eşit bir hayat.
Eşit fırsatlar.
Eşit haklar.
Eşit saygı.
Belki de bu yüzden 8 Mart’ı gerçekten anlamak istiyorsak şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bir gün kadınları hatırlamak mı daha kolay…
Yoksa hayatın her alanında gerçekten eşit görmek mi?
Cevabı aslında hepimiz biliyoruz.
Ama asıl mesele…
O cevabı bilmek değil.
O cevabın gereğini yapabilmek.
Belki de bu yüzden mesele 8 Mart değil.
Mesele 9 Mart.
Çünkü kadınlar bir gün hatırlanmak istemiyor.
Hayatın her gününde eşit olmak istiyor.